21 Ocak 2026 Çarşamba

Arif Çelebi yazdı | Rojava: 2+2=1

QSD, 18 Ocak anlaşmasına ve ilan edilen ateşkese bağlı olduğunu açıkladı. 18 Ocak anlaşması Rojava devrimini hemen hemen tasfiye pozisyonuna zorlasa da Türk devleti ve çete ortakları durmayacak, tam teslimiyeti dayatmak için bütün güçlerini seferber etmeye devam edecektir.

Dört parça Kürdistan Rojava devrimini savunmak için birleşti. Rojava mevzide. Başûr, Bakur, Rojhilat ayakta. Avrupa'da ve dünyanın her yanında ilericiler Rojava'nın yalnız olmadığını göstermek için sokakta. Dayanışma her yerde.

Rojava devrimi bir kez daha ezenler ve ezilenleri, ilericileri ve gericileri, sömürgecileri ve antisömürgecileri, emperyalistleri ve antiemperyalistleri saflaştırdı.

Emperyalistler, cihatçı çeteler, sömürgeciler, işgalciler ve onların uşakları Rojava devrimini tasfiye etmek, devrimin kazanımlarının kökünü kazımak için birleşti. Devrim önemli mevzilerinden geri çekilmek zorunda kalsa da Rojavalılar bir kez daha "artık yeter" dedi ve yediden yetmişe devrimci seferberlik çağrısına ses verdi.

AMAÇ: ROJAVA DEVRİMİNİ TASFİYE ETMEK
ABD emperyalizmi ve sömürgeci Türk devleti, bu tasfiyeci saldırının yöneticisidir. Türk devleti ve HTŞ bu tasfiyeci saldırının uygulayıcısıdır. Bu saldırı siyonist İsrail'in bilgisi ve onayı ile gerçekleşmiştir. İngiltere, Fransa, Almanya ve AB yöneticileri bu saldırının destek kuvvetleridir. Suudi Arabistan ve Körfez ülkeleri HTŞ'nin vahşi saldırılarını açıkça sahiplenen ülkeler arasındadır.

Bu, birdenbire olan bir saldırı değil. Suriye devletinin HTŞ çeteleri ve onların şefi Golani'ye teslim edilmesinden bu yana Rojava devrimini tasfiye saldırısı adım adım yürürlüğe sokuldu. Sömürgeci Türk devleti devrimin ilk gününden bu yana onu yok etmek için askeri, siyasi, diplomatik bir çaba içindeydi. HTŞ'yi besleyen, koruyan, silahlandıran ve güden devletlerden biri olmanın verdiği güvenle Rojava devrimini tasfiye etmek için bütün imkanlarını kullandı.

Suriye'de iktidarın HTŞ'ye devredilmesi ve HTŞ eliyle Suriye'nin ABD ve AB emperyalizminden yana saflaştırılmasıyla birlikte ABD'nin QSD'ye yaklaşımı değişti. ABD başından itibaren Özerk Yönetimi siyasi olarak tanımadı, QSD'yle geçici bir askeri ittifak içinde oldu. Esad rejiminin yıkılması ve HTŞ'nin IŞİD karşıtı koalisyona katılmayı kabul etmesi ile birlikte QSD'yi HTŞ'ye monte etme siyaseti izledi. Özerk Yönetim olmaksızın QSD'nin bir bölümünün kurumsal varlığının sürmesi ABD emperyalizminin çıkarınaydı. ABD'nin Ortadoğu sömürge valisi gibi hareket eden Suriye Özel temsilcisi Tom Barack başından beri bu yönde hareket etti. 

İsrail, Golan Tepelerini ilhak etme ve Suriye'nin Güneyini nüfuz alanı olarak kabul ettirme karşılığında HTŞ iktidarını onayladı. İsrail'in kimi yöneticileri HTŞ iktidarının ilk günlerinde Kürtlerin kazanımlarının korunmasına dair kimi sözler ifade etseler de Halep'teki Kürt mahallelerine yönelik saldırılara ve sonrasında girişilen topyekun tasfiye saldırısına sessiz kaldı.

ABD emperyalizmi Suriye'nin kuzeyini Türkiye ve güneyini de İsrail nüfuz alanları olarak paylaştırarak Suriye'yi kendi denetiminde merkezi bir devlet olarak yeniden inşa etmek istiyor.

