4 Ağustos 2020 Salı

Ziya Ulusoy yazdı: Kafkasya'da savaş kışkırtıcılığı yeniden

Libya'da ve Suriye'de ABD ile AB'nin egemenleri Rusya'ya karşı olası savaş tırmandırma pozisyonu alırlarsa, diktatör de o cepheye yaslanarak savaşı göze alıp Azerbaycan'ı doğrudan savaşa sürebilir. Başta faşist şef olmak üzere, asıl taraf olan her iki ülke burjuvazisi ve yönetimleri şimdiden ülkelerinde savaş şovenizmini yükseltiyorlar. Devam edecekler.

Ermenistan-Azerbaycan savaşından sonra, uzun süredir ateşkes sürüyordu. Arada silahlarla taciz biçiminde sürdürülen gerginlik,12 Temmuz'da Tovuz'da yeniden silahların patlatılması ve askerlerin öldürülmesi biçiminde seyretti.

Karşılıklı milliyetçi şoven nutuklardan sonra Rusya ve İran adeta "himayeci" yatıştırıcı rol üstlenerek araya girdi. Dahası, Rusya, Karadeniz ve Hazar'da 140 savaş uçağı, 100 savaş gemisiyle dev bir tatbikata girişerek nüfuzu altındaki bölgede gerginliğin savaşa dönüştürülmesine müsaade etmeyeceği uyarısı yaptı.

ÇATIŞMALAR YENİDEN SAVAŞA DÖNÜŞÜR MÜ?
Bu, iki komşu ülke burjuvazileri ve yönetimleri ile bölge üzerine emperyalist nüfuz paylaşımı politikasına sahip devletlerin güç ilişkisine bağlı. Bölgesel güç olarak yayılmacılık peşinde koşan Erdoğan faşizminin Azeri yönetimini kışkırtması da önemli bir rol oynayacak.

Azerbaycan, Dağlık Karabağ'ı ve periferisinde Ermenistan tarafından alınan Azeri yerleşim yerlerini geri almak için güç sınamasına girişiyor. Rusya, ABD ve Fransa'dan oluşan Minsk Grubu'nun "barış" önerisini reddediyor. Ermenistan'ın milliyetçi yönetimleri de bu öneriyi reddetmişlerdi.

Azerbaycan, yenildiği savaştan geçen uzun sürede ekonomik olarak güçlenmesini silahlanmaya da tahvil ederek savaşla milliyetçi şoven geri alma politikası izliyor. Buna bir de iç politikada savaşın şoven rüzgârından yararlanmak, Aliyev diktatörlüğüne bu yolla kitle desteği sağlamak istiyor. Bu iki etken Azerbaycan yönetimi ve burjuvazisinin savaş kışkırtıcılığına nedenli ihtiyaç duyduğunu gösteriyor.

Petrol gelirine bağlı olarak önceleyen uzun süreçte Aliyev yönetimi, Rusya'dan S-300 hava savunma sistemi ve TOS-1A, İsrail'den balistik LORA füzesi, Hermes-900 insansız uçağı ve EL/M-2106-ATAR tipi radar sistemi, Türkiye'den Aselsan yapımı İHAsavar (İHTAR) ve güdümlü füzeler (SOM-B1) satın alarak hava kuvvetlerini güçlendirdi. Bu savaş hazırlığına güvenerek savaşı ve milliyetçiliği kışkırtıyor.

Ermenistan'da uzun süre iktidarı belirleyen Dağlık Karabağ zaferinin milliyetçiliği oldu. Milliyetçi iktidarlar her türden antidemokratikliği, keyfi yönetim ve talanı bu milliyetçi zaferle örtebildiler. İki yıl önce halk protestolarını arkalayan Batı emperyalizminden yana Paşinyan iktidara geldi. Fakat şimdi o da çatışma koşullarında milliyetçiliği kullanarak iktidarını koruma politikası izliyor. Rusya'nın Gümrü'deki askeri üssünün varlığına, emperyalist himayeciliğine, Kolektif Güvenlik Anlaşması'nın koruyuculuğuna güveniyor. Dahası, çelişkide olduğu seleflerinin 2016 çatışmasındaki hava zayıflığını gideren silahlanmasına güveniyor.

