21 Ekim 2020 Çarşamba

Ziya Ulusoy yazdı | Kafkasya'da savaşa karşı...

Her ülkenin komünist ve devrimci hareketi, kendi savaş baronlarının ihtirasına ve kan dökücülüğüne karşı halkı ayağa kaldırır, bu savaş kaynağı iktidarları yıkarsa, halkların kardeşliğine dayanan kalıcı barışı kurabilir, Güney Kafkasya'da hak eşitliğine dayanan kalıcı çözüm gerçekleştirebilir.

'90'lı yıllarda SB çökerken iki olgu öne çıkmıştı: Milliyetçi boğazlaşmalar ile geriye dönük ideolojilerin şahlanışı!

Karabağ üzerine savaş burjuva milliyetçi boğazlaşmalar kapsamındaki gerici bir savaştı. Her ne kadar Karabağ'ın otonomiden bağımsızlığa geçiş isteği haklıydıysa da daha önemli bir şeye, Ermenistan burjuva milliyetçilerinin politikasına bağımlı ve tabi bir meseleye dönüşmüştü. Nitekim sonuçta Karabağ dışında da bazı Azeri bölgeleri işgal edildi, ki haklı meselenin burjuva milliyetçi savaş için kullanılmasının haksız işgalci sonuç ve göstergesi oldu.

Burjuva milliyetçileri, her iki ülkede de ayrı devletlerin "kurucu"su savaşçılar, daha fazla toprak fethetmiş olarak, savaşı, halkları kendilerine bağlamanın aracı yapmayı gözü dönükçe uyguluyorlardı.

Bu arada sol saflar da dahil, çok geniş yelpazede "Demek ki Stalin'in sopası bu halkları yan yana tutabiliyormuş, gördünüz mü halklar milliyetçiliği hiç terk etmemiş" gibisinden gerici teorileri yükseltiliyordu.

Oysa en azından onlarca yıl sosyalizm, Kafkasya halklarını, federatif ve özerkçe devlet biçimi altında, ayrılma haklarını korudukları ulusal hak eşitliği içinde yaşatabilmişti. Halkların sopayla barış içinde yaşatılabileceği görüşünün kendisi gericiydi, gericidir.

Özel mülkiyetçi kapitalizme geçmek için inisiyatifi ele alanlar, Batılı emperyalizmin desteğinde milliyetçi boğazlaşmayla her iki halkı yeniden düşmanlaştırdı. Bu düşmanlık Ekim Devrimi öncesinin kitlesel boğazlaşma nefretini yeniden inşa etti.

Karabağ özerk bölgesi halkının bağımsız olma, Azerbaycan'ın boyunduruğunu reddetme isteği haklı olsa da bu isteği Ermenistan-Azerbaycan burjuva milliyetçilerinin savaşına vesile yapıldı.

Her iki taraf burjuva milliyetçileri, şovenizmle halkı zehirlediler. Yalnızca savaşta halkın genç evlatlarını kırdırmakla yetinmediler. Antikomünist ortam yaratıp cinayetler işlediler. Ermenistan'da milliyetçilerin "komünist" vekilleri katledebilmesi savaşla kazanmış oldukları şovenist hegemonya sayesinde gerçekleşebildi.

Azerbaycan'da faşizan Halk Cephesi, İslamcı milliyetçilikle iktidardaydı. İktidar savaşta kaybedince yerini alan Aliyev, önce Türkiye'nin Halk Cephesi'ni yeniden iktidar yapma darbe girişimiyle karşılaştı. Darbe vartasını atlattıktan sonra, hanedanlığı ve diktatörlüğü, yenilginin intikamını alma milliyetçiliği sayesinde kurabildi.

Şimdi de Erdoğan faşizminin silah satışı, hava kuvvetleri ve çete desteğiyle, petrol gelirinden palazlanma ve silahlanma sayesinde ve iç hoşnutsuzluğu bastırma amacıyla Aliyev diktatörlüğü, yeniden Ermenistan'la savaşı başlattı. Milliyetçi intikamcılığı yükselterek iktidarını koruma, savaşta kaybettiği toprakları ve kendisine bağımlı olmak istemeyen Karabağ'ı fethetmek istiyor.

Erdoğan faşizmi, savaş çanları çalarak diktatörlüğünü korumaya, Ermeni düşmanlığıyla halkı zehirlemeye, Azerbaycan üzerinde de himayeci, askeri üs dayatıcı bağımlılık geliştirmeye, silah ihracı gerçekleştirmeye ve petro-dolar ele geçirmeye çalışıyor.

Akdeniz ve Libya'daki savaşı kendisinden güçlü devletlerce frenlenince bu kez de Azerbaycan-Ermenistan savaşını kışkırtarak oyununu oynamaya çalışıyor.

Emperyalistler, elbette durumu kendilerine muhtaçlığı büyütmek, silah ihraç etmek "barış sağlayıcı" sahte rollerle bağımlılık ilişkisi geliştirmek için kullanacaklar, kullanıyorlar.

Yalnızca işçi sınıfının temsilcisi komünistler ve tutarlı enternasyonalistler, halklar arasında kardeşliği ve kalıcı barışı inşa edebilir. Halkların savaşın acımasızlığı girdabında kan ve can vermesini önleyebilirler.

Her ülkenin komünist ve devrimci hareketi, kendi savaş baronlarının ihtirasına ve kan dökücülüğüne karşı halkı ayağa kaldırır, bu savaş kaynağı iktidarları yıkarsa, halkların kardeşliğine dayanan kalıcı barışı kurabilir, Güney Kafkasya'da hak eşitliğine dayanan kalıcı çözüm gerçekleştirebilir.

Türkiye ve Kürdistan'da komünist ve devrimci hareketin, işçi sınıfı hareketinin, savaşa karşı politikası, savaş kışkırtıcısı, fetihçi Erdoğan faşizmine karşı halkı ayağa kaldırmak, Erdoğan faşizmini yıkarak demokratik halkçı iktidarı gerçekleştirmek olmalıdır.

Ancak bu yolla, Türkiye faşizminin fetihçi, işgalci, ilhakçı savaş macerasına son verilebilir. Güney Kafkasya'da, Kuzey Suriye'de ve bölgede halklar arasında barış ve kardeşliğin Türkiye'den engeli ortadan kaldırılabilir. Bölgede halklar arasında demokratik ve sosyalist federasyona adım atılabilir.

Ayrıca vurgulamak gerekir ki savaşa harcanan ve savaş sanayi lordları ile Saray'ın sefahatine harcanan kaynak işçi sınıfı ve yoksuların insanca yaşamına verilebilir. İşsizliğin giderilmesi için harcanabilir.

Bütün bu nedenlerle, Erdoğan faşizminin, yeniden burjuva muhalefeti arkasına hizaya dizerek, Ermeni halkına ve halklara düşmanlığı körükleyip halkı şovenizmle zehirleyerek oynadığı savaş oyununa karşı cesaretle mücadele edilmeli. Proletarya enternasyonalizminin gerici savaşlara karşı önce kendi ülkesinin haksız savaşçısı hükümetiyle mücadele edilmelidir.