27 Eylül 2020 Pazar

Türkiye nereye uçuyor?

Faşist rejim için hiçbir şey güllük gülistanlık değil. Bu savaş çığırtkanlığını ve sömürgeci emellerini gerçekleştirmesinin ittifak ilişkileri ve dayanakları oldukça zayıf. 

Faşist saray rejiminin şefi ve sözcüleri günlerdir 'Türkiye'nin uçuşundan' bahsediyorlar. Hummalı biçimde buldukları her fırsatta ekonominin ne kadar iyi olduğundan, Akdeniz'de, Libya'da, Suriye'de, Ermenistan'da kimsenin Türkiye'nin 'büyük uçuşunu' durduramadığından dem vuruyorlar. 
Döviz kurundaki artış sonrası buzdolabı, çamaşır makinesi gibi beyaz eşya satışlarındaki rakamlarla ekonomideki durumu açıklamaya çalışan faşist şef "Türkiye adeta bir uçuşun içerisinde" diye buyurdu.
 
Maliye Bakanı damat Albayrak "Kimse merak etmesin TÜRKİYE, üst lige çıkma hedefinden sapmadan yoluna devam ediyor" dedi.
Saray faşist sözcülerinden Fahrettin Altun "Milli ve bağımsız ekonomi için attığımız her adım, küresel sömürü çetelerini Türkiye'ye karşı üstü örtülü kirli bir operasyona zorlamıştır. Başarılı ekonomi yönetimi ve güçlü liderlik ile tüm oyunları bozacağımızdan hiç kimsenin şüphesi olmasın" diyerek yine 'dış mihraklar' edebiyatına sarıldı.

Erdoğan, Kürt özgürlük hareketine karşı Bakur'da, Başur'da ve Rojava'da yürütülen savaşa, Suriye ve Libya'da çetelere akıtılan paraları kastederek "Terörle mücadele böyle ücretsiz yapılmıyor, öyle mi? Ciddi manada harcamalarımız oluyor mu? Oluyor. Savunma sanayinde terörle mücadeleye yönelik çok ciddi harcamalar yaptık mı? Yaptık" diyerek "kurşun kaç para biliyor musunuz" çıkışına yeni bir halka ekledi. Türkiye'nin Doğu Akdeniz'de ve Libya'da zevk için olmadığını belirtti.

YALANLAR HAVADA UÇUŞUYOR!
Dünyada kapitalist krizle birlikte değer kaybeden dolar TL karşısında 7.30'ye çıkıp, euro 8.60'a, gram altın 450 TL civarına yükselmiş, Türk Lirası ise dibe doğru çakılmaya gidiyorken Türkiye uçuyor!

Açıklanan resmi işsizlik oranı %13. Ki, gerçek bunun çok çok üstünde. DİSK-AR'ın hesaplamalarına göre, Nisan 2020 itibariyle bir önceki yıla göre istihdam kaybı %52 oranında. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre her gün ortalama 9 kişi hayatına son veriyor. İşsizlik ve intiharlar almış başını gidiyor ama Türkiye uçuyor!

Bütçeden 2020'de savunma ve güvenlik harcamaları adı altında savaşa 141.1 milyar TL (bütçenin yaklaşık %13'ü), diyanete 11.5 milyar TL, saraya 3 milyar 152 milyon TL ayrıldı. Faşist şef 81 bin 250 TL maaş alırken asgari ücret 2 bin 324 lira 70 kuruş. Saray etrafında saf tutan işbirlikçi tekelci burjuvazi, devlet bürokrasisi palazlanıyor, işçi sınıfı orta çağ koşullarındaki toplama kamplarına kapatılarak asgari ücretle yoksulluk içinde yaşamaya mahkûm ediliyor ama Türkiye uçuyor!

2020 yılının ilk beş ayında 16 milyar 720 milyon dolar cari açık verilmişken Türkiye uçuyor!

Her gün ortalama 5 kadın erkekler tarafından katlediliyor, İstanbul Sözleşmesi'nden çıkılmaya çalışılıyor ama Türkiye uçuyor!

Her dört gençten biri işsiz, gençlik geleceksizlik içinde ama Türkiye uçuyor!

Bir yandan 'IMF'ye 5 milyar dolar borç verdik' diye demagoji yapılırken diğer yandan salgına karşı mücadele adı altında halktan para toplamak için IBAN veriliyor Türkiye yine uçuyor!

Üstelik emperyalist küreselleşme çağında, emperyalizme bağımlı, mali-ekonomik sömürge olma gerçeği içinde "milli ve bağımsız ekonomi" ile uçuyor!