Ermenistan, Rusya'dan aldığı S-300 sistemi, karadan havaya füzeler (BUK-M2), kısa menzilli balistik füzeler (İskender) ve MiG-29 jetlerine, 2019'da 18 adet Sukhoy SU-30SM savaş uçağına bel bağlıyor. Ve tırmandırılan silahlanmanın diğer tarafını temsil ediyor.

Böylece mali ekonomik sömürge her iki ülke burjuvazileri, milliyetçi savaşçılığı, toprak kazanma işgalciliği, iç sorunları dış savaş şovenizmiyle örtme saldırganlığı sergiliyor. Bu durum da bir kez daha kanıtlıyor ki ülkeler ve devletler arasındaki savaşa son verecek biricik yönetimin proletaryanın enternasyonalizmi olabilir, burjuva iktidarlar değil.

1990'lı yıllardaki çatışmalarda, burjuva liberallerinden gelen bir görüş emekçi sol hareketi de kısmen etkilemiş, onların avam deyimiyle "Bu, uluslararasında barışı sağlayan Stalin'in sopasıydı, sopa gitti halklar yeniden birbirini boğazlıyor" görüşü bu kez de yanılgı olduğunu gösteriyor. Burjuvaziler devlet dümeninde olunca uluslar ve devletler arasında savaş kaçınılmazdır.

EMPERYALİST NÜFUZ ÇEKİŞMESİ SAVAŞA YOL AÇAR MI?
Silahlanmayı tırmandıran ve milliyetçiliği kullanan her iki yönetim, savaşı yeniden tutuşturacak taşları döşüyor olmalarına rağmen emperyalist devletler ile Türkiye faşizminin politikaları gelişmenin yönünü belirlemede çok daha etkili olacak.

Rusya, gerginlikten yaralanarak her iki burjuvaziyi, kendisine ve savaş sanayisine muhtaç halde tutma politikası izleyecek. Karabağ savaşından bu yana askeri bakımdan daha da güçlenmiş ve ekonomik çöküşü ortadan kalkmış emperyalist olarak, gerginlik ve çatışmanın savaşa dönüşmesini engelleyebilecek, nüfuzunu zayıflatacak savaşı önleyebilecek güce sahip. Rusya, 2008 Gürcistan'ın Güney Osetya savaşını, Karadeniz'e Erdoğan'ın izniyle geçen ABD ve NATO savaş güçlerine rağmen, savaşla sona erdiren "zaferi"nin prestijini de arkalayarak savaşı önlemeye çalışacak. Bu yolla Güney Kafkasya'nın kendi emperyalist nüfuz alanında kalmasını sağlama politikası izleyecek.

ABD ve Avrupalı emperyalistler, Güney Kafkasya'dan da çevreleyerek Rusya'yı zayıflatma politikasını uzun süre sürdürdüler. Başlangıçta yerel burjuva iktidarları üç Kafkas ülkesinde de kendilerine bağlayan ekonomik ve siyasi stratejiyi uyguladılar. Ele geçirilen ekonomik imtiyazlar, CIA ajanı Saakashvili'nin Gürcistan'da iktidarı ve Güney Osetya'yı ilhak savaşı bunun zirvesiydi. Diğer zirve de batısında Ukrayna'da Rusya karşıtı faşist Maidan darbesiydi.

Fakat ne Saakashvili iktidarda kalabildi ne de Ukrayna'da faşist Maidan darbesi, Kırım ve Güneydoğu Ukrayna'da iktidarı alabildi.

Üç Kafkas ülkesinde de Rusya'nın nüfuzunu ya kabul eden ya da dikkate alan iktidarlar işbaşında. Ermenistan'da şimdi batılı emperyalistlerden yana Paşinyan iktidarda olmasına rağmen Rusya'nın askeri politik nüfuzunun aracı olan Kolektif Güvenlik Anlaşması'nın içinde kalmak zorunda.