ABD'NİN ORTADOĞU POLİTİKASINDA SURİYE'NİN YERİ VE ROJAVA
ABD, Çin-Rusya-İran eksenini dağıtmayı, geri kalan ülkeleri kendi komutası altında saflaştırmayı başlıca amaç olarak belirlemiş durumda. İran bu bakımdan kritik bir yerde duruyor. İran eksenin dışına düşürülürse Rusya da tarafsızlaştırılabilirse Çin'i dizginleyebileceği hesabı içinde. Kapitalizmin varoluşsal krizi derinleşiyor. Bu nedenle tekeller ve onların silahlı bekçileri olan kapitalist devletler arasında çelişkiler keskinleşiyor. Bu çelişkiler uzlaşır niteliğini yitiriyor ve kaçınılmaz olarak iktisadi, siyasi ve askeri çatışmaları tetikliyor. Pazarları paylaşma, enerji kaynakları ve hatları ile tedarik zincirini denetim altında tutma ve nadir elementlere ulaşma başlıca çatışma konuları olarak öne çıkıyor. Ortadoğu bu bakımdan büyük öneme sahip. ABD burada tam bir denetim sağlayarak avantaj elde etmek istiyor.

ABD, İran'ı eksenden koparmak için onun Ortadoğu'daki varlığını ve etkisini kırmayı öncelikli hedef haline getirdi. Hamas'ın, Hizbullah'ın tasfiyesine yönelik girişimler, Esad rejiminin yıkılması ve HTŞ'nin iktidara taşınması bu hedef doğrultusunda atılan adımlardı. HTŞ ile birlikte Suriye'nin de merkezi bir yönetim altında birleştirilmesi çabası aynı stratejinin bir parçasıydı. Türk devleti ile Öcalan arasında başlatılan süreç de bu strateji doğrultusunda teşvik edildi. 

İsrail, ABD'nin yeni Ortadoğu stratejisinin başlıca ortağı ve jandarmasıydı. İsrail'in pozisyonu bu strateji ile birlikte yeni bir içerik kazandı; artık kendini koruyan değil, Ortadoğu'da hegemonik bir güç olarak ortaya çıkacaktı.

TÜRKİYE, SÜREÇ VE ROJAVA
Sömürgeci faşist Türk devleti İran ve Rusya'nın Ortadoğu'dan çıkarılması ile oluşacak hegemonya boşluğunu doldurmak için yeni adımlar attı, aksi takdirde İsrail bütünüyle belirleyici konuma gelecekti. Onu dengelemek için faşist şef Erdoğan tam anlamıyla Trump'ın dümen suyuna girdi.

Sömürgeci Türk devleti PKK ile savaşı sürdürerek bu hegemonya mücadelesinde istediği sonucu alamazdı. Suriye'de rejimin değişmesi ile birlikte Rojava'nın statü kazanması için şartlar daha elverişli hale gelecekti. Ortadoğu'nun alt üst olduğu koşullarda Kürtlerin manevra alanı genişleyecek, Türk devleti ile hegemonya mücadelesi içinde olan güçlerin Kürtlerle yeni türde ilişkiler geliştirmesinin koşulları artacaktı. 

Türk devleti Öcalan'la "süreç"i başlatarak hem Kürt silahlı birliklerini hem de meşru-yasal alanı pasifize etmeyi hedefledi. "Süreç"i uzatarak umutları tüketmeyi, halk ve gerilla iradesini kırmayı ve teslimiyetçi ruh halini Kürt kitlesi içinde hakim kılmayı amaçladı. Böylece yalnızlaştırılmış Rojava'ya kolaylıkla boyun eğdirecekti. Tam da bu doğrultuda HTŞ çetelerini Rojava'ya saldırtarak oradaki mevcut statüyü yıkmaya girişti.

HALEP PROVASI
Halep'teki Kürt mahallelerine saldırı Rojava devriminin bütün kazanımlarını yok etme politikasının ilk provasıydı. 1 Nisan anlaşması ile Halep'teki Kürt mahallelerinin özerk kurumları, meclisleri ve özsavunma güçleri güvence altına alınmıştı. Buna karşın QSD güçleri ağır silahlarla buradan çekilmişti. Bu mahallelere yönelik soykırımcı saldırı, Özerk Yönetimi yıkma girişiminin ilk adımıydı. 6 Şubat'ta İsrail-HTŞ ve ABD temsilcileri Paris'te anlaşma yapmış Türk Dışişleri Bakanı Hakan Fidan da görüşmeye çağrılmıştı. Suriye'nin İsrail ve Türkiye arasında nüfuz alanlarına bölünmesi ve Rojava devriminin tasfiyesi burada kararlaştırıldı. Aynı gün Halep saldırısı başladı. Türk devleti doğrudan saldırılara katıldı. ABD Halep'teki Kürt güçlerinin geri çekilmesini istedi. Kürtler Halep'te soykırımcı saldırılar altındayken AB komisyonu ve konseyi başkanları HTŞ şefi Golani ile görüşmeler yaparak yüz milyonlarca euro vermeyi taahhüt ediyorlardı. İsrail, olanı biteni sessizce izliyordu.

