20 Ekim 2020 Salı

Tamer Çilingir yazdı | İzmir'i Kim Yaktı?

Tarih 13 Eylül 1922…

Son kalan Rum ve Ermeni varlığını da yok etmek için resmen ateşe verilir koca bir kent. İzmir ateşler içinde kavrulur, yanar. 2 milyon 600 bin metrekarelik bir alanda 20 binden fazla ev, işyeri, hastane, kilise ve okullar yok edilir, ateşler içinde binlerce insan yanarak son nefeslerini verir.

Yaşanan planlı bir hareketle yapılmış korkunç bir katliamdır. Ama o kibriti çakanlar, alçakça ve vahşice çıkardıkları yangının sorumluluğunu üstlenmez.

İzmir'i yakanlar ve ölenler bilir de yangının nasıl çıktığını, kimin çıkardığını; Türkiye Cumhuriyeti'nin kanlı kuruluş tarihini yalanlarla baştan yazanlar; başkaları bilmesin, duymasın, anlatmasın diye örtbas eder, iftiralarla gizlerler.

Resmi tarihin büyük yalanlarından biri "İzmir Yangını" üzerinedir. Tabi bu konuda yazılı çizili "belgelerin" yangına dair çelişkili içeriklere sahip olması insanların kandırılmasında önemli bir rol oynar. Öyle ki bu yazılı çizili "belgelere" bakıldığında İzmir yangınını kimin çıkardığına ilişkin çelişkili hedefler gösterilir. 
İzmir yangını kim tarafından yapılmıştır sorusuna verilen yanıtlar şöyle sıralanabilir:

-Savaşı kaybeden Yunan ordusu tarafından İzmir'den kaçarken çıkarılmıştır,
-Yunan ordusunun yenilmesinden sonra buna tahammül edemeyen Rumlar tarafından çıkarılmıştır,
-Ermeniler tarafından çıkarılmıştır,
-Türkler tarafından çıkarılmıştır,
-Merkez Ordusu Komutanı Sakallı Nurettin Paşa tarafından çıkarılmıştır.

Türkiye'deki resmi tarihe ve resmi tarihçilere göre ise Yunan ordusu mu, İzmirli Rumlar mı, Ermeniler mi yakmıştır bu pek belli değildir ama İzmir'i yemin billah Türkler yakmamıştır. Ama onları bizzat yalanlayan da dönemin İzmir'inin en önemli gazetecilerinden biri olarak kabul edilen, sonradan Mustafa Kemal ile tanışıp dost olan hatta milletvekilliği de yapan Falih Rıfkı Atay olur. Resmi tarihe ve resmi tarihçilere darbeyi, Falih Rıfkı Atay'ın İzmir yangını çıkaran kişi olarak dönemin Merkez Ordusu Komutanı Nurettin Paşa'yı işaret etmesi vurur. Üstelik de bu iddia Mareşal Fevzi Çakmak tarafından da doğrulanacaktır.

20 BİNDEN FAZLA EV VE İŞYERİ YOK OLDU
Aslında İzmir yangınını incelerken öncelikle dikkat çeken yangının çıkış tarihidir. İzmir yangının resmi, gayri resmi tüm kaynaklarda tarihi 13 Eylül 1922'dir. Yani Yunan ordusunun İzmir'den çekilişinden tam dört gün sonra çıkmıştır. Yani Yunan ordusunun geri çekilirken yangını çıkardığı iddiaları, resmi tarihin kendi 'tarihiyle' dahi çelişkilidir. Zira resmi tarih, Yunan ordularının işgaline BMM ordularının 9 Eylül 1922'de son verdiğini söyler.

30 Mart 1923 tarihinde İzmir'de yayınlanan Ahenk gazetesinde çıkan habere göre ise 14.004 hane yanmış, Müslümanlara ait 6 bin 410 hane, dükkan ve mağazanın yanı sıra Rumlara ve Musevilere ait 1648 yer ise yanmamıştır. Yangını Rumlar çıkardı ise -ki bu iddiaya göre Rumlar, Türklerin eline geçeceğine yakarız evlerimizi demişlerdir güya- bu 1648 ev hane ya da dükkanı yakmayan Rumlar, Türklere iyilik yapmış olurlar demek ki.

Rumların Aya Fotini, Aya Yorgi ve Ermenilerin Surp Stefan kiliseleri niye yandı? Her biri geniş avluların ortasındaki bu kutsal kiliseleri yakmak, içindeki Meryem ve İsa tasvirleriyle birlikte yakmak için gerçekten topluca dinden çıkmış olmak, çıldırmış olmak gerekmiyor mu?