Faşist şefe, sözcülerine ve saray medyasına bakarsanız ABD'ye, AB'ye, Rusya'ya, Mısır'a, Yunanistan'a Suriye'de, Rojava'da, Ermenistan'da, Libya'da, Doğu Akdeniz'de kafa tuta tuta uçuyor!

Fakat hepsi yalan. Hepsi derinleşen devlet-halk, emek-sermaye çelişkisini örtbas etmek, işçi sınıfı ve emekçileri, kadınları, gençleri yalanla yönetmek için. Hepsi Kürt halkımızın ve kadınların özgürlük mücadelesine, işçi sınıfı ve emekçilerin gazabına uğramamak için.

YALANLAR GERÇEKLER KARŞISINDA YENİLECEKTİR
Türkiye emperyalizme bağımlı mali ekonomik sömürge bir ülke. Ekonomiyi krize sokan olguların bir yanı yapısal içsel sorunlar iken diğer yanı ise emperyalist küreselleşme koşullarında emperyalizmin mali ekonomik sömürgesi olmasıdır. Kapitalist sistem dünyasal çapta kriz içindeyken Türkiye ekonomisinin bundan azade olma şansı yok. Dolayısıyla 'uçan milli ve bağımsız ekonomi' söylemi kitleleri aldatmaktan, kendi kitlesini konsolide etmekten başka bir şey ifade etmiyor.

Emperyalizme bu tip bir bağımlılıkla birlikte uzun yıllardır politik özgürlükten yoksunluk, Kürt halkına karşı yürütülen savaş ve bu savaşa akıtılan para, bütün temel kaynakların buralara harcanması ekonominin krizini tetikleyen yapısal sorunlar. Bu durum, son beş yılda katlanılarak yürütülen savaş-katliam konsepti ile birlikte daha da ağırlaşarak derinleşti.

Saray rejimi bu krize çıkış yolu olarak, uzun zamandır, sömürgeci neo osmanlıcı yayılmacı emelleriyle bağı içinde Suriye'de, Libya'da, Doğru Akdeniz'de, Azerbeycan-Ermenistan sorununda savaş çığırtkanlığı ve gerilim siyasetini devreye sokmuş durumda. Bu, başkaca amaçları bir yana, esasen içeride biriken toplumsal, siyasal ve ekonomik çelişkileri bastırma, krizi savaş politikası yoluyla aşma arayışının ürünüdür. Suriye'de olduğu gibi Libya ve Doğu Akdeniz'de hem kendisini bölgesel siyasal güç olarak örgütlemeye çalışmakta hem de uluslararası ve bölgesel çelişkilerden yararlanarak enerji kaynaklarından pay almak için uğraşmaktadır.

Bu fetihçi politikalarıyla aynı zamanda hem eriyen tabanını tutmaya çalışmakta hem de içeride kendisine karşı saflaşan burjuva muhalefeti saray rejimine yedeklemeye çalışmaktadır. Burjuva muhalefet de beklendiği üzere dış politikadaki bu devletçi yayılmacı siyasetten yana tutum geliştirmektedir.

Fakat faşist rejim için hiçbir şey güllük gülistanlık değil. Bu savaş çığırtkanlığını ve sömürgeci emellerini gerçekleştirmesinin ittifak ilişkileri ve dayanakları oldukça zayıf. Rejim uçarken(!) Libya'da Fransa, Rusya ve Mısır'ı, Doğu Akdeniz'de AB'yi, İsrail'i, Yunanistan'ı karşısında görüyor. Ermenistan'da Rusya tarafından tehdit ediliyor. Saray rejimi saldırganlığıyla her an bölgesel bir çatışmanın fitilini ateşleyebilir. Bunun elbette hem bölgesel güçler bakımından hem de emperyalist güçler bakımından bir karşılığı olur. Dolayısıyla, bu politikaların da bir sınır var fakat AKP-MHP faşist bloku bunu fazlasıyla zorlamaktadır.

İçeride ve dışarıda gerek ekonomideki gidişatı örtbas etme çabalarına, gerekse de Kürdistan'da ve bölgede işgalci yayılmacı savaş politikalarına karşı devrimci demokratik güçler anti-faşist cepheyi genişleterek karşı çıkmalı, sesini yükseltmeli, bu yalanları kitlelere enerjik bir biçimde teşhir edecek biçimde kitle ajitasyonu ve eyleminin konusu yapmalı faşist saray rejimine karşı mücadeleyi büyütmelidir.

Bu görevler başarıldığında faşist saray rejiminin yüksekten uçan yalanları mutlaka hayatın gerçek doğruları karşısında yenilecektir. 

* Atılım Gazetesi'nin 14 Ağustos 2020 tarihli 439. sayı başyazısı