5 Ağustos 2021 Perşembe

Tek yol: Birleşik mücadele ve faşizmi yıkmak

Rejimin sömürgeci faşist karakteri değişmeksizin herhangi nispi bir demokratik dönüşümün yapılmayacağı, görünüşte kimi adımlar atılsa dahi bunların esasen tasfiye amacına bağlandığı 7 Haziran 2015 sonrası yaşanan gelişmelerle en çıplak haliyle görüldü. Kürt sorununun çözümünün yalnızca Türkiye ve Kürdistan işçi ve emekçilerinin birleşik mücadelesi sonucu sömürgeci faşist rejimin tasfiyesi yoluyla mümkün olduğu gerçeğidir. Saray rejimi yıkılmaksızın, rejimin sömürgeci faşist karakteri aşılmaksızın, ne Kürt sorununa ne de başka herhangi bir demokratik soruna çözüm bulmak mümkündür.

İnsanın düşünüş biçimi çoğu durumda koşullarla ve edinilmiş alışkanlıklarla sınırlanmaya yatkındır. Bu, olağan durum herhangi bir insan için bile genel bir sorunken, siyasal özneler için çok daha ciddi bir problemdir. Zira bu durum, potansiyel güç ve olanaklardan kopuk, nesnel gerçeklikten uzak ve esasen öznelci beklentiye dayalı bir fikir ve duygu örgütler. Cüreti ve yaratıcılığı sınırlar.

Bu düşünüş tarzının son güncel karşılığı, faşist şefin Amed ziyareti öncesi ve sonrası başlayan tartışmalarda oldu. Özellikle ziyaret sonrasında başlatılan tartışmalarla siyasal gündem Kürt sorununda 'çözüm sürecine' ve erken seçime, dolayısıyla ittifak meselelerine odaklandı. Kimi Kürt liberal çevrelerden Türk liberallerine, saray kalemşorlarından ulusalcı Kemalistlere ve HDP içinden kimi açıklamalara kadar yelpazeyi genişletmek mümkün.

Ortaya konulan fikirlerde üç soru öne çıkıyor? Birincisi; Erdoğan yeni bir süreç mi başlatıyor? İkincisi; bu erken seçim hazırlığı mı? Ve üçüncüsü; olası bir seçimde HDP'nin tavrı ne olacak?

YENİ BİR 'ÇÖZÜM SÜRECİ' MÜMKÜN MÜ?
Hemen her renkten liberal akıl, neredeyse 2013-2015 arası 'çözüm sürecini' bir tür evliya menkıbesine dönüştürmüş durumda. Geride kalmış bu dönemin gerçek niteliği ve amacı düşünülmeksizin tartışıldığı içindir ki, söylem bir tür eskiye dönüş beklentisi yönünde oluyor. Oysa rejimin sömürgeci faşist karakterinin değişmeksizin herhangi nispi bir demokratik dönüşümün yapılmayacağı, görünüşte kimi adımlar atılsa dahi bunların esasen tasfiye amacına bağlandığı 7 Haziran 2015 sonrası yaşanan gelişmelerle en çıplak haliyle görüldü. Kaldı ki, Gezi ayaklanmasının en demokratik taleplerinin bile şiddetle bastırıldığı, DAİŞ çetelerinin Kobanê üzerine sürüldüğü, 6-8 Ekim serhildanının kanla bastırıldığı, Rojava işgal planlarının yapıldığı, HDP mitinglerinin ve parti bürolarının bombalandığı, Kürdistan dağlarının kalekollarla işgal edildiği, binlerce özel harekatçının Kürdistan'da görevlendirildiği, buna mukabil tek bir hasta tutsağın dahi bırakılmadığı bir dönemden söz edildiği unutuluyor.

Gerçeği ters yüz etmeye gerek yok; bir çözüm perspektifinden bakılacaksa bu yalnızca taraf olan Kürt özgürlük hareketinin perspektifi ve onun attığı tek taraflı adımlardır. Ne AKP, ne Erdoğan, ne de herhangi bir burjuva güç bu yönde bir adım dahi atmamıştır. Dolayısıyla, Erdoğan'ın "süreci biz bitirmedik" açıklamasının beş paralık değeri yoktur.

Bugün de ne Türk burjuva devletinin ne de Erdoğan ve faşist ittifak blokunun bu yönde bir yönelimi olamaz. HDP başta gelmek üzere, Türkiye ve Kürdistan'ın tüm ilerici, yurtsever ve devrimci güçleri büyük bir özgüven ve kararlılıkla bu gerçeği vurgulamalı, yaratılmak istenen yanılsamayı dağıtmalıdır.

Alışkanlıkla düşünmekten uzaklaşıp aksi yönden düşünülecek olursa Kürt sorununa asıl çözüm perspektifinin tam da bu süreçte tescillendiği görülür: Bu, Kürt sorununun çözümünün yalnızca Türkiye ve Kürdistan işçi ve emekçilerinin birleşik mücadelesi sonucu sömürgeci faşist rejimin tasfiyesi yoluyla mümkün olduğu gerçeğidir. Saray rejimi yıkılmaksızın, rejimin sömürgeci faşist karakteri aşılmaksızın ne Kürt sorununa ne de başka herhangi bir demokratik soruna çözüm bulmak mümkündür.

