Arzu Demir yazdı | Ailenin ilgasını şimdiden düşünmek
Ailenin ilgasını bugünden düşünmek mümkün olamaz mı? Ailesiz bir toplumu bugünden hayal edemez miyiz? Ailenin yerine bir şey koymak zorunda mıyız? Akrabalık ilişkilerinin yerine yoldaşlık ilişkilerini koyamaz mıyız?
İktidarın "şef tipi aile" saldırısına karşı kadınlar, önceki gün "Aile değiliz, kadınız, isyandayız" diyerek sokakları, meydanları doldurdu. Bir kez daha bu stratejik saldırıya hayatlarını, bedenlerini, emeklerini, geleceklerini teslim etmeyeceklerini ilan ettiler.
"Şef tipi aile" saldırısının üç temel amacı var.
Birincisi; Türk burjuva devletinin işçi ve asker ihtiyacını karşılamak.
İkincisi; kapitalist sistemin içinde bulunduğu varoluş krizine bağlı olarak gelişen erkek egemenliği krizine çare bulmak, erkek egemenliğini politik islamcı temelde tahkim etmek.
Üçüncüsü; toplumu da politik islamcı temelde yeniden inşa etmek.
Kadın özgürlük mücadelesinin, iktidarın stratejik saldırısı karşısında yürüttüğü siyasal mücadele bu yazının konusu değil.
Bu hafta, bir kitap vesilesiyle sizleri geleceğe -bugünümüzü de ilgilendiriyor elbette- dair düşünmeye davet etmek istiyorum. Ailenin ilgasını bugünden düşünmek mümkün olamaz mı? Ailesiz bir toplumu bugünden hayal edemez miyiz? Ailenin yerine bir şey koymak zorunda mıyız? Akrabalık ilişkilerinin yerine yoldaşlık ilişkilerini koyamaz mıyız?
Geleceği hayal etmenin, düş kurmanın bile "siyasetin realitesine" hapsedildiği bir dünyadayız. Hele de tarih bilinci, toplumsal hafıza dumura uğratılmışsa, subjektif bir biçimde olayları kendi nesnelliğinden ve diyalektik bağlantılarından kopartarak tarih okuması yapmak siyasetin temel bir unsuru haline gelmişse, geleceğe dair birçok soru, uçuk kaçık gelebiliyor.
Oysa dünya kadın hareketinin tarihinde, ailenin ilgasına dair güçlü bir tartışma, birikim ve deneyim var. 1970'lerin başında başlayan Ev İşine Ücret Kampanyasıyla birlikte bu konu İtalya'dan ABD'ye geniş bir kesimin siyasal mücadele gündeminde de bir biçimiyle yer aldı. Ayrıntı Yayınlarının bu yıl okurla buluşturduğu Sophie Lewis'in, Ailenin İlgası/Bakım ve Özgürleşme İçin Bir Manifesto kitabı, kadın hareketinin bu tarihsel birikiminin iyi bir özetini sunuyor. Daha fazlasını okumak isteyenler için de yazar, geniş bir kaynakça sunuyor.
Kitapta yer alan aileyle ilgili değerlendirmelerden bazılarını alıntılamak istiyorum: "Aile, ulus devletin bir mikro kozmosu gibi şovenizmi ve rekabeti besler. Aile, tıpkı milyarlarca şubesi olan bir fabrika gibi kültürel, etnik ve ikili cinsiyet kimliğine; bir sınıfa ve ırksal bir bilince sahip 'bireyler' üretir. Sonsuz yenilenebilir bir enerji kaynağı gibi piyasa için ücretsiz işgücü sağlar. "Ortak olması gereken şeylerin özelleştirilmesine ve eş, akrabalık, gen ve soy gibi mülkiyet kavramlarına dayanan aile; bir halkın içinden doğan bir yapı değil, bir devlet kurumudur. Aynı anda hem normatif bir istek hem de son çaredir. Kendini kader olarak gösteren bir şantaj, biyolojik gereklilik gibi görev alan dandik bir sözleşmedir.
"Ailenin en temel özelliği, bakımın özelleştirilmesidir." Yazarın kitapta üzerinde sıkça durduğu bu son tanım çok önemli. "Bakımın özelleştirilmesi"nin sonucu kadının evsel köleliğidir. Çünkü bakım emeğini veren kadındır. Batının kapitalist metropolünden güneyin sömürgeleştirilmiş kentine bu gerçek temelde değişmiyor.
Yazarın, sömürgeleştirilen halkların aile yapısına dair yaptığı tanım da hayli dikkat çekici: "…Aileleşme sadece tarihsel değil, aynı zamanda devam eden bir sömürgeleştirme sürecidir."
Charles Fourier'den Komünist Manifesto'ya, Aleksandr Kollantay ve Bolşeviklerden Eşcinsel Kurtuluş Hareketi'ne, Ev İşine Ücret Kampanyasından 21. Yüzyıl Trans Marksizmine, ailenin ilgasına dair tartışmaların izleğini sunan kitap, "Hangi aileyi ilga edeceğiz" sorusuna da yanıt veriyor: "Başka bir deyişle ataerkil devletin gerçekten yok edilmesini garanti altına almanın tek yolu aile kurumunun da yok edilmesidir."
Sophie Lewis, kadın hareketinin, sömürgecilik ve ırkçılık karşısında durduğu için ailenin ilgası tartışmasının dışına çıkardığı siyah annelik ve siyah aile ile ilgili de zihin açısı bir tartışma yapıyor. Siyah yazar Kay Lindsey'in The Black Woman as a Woman kitabından, "Ailelerimiz beyaz ailelerden biraz farklı şekillenmiş olabilir, ancak devleti ayakta tutabilmek için gereken toplumsal işleyiş yine de sağlanmıştır" alıntısını yapan yazar, siyah ailelerin de ilga edilmesi fikrini destekliyor.
Yazar, "aileyi genişletmek" yerine, okurdan ailenin ötesine geçmenin tasavvur edilmesini istiyor. "Ailenin yerine ne koyacaksınız" sorusuna feminist aktivist ve yazarlar Michèle Barrett ve Mary McIntosh'un sözüyle yanıt veriyor: "Hiçbir şey."
O "hiçbir şeyi" bugünden neden yeniden düşünmeye başlamayalım? Bu yazının sonu, yazarın hayali olsun: "Devletin özellikle bakıma muhtaç insanı kabul ettiği az sayıdaki bakıcının kollarına geri göndermesini sağlamak ve bakımı özelleşmiş olmaktan çıkarmak, 'ebeveyn hakları'na karşı çıkmak ve tüm insanların pek çok kişi tarafından bakıldığı bir dünyayı hayal etmek. (…) Onu tam olarak nasıl arzu edebileceğimi bilmiyorum ama ailenin ardından ne geleceğini görmek için sabırsızlanıyorum. Muhtemelen ardından gelecek şey her ne ise onu göremeyeceğimi de biliyorum. Yine de gerçekleşmesini umuyor; görkemli ve bereketli bir hiçlik olmasını diliyorum."