26 Kasım 2020 Perşembe

Tamer Çilingir yazdı | Yok edilen diller ve Türkiye gerçeği

Türkiye Cumhuriyeti Devleti yüz yıldır Türkçe dışındaki dilleri yok etmek için her türlü asimilasyon ve baskı politikalarını sürdürüyor. Türkçe dışındaki dilleri konuşan milyonlarca insanın soykırıma, katliamlara ve sürgünlere maruz kaldığı geride kalanların ise asimilasyon politikalarıyla Türkleştirildiği bir coğrafyada dillerin yok olma tehlikesinden bahsederken öncelikle bu insanlık suçlarının mahkum edilmesi gerekmiyor mu?

Bir dil yok olduğunda o dile ait bütün kültürel birikimler de yok oluyor. Binlerce yıllık üretimle birlikte o dili konuşan insanlar da yok oluyor. Tarih, sanat, edebiyat yok oluyor. İnançlar, gelenekler yok oluyor. Duygular yok oluyor.

Dünyada bir yandan yok olmakta olan dilleri yaşatmak adına projeler üretiliyor. Örneğin kimi Avrupa ülkelerinde yaşayan göçmenlerin bazı yerleşim birimlerinde oranı yüzde onun üzerinde ise belediyeler işyerlerine (eczane, restoran, market, postane vb.) göçmenlerin konuştuğu dilleri bilen kişilerin çalıştırılmasını zorunlu kılınıyor. Türkiye Cumhuriyeti Devleti yüz yıldır Türkçe dışındaki dilleri yok etmek için her türlü asimilasyon ve baskı politikalarını sürdürüyor.

Dünyada en çok "anadil" bazı yerleşimlerinde kabile hayatının bugün bile devam ettiği Papua Yeni Gine'de konuşuluyor. Onu yaklaşık 700 dilin konuşulduğu Endonezya ve 526 dilin konuşulduğu Nijerya izliyor.

Türkiye'nin nüfusu 80 milyon civarında, 40 dil konuşuluyor ama tek bir resmi dil var: Türkçe.

BİRDEN ÇOK RESMİ DİL OLAN ÜLKELER
Dünyada 113 ülkede birden çok resmi dil var. Çin Halk Cumhuriyeti'nde 51, Hindistan'da 36, Rusya'da 34, İtalya'da 11, Filipinler'de 17, Güney Afrika'da 11 dil resmi dil ya da bölgesel resmi dil olarak bulunuyor. Irak'ta 4, İran'da 8 dil anayasal olarak tanınıyor. İsviçre dışında çok dilli ülkelerde bir dil genel resmi dil konumunda yer alıyor. Mesela Çin'de Çince, Rusya'da Rusça, Hindistan ve Pakistan'da da aynı resmi diller mevcut. Diğer diller ise genel resmi dil ile birlikte ya da bölgesel resmi dil durumundalar. Rusça, Rusya'nın tamamında, Tatarca ise Tataristan Cumhuriyeti'nde Rusça ile birlikte resmi dil işlevi taşıyor. İsviçre'de ise dört dil resmidir, onların üzerinde genel bir resmi dil yoktur. Batılı bazı ülkelerde egemen dilin yanı sıra ikinci dilin de öğretilmesi bir politika olarak benimseniyor. Avrupa ülkelerinin çoğu talep geldiğinde isteyen her etnik grup ya da azınlığın çocuklarına kendi anadillerinde eğitim-öğretim hakkı tanıyor.

Yok olma tehlikesi altındaki dillere dair olan biteni anlayabilmek için dört resmi dili olan İsviçre ile Türkiye kıyaslandığında ortaya inanılmaz bir tablo çıkıyor.

İSVİÇRE
İsviçre'de 8,5 milyon insan yaşıyor ve dört resmi dil var. Bu diller Almanca, Fransızca, İtalyanca ve Reto Romence. Almanca nüfusun yüzde 65'i tarafından anadili olarak konuşuluyor. Bunun yanı sıra Almanca konuşulan şehir ve kasabalarda ayrı bir Almanca diyalekti konuşuluyor, Basel Almancası, Zürih Almancası, Bern Almancası gibi.

Fransızca nüfusun yüzde 23'ünün, İtalyanca ise yüzde 8'inin ana dili. Resmi dairelerde bu dört dilden herhangi biri ile işlem yapılabiliyor ve bu durumdan kimse rahatsızlık duymuyor. Böylelikle birçok insan en az 3 dil konuşabiliyor.

Reto Romence nüfusun yüzde 0,6'sının ana dili ve 50 bin civarında insan tarafından konuşuluyor. Resmi olmayan ama yüzyıllarca bu coğrafyada konuşulan dillerden biri de İbranice. Bu dil de 30 bin civarında insan tarafından ana dili olarak konuşuluyor.

Ayrıca, İngilizce hemen hemen toplumun yarısından fazlası tarafından biliniyor.