İZMİR'DE ERMENİ VARLIĞINI YOK SAYAN RESMİ TARİH, 'İZMİR'İ ERMENİLER YAKTI' DİYOR
On yıllarca her 9 Eylül'de İzmir Yangınına ilişkin manşete taşınan meşhur bir başlık vardır: "Kahpe Yunan kaçarken İzmir'i ateşe verdi" diye…

Anlaşılan o ki, Yunan ordusu ve Rumlar iddiası pek inandırıcı olmasa gerek, giderek, İzmir Yangınının müsebbibi olarak Ermeniler tezine sarılınmaya başlanmıştır. İzmir'de Ermeni varlığını yok sayan bir zihniyetin, böyle bir iddiada bulunması da gülünçtür.

'Gâvur İzmir karanlıkta alev alev, gündüz tüte tüte yanıp bitti. Yangından sorumlu olanlar, o zaman bize söylendiğine göre, sadece Ermeni kundakçıları mı idi? Bu işte ordu komutanı Nurettin Paşa'nın hayli marifeti olduğunu söyleyenler çoktu.

(…)

Bildiklerimin doğrusunu yazmaya karar verdiğim için o zamanki notlarımdan bir sayfayı buraya aktarmak istiyorum:
İzmir'i niçin yakıyorduk? Kordon konakları, oteller ve gazinolar kalırsa, azınlıklardan kurtulamayacağımızdan mı korkuyorduk? Birinci Dünya Harbi'nde Ermeniler tehcir olunduğu vakit, Anadolu şehir ve kasabalarının oturulabilir ne kadar mahalle ve semtleri varsa, gene bu korku ile yakmıştık. Bu kuru kuruya tahripçilik hissinden gelme bir şey değildir. Bir Avrupa parçasına benzeyen her köşe sanki Hıristiyan veya yabancı olmak, mutlak bizim olmamak kaderinde idi.'1

İSMET İNÖNÜ'NÜN ANISI
İsmet Paşa (İnönü) yangınla ilgili "nereden başladı, kim başlattı bilmiyorum" ifadesini kullanıyor:

"İzmir'e girdiğimiz günlerin bende kalan en acı hatırası yangındır. Bu yangınların sebepleri büyük tarih hadiseleri içindeki sebeplerdir. Küçükler emir aldıklarını söylerler büyükler disiplin kalmadığını söylerler."2

Yunan ordusuna karşı girişilen son harekatta 1. Ordu komutanlığına getirilen Nurettin Paşa'nın vukuat listesi kalabalıktı, İzmit'te gazeteci Ali Kemal'in linç edilmesinden sorumlu tutulmuş, Kuvay-ı Milliye askerlerinin İzmir'e girdiği gün de Rum başpiskoposun katlinde rol oynamıştı.

FEVZİ ÇAKMAK NE DİYOR?
Mareşal Fevzi Çakmak, "Nurettin Paşa'nın kısa görüşünün sonu acı biten iki olaya neden olduğunu" kaydediyor: Biri, İzmir'in büyük yangını, diğeri Mustafa Kemal'in bu yangın münasebetiyle yerleştiği otelden Latife Hanım'ın Göztepe'deki evine yatılı misafirliğidir. Bunlardan birincisinde kısmen Nurettin Paşa'nın kısa görüşü, ikincisinde de tesadüf denilen müessir amil (etken neden) olmuştur.3

Kurtuluşu izleyen büyük yangın İzmirlilerin moralini bozmuştu, İsmet Paşa'nın anlatımına göre, İzmir'de neşeli geçen ilk üç günden sonra tekrar karanlık bir hava çökmüştü, İzmir'i aldık ama İzmir şehri Anadolu'nun yarısıyla beraber harap oldu havası ortalığı sarmaya başlamıştı.

Ne var ki, Mustafa Kemal İzmir'e girmekle büyük davayı kazanmış olduklarına herkesi yeniden inandırmıştı. Her şeyi tamirin bir mesele olmadığını söylüyordu. Yangın havasına iyimserlik ve güzel gelecek hülyaları iki üç gün içinde hâkim olacaktı.4 

MUSTAFA KEMAL NE DİYOR?
Mustafa Kemal, yangınla ilgili olarak Hariciye Vekili Yusuf Kemal'e şu telgrafı yollamıştı:

"İzmir yangını hakkında atideki (aşağıdaki) tarzda beyanatta bulunmak lazımdır. Ordumuz İzmir'e her türlü kazadan muhafaza etmek için şehre girmeden evvel tedabir (tedbirler) almıştır. Ancak Yunanlılar ve Ermeniler daha evvel vücude getirdikleri teşkilatla İzmir'i kamilen ihrak etmeyi (yakmayı) tasmim (niyet) etmişlerdi.