ABD ve Avrupalı emperyalistler, yeni bir Azerbaycan-Ermenistan savaşına doğrudan askeri güçlerle katılacak ve dolayısıyla Rusya'yla askeri bir çatışmaya girebilecek pozisyonda şimdilik değiller.

Şimdilik, doğrudan Azerbaycan'ın yanında yer alarak savaşı destekleyecek politika izleyecekleri emaresi de vermiyorlar. Ama elbette gerginlik ve çatışmadan yararlanarak emperyalist çıkarları yönünde el yükselteceklerinden şüphe duyulmamalı.

Bir süre daha Minsk grubu içinde Rusya ile beraber savaşsız gerginlik ve çatışmayı sürdürerek oyalama politikası izleyecekleri anlaşılıyor.

Aliyev'in, mealen "Kim demiş Azerbaycan'ın savaş hakkı yok diye? BM'nin ilgili kararına göre işgal altındaki toprakları geri almak için savaşmak hakkımızdır' diyerek Minsk Grubu'nun Batılı emperyalist devletlerine sözle çıkışmasının nedeni de, bu oyalayıcı sürece son vermek.

Fakat sonrasında, ABD, AB'nin egemen emperyalistleri ile Rusya, hatta Çin arasındaki güç ilişkisindeki gelişme yönüne bağlı olarak bu bölgede de savaşı kışkırtma, doğrudan yönetme pozisyonu alabilirler.

Türkiye burjuvazisi ve diktatör Erdoğan'ın yayılmacı savaş politikası için epeyce fırsat da doğuyor. Erdoğan, Akar ve Çavuşoğlu savaş efelenmesini basına bilerek yansıttılar.

İki diktatör, Erdoğan ve Aliyev, bu gerginlik ve çatışmanın şovenist atmosferinden yararlanmada ortak çıkara sahip. Dahası faşist şef, damadın ve savaş sanayisinin çıkarları için savaş kışkırtıcılığını tırmandırmaktan yana. Ayrıca Ermenistan gibi zayıf bir partnerle savaşı kolayca tercih ediyor. Geçmişte Kars'taki Barış anıtını yıkarak heykeltraş Mehmet Aksoy'a hakaret ederek şoven yayılmacı politikaya geçişi ilan etmişti.

Fakat faşist şef yine de ancak Rusya ve Batılı emperyalistler arasındaki çelişkiler tırmanırsa bir tarafa yaslanarak Azerbaycan'ı savaşa sürerek doğrudan askeri güçle destek vermeye geçiş yapabilir. Hazmetmesi zor olsa da savaş güç ilişkisine dayanan bir yok etme eylemidir. O da beklemek zorunda.

Ama Libya'da ve Suriye'de ABD ile AB'nin egemenleri Rusya'ya karşı olası savaş tırmandırma pozisyonu alırlarsa, diktatör de o cepheye yaslanarak savaşı göze alıp Azerbaycan'ı doğrudan savaşa sürebilir.

Başta faşist şef olmak üzere, asıl taraf olan her iki ülke burjuvazisi ve yönetimleri şimdiden ülkelerinde savaş şovenizmini yükseltiyorlar. Devam edecekler.

Sonuçta, Azerbaycan bu çatışmaları ancak belirli bir koşulda savaşa dönüştürebilir. Eğer Rusya Ermenistan'ı himaye edecek güçten düşürülürse, o zaman Erdoğan'ı da yanına alarak yeni bir savaşı başlatabilir.

Gerek savaş gerginliği ve çatışmaları, gerekse savaş kışkırtıcılığı, iki ülke ve leş kargaları Erdoğan ve diğer emperyalist liderler için, işçi sınıfı ve ezilenleri sınıf çıkarlarının tersine kendi diktatörleri ve talancılarının arkasına bağlamanın elverişli aracı.

Buna karşı işçi sınıfı ve ezilenlerin kardeşliğini, işçi enternasyonalizmi bilincini güçlendirerek, savaş karşıtı mücadeleyi yükseltmek barışseverlerin güncel görevi olsun.