Bir de bu coğrafyanın dili olmayan ama anadili olarak konuşulan diller var tabi.

Sırpça ve Hırvatça yüzde 1,5
Arnavutça yüzde 1,3
Portekizce yüzde 1,2
İspanyolca yüzde 1,1
İngilizce yüzde 1
Türkçe yüzde 0,6
Tamilce yüzde 0,3
Arapça yüzde 0,2
Hollandaca yüzde 0,2
Süryanice yüzde 0,2
Rusça yüzde 0,1
Çince yüzde 0,1
Tayca yüzde 0,1
Kürtçe yüzde 0,1 tarafından ana dili olarak konuşuluyor.

İsviçre'de yaşayan hemen herkes ana dilini konuşma hakkına sahip. Resmi kurumların yanı sıra bir çok sivil örgütlenme de ana dillerin konuşulması doğrultusunda projeler yapıyor.

İsviçre'deki diller ile ilgili bu tablonun tam tersinin yaşandığı Türkiye'de ise diller yok oluyor, yok ediliyor.

UNESCO: TÜRKİYE'DE 15 DİL TEHLİKEDE
Birleşmiş Milletler Eğitim Bilim ve Kültür Örgütü'nün (UNESCO) 2020 yılında yayımladığı "Tehlike Altındaki Diller Atlası"na göre, Türkiye'de 15 dilin tehlike altında olduğu belirtiliyor. 30'dan fazla dilbilimcinin çalışmalarıyla ortaya çıkan atlasa göre bu dillerin dağılımı şöyle.

Son derece tehlikede olan diller: Hertevin. Siirt kökenli, Kuzeydoğu Arami dilerinden olmasına karşın diğerlerinden oldukça farklı bu dili 1999'da bin kişi konuşuyordu.
Ciddi anlamda tehlikede olanlar: Gagavuzca, Türkiyeli Yahudilerin konuştuğu Ladino ve Süryanice.
Kesinlikle tehlikede olanlar: Abazaca, Hemşince, Lazca, Pontos Rumcası, Çingene dilleri (Süryanice'ye benzeyen Suret), (atlasa göre Türkiye'de konuşan kalmadı; konuşanların çoğu göçle başka ülkelere gitti) ve Ermenice.
Güvensiz durumda olanlar: Abhazca, Adige, Kabar-Çerkes dilleri ve Zazaki (Zazaca).
Bunun yanı sıra UNESCO'nun raporlarında halen Türkiye'de konuşulan 36 dil olduğu belirtiliyor.

UNESCO bir dilin yok olmasını engellemek için o dilin konuşulabilmesi ve çocuklara öğretilebilmesi için uygun koşulların yaratılması gerektiğini açıklarken, azınlık dillerini tanıyan ve koruyan ulusal politikalara ihtiyaç olduğunu vurguluyor. UNESCO kılavuzunda 'En belirleyici etken dili konuşan topluluğun dile yönelik tutumu olduğundan, çok dilliliği ve azınlık dillerine saygıyı yüreklendiren, bir dili konuşmanın ödev değil, zenginlik olduğunu hissettiren toplumsal ve siyasi bir ortam oluşturmak…' gerektiği söyleniyor.

DİLLER YOK MU OLUYOR, YOK MU EDİLİYOR?
UNESCO'nun raporlarında bu dillerin neden yok olmakta olduğuna dair bilgilere rastlayamıyoruz. Sanki insanlar ana dilini konuşma gereği duymuyor ve kendiliğinden yok oluyormuş gibi bir izlenim oluşuyor.

UNESCO'nun raporlarında 'Vatandaş Türkçe Konuş' kampanyası yer almıyor örneğin. Cumhuriyetin kurulmasının ardından 1928 yılında başlatılan bu kampanya ile Türkçe dışında dillerde konuşan insanların kendi dillerini konuşmaları engelleniyor. 1930'lu yıllar boyunca devam eden bu kampanya sırasında Türkçe konuşan esnaftan alışveriş yapmamak, Türkçe dışında dil konuşan insanlara yönelik saldırılar ve para cezaları gibi yaptırımlar hayata geçiriliyor.

Türkçe dışındaki şarkıların sözlerinin değiştirilerek Türkçeleştirilmesi ve cumhuriyet tarihi boyunca Türkçe dışındaki dillerin yasaklanması, Türkçe konuşmadığı için okullarda çocukların işkence görmesi, insanların ana dilini konuşuyor diye sokak ortasında saldırıya uğraması, öldürülmesi gibi örnekler UNESCO'nun raporlarında yer almıyor.

Türkçe dışındaki dilleri konuşan milyonlarca insanın soykırıma, katliamlara ve sürgünlere maruz kaldığı geride kalanların ise asimilasyon politikalarıyla Türkleştirildiği bir coğrafyada dillerin yok olma tehlikesinden bahsederken öncelikle bu insanlık suçlarının mahkum edilmesi gerekmiyor mu?