MADALYONUN ÖTEKİ YÜZÜ
Ancak sömürgecilik söz konusu olduğunda bu yalnızca madalyonun bir tarafıdır. Madalyonun diğer yüzünde "Millet ittifakı" adıyla kodlanmış, ulusalcı, şoven ve milliyetçi burjuva blok durmaktadır. AKP-MHP faşist blokuna karşı HDP cephesinden gösterilen net tutum tehlikenin diğer yönüne de yani burjuva muhalefetine de işaret etmelidir. CHP de, İYİP de milliyetçiliği savunmaktadır. Türk milliyetçiliği burjuvazinin amaçlarına sıkı sıkıya bağlıdır ve katı bir şekilde demokrasinin karşısında konumlanmıştır. Kürdistan'da yürütülen işgalci savaşın maliyesi emekçilerin cebinden sızdırılmakta, emek sömürüsü işgalci savaşın mali kaynağı olmaktadır. Sömürgeci savaş bu yolla her ulus ve ulusal topluluktan Türkiyeli emekçileri de vurmaktadır.

Öte yandan savaşın ideolojik kaynağı Türkiyeli emekçilerin bilincine sızdırılan şovenizmdir. CHP ve ittifak güçleri doğrudan doğruya emekçinin sömürülmesinden yanayken, bilincinin şovenizmle zehirlenmesinin de savunucusu, müsebbibidir. Son birkaç gün içinde gerek HDP Eş Genel Başkanı Pervin Buldan'ın Antep konuşması, gerekse de Eş Genel Başkan Yardımcısı Tayip Temel'in Amed konuşması bu bahiste önemlidir. Tam da söylendiği gibi Kürt sorununun demokratik haklar temelinde çözümünü savunmayan hiçbir güçle HDP'nin işi olamaz. CHP, ne Kürt sorununu çözmek istemekte ne de emekçilerin sorununu program edinmiş durumda.

HDP ise Kürt halkının özgürlüğü ve ulusal hakları uğruna mücadeleyi sürdürmesinin ve aynı zamanda emeğin özgürleşmesi programının bileşkesidir. Bu, HDP'nin stratejisidir ve dönem perspektifi olarak bu çizgi güçlendirilmelidir. HDP, Kürt halkı ve Türkiyeli emekçiler, ilerici, devrimci güçler AKP-MHP faşist blokunun olduğu kadar CHP-İYİP şoven blokunun da karşısında, bağımsız, devrimci demokratik bir konumdadır. Kürt halkı saray karşısında CHP'ye mahkum değildir. Bu perspektif sözle kalmamalı, tam da HDP'nin başlattığı kampanya üzerinden güçlü bir siyasal harekete dönüştürülmelidir. Bu bağlamda HDP'nin tabanını harekete geçirmek için girdiği kolektif tartışma süreci ve siyasal kampanya güçlendirilmeli, büyütülmelidir.

ATEŞ ÇEMBERİNDEN ÇIKMAK
Türkiye ve Kürdistan emekçilerinin birleşik gücü olarak HDP, diktatörlüğün saldırı ateşi altındadır. Kapatma davasıyla eş zamanlı şekilde yaşanan İzmir saldırısından sonra HDP Marmaris ilçe binasına ve Avcılar ilçe eşbaşkanının evine dönük silahlı saldırı, HDP eşbaşkanlarının ölümle tehdit edilmesi, HDP ve bileşen güçlerine dönük süreğen gözaltı ve tutuklama terörü bu ateş çemberinin güncel örnekleridir.

Erdoğan'ın Amed konuşması da 'çözüm sürecine' kapı aralamak değil, saldırı sürecini tırmandırmayı, bu kapsamda HDP ve Kürt özgürlük hareketini, aynı anlama gelmek üzere milyonlarca Kürt'ü hedef gösterme şeklinde okunmalıdır.

Öte yandan saldırı dalgasının genişleyerek sürmesi ihtimal değil somut bir durumdur. Sömürgeciliğin HDP kapatma davasıyla birlikte gerek parti kapatma gerekse de buna bağlanmış seçim süreci stratejisi yalnızca HDP'yi değil, birleşik mücadelenin olası ittifak güçlerini de daha şimdiden saldırı menziline koymuştur. EMEP Genel Merkezi'ne dönük tehditkar girişimler bu kapsamda ele alınmalı, sürecin tek çıkış yolunun birleşik mücadeleyi büyütmekte olduğu kavranmalıdır. Öte yandan HDP'yi içeriden bölmek, hiç değilse Kürdistan'da sömürgeciliğe payanda olacak sözde demokratik yeni odaklar yaratma planının da aynı kapsamda yürürlüğe konulduğu akılda tutulmalıdır.

Tüm bu tasfiyeci kuşatma ve saldırıların yegane çözümü en kararlı haliyle kitlelere yönelmek, parti tabanını harekete geçirecek taktik politikalarda ısrar etmek, bu yolla milyonları tüm burjuva sömürgeci ve şoven güçlere karşı saflaştırmaktır. Bunu başaracak güç ve imkanlar HDP'de vardır. Ne faşist şefin 'çözüm süreci' başlatma ihtimali, ne AKP ve MHP arasındaki çelişkiler, ne de olası bir seçimde burjuva iktidar değişimi olasılığı Kürt sorununda da emekçi halklarımızın, kadınların, gençlerin demokratik hakları konusunda bir an olsun bir beklenti yaratmamalıdır. AKP-MHP bloku içindeki çelişkileri kopuşa götürecek, saray iktidarını yıkacak, milliyetçi-şoven CHP-İYİP blokunu alternatif olmaktan çıkaracak tek yol birleşik, fiili-meşru mücadeledir.

Alışılageldik ezberlere ve düşünüş tarzına meydan okuyalım! Sorun şu ya da bu burjuva partinin gitmesi, onlardan hangisinin bu sorunları çözüme kavuşturacağı, bu temelde hangisiyle ittifak yapılacağı değildir; politik özgürlüğü kazanmak için sömürgeci faşist rejimin yıkılmasıdır.

*İşçi Sınıfı ve Ezilenlerin Sesi ATILIM gazetesinin 16 Temmuz tarihli 21. sayı başyazısı.