Halep düştükten sonra sıranın Reqa ve Dêrazor'a geleceği açıktı. QSD, her defasında ABD ve CENTCOM'un isteği ile güçlerini geri çekti. Son olarak Rojava Devriminin bütünüyle tasfiyesini içeren 14 maddelik anlaşma metni ortaya çıktı. Bu bir anlaşmadan çok üzerinde müzakere edilecek bir metindi. QSD heyeti bu amaçla Şam'a gitti. Tom Barrack'ın da katıldığı toplantıda HTŞ tam teslimiyeti dayattı ve Tom Barrack da heyetten bunu onaylamasını istedi. Bu teslimiyet reddedildi. Özerk Yönetim ve QSD halka seferberlik çağrısı yaptı.

DEVRİMİN ZAYIF HALKASI: KÜRT-ARAP İTTİFAKI
Rojava devriminin Kürtlerin çoğunlukta olduğu bölgelerden Sünni Arapların çoğunlukta olduğu bölgelere yayılması devrimci bir ayaklanma ile değil, IŞİD çetelerinin QSD-ABD ittifakı ile temizlenmesi sonucu gerçekleşti. HTŞ'nin ABD desteğiyle iktidara getirilmesiyle birlikte dengeler değişti. HTŞ-Türk devleti saldırıları ABD gözetiminde başladığında bu şehirlerdeki Arapların önemli bir bölümü saf değiştirdi. Bu nedenle QSD'nin buralardan çekilmesi bir zorunluluktu.

Buradan yola çıkarak Rojava devriminin halklar arasında eşitlik ve kardeşleşmeyi esas alan politikasının yanlış olduğu söylenemez. Devrimsel kazanımların özellikle Arap kadınları içinde bir bilinç devrimi yarattığı göz önüne alınmalıdır. Kaldı ki bütün Araplar politik İslamcı değildir. Alevi inancına mensup olan Araplar ve seküler Araplar arasında demokratik fikirlerin kök salmasında Rojava devriminin derin etkileri vardır.

HALEP DİRENİŞİ VE YENİDEN DİRİLİŞ
Halep'teki Kürt mahallelerine saldırıya QSD başka türlü yanıt verebilirdi ama Halep'e ulaşmasının koşulları neredeyse yoktu. ABD'nin gözetiminde Türk devleti ile ortaklaşa yapılan saldırılara QSD fiziki koşullar nedeniyle müdahale etmesi güçlerinin büyük bir imha ile karşı karşıya gelmesine yol açardı. Ama aynı zamanda bu girişim Türk devletinin savaşa doğrudan dahil olmasına ve yeni işgal cepheleri açmasına vesile yapılırdı.

Durum böyle olmasına karşın mahalle meclislerinin direniş kararı alması ve özsavunma güçlerinin fedai eylemleri hem Rojava'da hem Kürdistan'ın dört bir parçasında yeniden dirilişin olanaklarını yarattı. Eğer bugün dört bir yanda Kürtler ayaktaysa bunda buradaki savaşçıların ölümüne devrimci direnişinin payı büyüktür.

Halep ve ardından bugün Rojava'daki bütün kentlerde silahlanmış halkın savaş siperlerinin en önüne koşması, Türk devletinin "süreç"le oluşturmak istediği teslimiyetçi, pasivize edici ruh haline darbe indirmiş, yeniden diriliş rüzgarı estirmiştir.

Halep direnişinin en önemli kazanımı budur.

QSD 18 Ocak anlaşmasına ve ilan edilen ateşkese bağlı olduğunu açıkladı. 18 Ocak anlaşması Rojava Devrimini hemen hemen tasfiye pozisyonuna zorlasa da Türk devleti ve çete ortakları durmayacak, tam teslimiyeti dayatmak için bütün güçlerini seferber etmeye devam edecektir.

Rojava'daki devrimci direniş bir kez daha emperyalist barbarlığın gemi azıya aldığı, kravat takmış insanlık düşmanı katillerin kapitalist merkezlerde kutsandığı günümüzde yanan bir umut ateşidir. Bu ateşe odun taşımak, bu ateşi çoğaltmak dünyanın bütün ilericilerinin kadınlarının, ezilen halklarının görevidir.

*Yazının başlığındaki 2+2=1, dört parça Kürdistan'ın birliğini ifade ediyor.