11 Mart 2026 Çarşamba

Satılmış Temiz yazdı / Ali İsmail'in anısı bize emanet

Hacettepe Üniversitesi Beytepe Kampüsü'nde uzaklaştırılan öğrenciler arasında olan Satılmış Temiz, cezalara giden süreci, üniversitesi baskıyı ve mücadeleyi yazdı. 

Geçtiğimiz sene patlak veren gençlik isyanı, gençliğin hayata ve siyasete etkin bir şekilde katılımının önünü açan bir süreç yaşattı hepimize. Bu süreç içerisinde politize olan geniş gençlik kitleleri aynı zamanda devrimci önderleri, devrim şehitlerini, Gezi'yi ve Suruç'u da mücadelesinin bir parçası haline getirdi. Yer yer üniversitelerde yer yer sokakta ve daha nice alanda, kaybettiğimiz isimleri ve hatıralarını andık, mücadelemizde yaşattık. Ancak öyle görünüyor ki karşımızda geride bıraktığımız devrim şehitlerinin isminden dahi ürken bir faşist şeflik rejimi bulunmakta.

Geçtiğimiz senenin nisan ayında Hacettepe Üniversitesi'nde Ali İsmail Korkmaz belgesel gösteriminde buluşmak istedik. Gün içerisinde, çağrıyı halihazırda görmüş olan özel güvenlik birimleri yanımıza gelip film gösterimini yapamayacağımıza dair çeşitli söylemlerde bulundu. Söylenenlere aldırış etmeyip gösterim saati geldiğinde çağrıyı yaptığımız yere gidip hazırlıklarımızı yapmaya başladık. Gösterime engel olmak isteyen ÖGB ve okul yönetimi ilk başta binanın elektriğini kesip filmi izlemek için gelen arkadaşlarımızı binaya almadı. Ardından sıra arkadaşlarımızın bizimle gösterdiği dayanışma ve direnişle film gösterimini başka bir alanda mümkün kıldık. Filmin ardından Gezi'nin bıraktığı mirası, coşkuyu ve Ali İsmail'in anısını kampüsümüzde ve isyanımızda kalıcı kılmak, yaşatmak için duvara Ali İsmail'in silüetini çizdik. Ardından ÖGB tekrar yanımıza gelip silüeti silmekle tehdit etti. Bizler de gece boyu Ali İsmail'in başında şarkılarımızla, halaylarımızla ve bizimle dayanışmaya gelen sıra arkadaşlarımızla beraber nöbet tuttuk. Sabah olduğunda valiliğin de emriyle, kampüse polis dikmekle yine bizi tehdit eden ÖGB, dayanışma alanımıza ve bir kez daha Ali İsmail'e saldırdı. Buradan anlıyoruz ki karşımızda yitirdiklerimizin silüetinden dahi korkan siyasi bir rejim var. Bugünse o nisan gecesi Ali İsmail'in başında nöbet tutan, Ali İsmail'in hatırasına sahip çıkan birçok Hacettepeli çeşitli bahanelerle yarım dönemden 7-8 döneme kadar okuldan uzaklaştırma cezasına mahkum edildi. Ancak unuttukları şey şu ki ne Ali İsmailler ne Gezi, hafızalarımızdan ve mücadelemizden silinmeyecekler. 

Öte yandan 19 Mart süreci ve devamında Hacettepe'de çeşitli unutulmuş ya da unutulmaya yüz tutmuş fiili meşru eylem pratikleri tekrar gün yüzüne çıkarılmış ve üniversite siyasetine yön vermiştir. Zorunlu e-yoklama uygulaması olan prolize, yemekhane zamlarına, sermaye çıkarını gözeten yemekhanede rezervasyon sistemine karşı rektörlük yürüyüşleri ve yemekhane işgalleriyle 2025-2026 akademik yılına da hızlı bir giriş yapıldı.

Tabii ki bu eylemlerin ardından da hakkı olanı almak için harekete geçen, yürüyüşlere katılan, yemekhane turnikelerinden atlayan birçok sıra arkadaşımıza soruşturmalar yağdırılmıştır. Yükselen öğrenci hareketinin faşist şeflik rejimi ve kampüsteki temsilcisi rektörlük üzerinde yarattığı siyasi baskının sonucu olarak hareketin bastırılması için soruşturmalar gelmeye devam ederken kampüs içinde polis işkencesi, tutuklama talebine kadar varan gözaltılar yaşanmıştır. Bu tür baskı politikalarıyla öğrenci hareketinin önünü alamayan rektörlük, geçmişte olduğu gibi bugün de kampüs içerisinde faşist çetelere alan açarak öğrencilerin canını tehlikeye atmıştır. Normal koşullarda başka bir üniversiteden ya da mahalleden bir arkadaşımızı dahi kampüse almayan rektörlük, eli palalı faşistlerin kampüse girmesine, kampüs içerisinde "devir teslim(?)" töreni yapmalarına, diğer öğrencilere palalarla saldırmasına müsaade etmiştir. Keza aynı gün bir sıra arkadaşımız kafasına aldığı pala darbesiyle ölümün kıyısından dönmüştür. Dönüp baktığımız zaman izlenen politika ve amaç ortadadır. Uzaklaştırma cezasıyla "cezalandırılan" öğrenciler nitelikli, parasız beslenme hakkını, barınma hakkını, üniversitenin özerkliğini savunmuş ve bunun için mücadele etmiştir. Lakin hakları için mücadele eden öğrencilerin canına kast eden eli palalı sivil faşist çeteler hala kampüste barınmakta, kadınları taciz etmekte, uyuşturucu ticaretine devam etmektedir.

Gençlik olarak dün olduğu gibi bugün de karşımıza çıkan soruşturmalara, uzaklaştırmalara, sivil-faşizme ve bize savaş açan her bir unsura karşı fiili meşru mücadele hattını örgütlemeye, bulunduğumuz her alanı dayanışma ve direniş alanı haline getirerek özgürleştirmeye devam edeceğiz. Kampüslerimizden uzaklaştırılmış olmak bizi mücadeleden koparmaktan öte verdiğimiz mücadelede ne kadar haklı olduğumuzu bize bir kez daha ispatlamakta ve kavgaya daha coşkulu sarılmamızı sağlamaktadır.

Gözaltılar, soruşturmalar, baskılar bizi yıldıramaz!

Yaşasın öğrenci dayanışması!