"Kiliselerde Hristosmos'un vermiş olduğu nutuklar ki İslamlar tarafından işitilmişti, İzmir'i yakmak bir vazife-i diniye olarak tebliğ edilmiş bulunuyordu. Harik (yangın) bu teşkilat tarafından vücuda getirilmiştir.

"Hariki askerlerimize atıf (yükleyen) ve isnat (iftira) edenler bizzat gelip İzmir'e vaziyeti görebilirler. Yalnız böyle bir iş için resmî tahkikat mevzubahis olamaz. Elyevm (hâlâ) burada bulunan her milletten gazeteciler zaten bu zaviyeyi ifa etmektedirler… Başkumandan Mustafa Kemal, 17 Eylül I922."5 

SAKALLI NURETTİN PAŞA KİMDİR? 
Aslında İzmir Yangını'nı çıkaran kişi olarak bütün oklar Merkez Ordusu Komutanı Sakallı Nurettin Paşa'yı gösterir göstermesine de resmi tarihçiler Mustafa Kemal'i aklayabilmek için ondan pek hazzetmediği yalanıyla bu duruma yeni bir kılıf uydurmaya başlarlar.

Mustafa Kemal'in emriyle Koçgiri'de Kürtlerin, Pontos'ta Rumların kanına girmekten çekinmeyen Nurettin Paşa her nasılsa İzmir yangını sürecinde 'hazzedilmeyen' kişi olmuştur.

İzmir yangınını anlayabilmek ve münferit bir şey olmadığını algılayabilmek için bu noktada Sakallı Nurettin Paşa'nın kim olduğuna, fikirlerine de bakmak gerekir.

"Bütün Rumlarda bir devlet mefkuresi vardır. Fikrimizce, memleketimizdeki Rumlar bir yılandır. Bu yılanların zehirleri kadınlardır."6 Yaptığı zulmün haklılığını ispat etmek için böyle diyordu Meclis'te hakkında soruşturma açıldığında.

O hem Koçgiri'de hem Pontos'da kadın, erkek, çoluk çocuk ayırmaksızın kan döken Mustafa Kemal'in sadık askerlerinden Merkez Ordusu komutanı Nurettin Paşa, namı diğer Sakallı Nurettin Paşa idi.

TBMM oturumlarında konuşulanlar incelediğinde ise Nurettin Paşa'nın Mustafa Kemal'den aldığı emirler doğrultusunda ve onun himayesinde hareket ettiğini daha iyi anlayabilmek mümkündür.

11 Ağustos 1921 günü TBMM gizli oturumunda söz alan milletvekilleri (İsmail Şükrü Efendi, Osman Fevzi Efendi, Zekai Bey) Koçgiri'de yaşananların sorumluluğunun Nurettin Paşa'ya ait olduğunu söylerler.7 Koçgiri'de yüzlerce insan sorgusuz sualsiz tutuklanması, teslim olanların dahi kurşunlanmasını eleştirirler.

4 Ekim 1921 günü TBMM gizli oturumunda ise bu kez Koçgiri'nin yanı sıra Pontoslu Rumlara yönelik uygulamalar gündeme getirilir ve tartışılır. Milletvekillerinden bir kısmı yapılanlarda Nurettin Paşa'yı sorumlu tutarak görevden derhal alınmasını isterken, bazıları da Nurettin Paşa'nın asılmasını ister. Mustafa Kemal karşı çıkar. Buna rağmen Meclis, Nurettin Paşa'nın görevden alınmasına ve muhakeme edilmesine karar verir. Ayrıca Koçgiri ve Pontos 'isyanları'nı yerinde incelemek için bir araştırma heyeti kurulmasını kararlaştırılır.

MUSTAFA KEMAL, PAŞASINI SAVUNUYOR
Araştırma heyeti Nurettin Paşa'dan işlediği suçlarla ilgili izahat vermesini ister. Nurettin Paşa'nın izahnamesi Meclis'in 16 ve 17 Ocak 1922 tarihlerindeki gizli oturumlarında üyelere okunur. Başkomutan ve TBMM başkanı Mustafa Kemal, yaptığı konuşmada; söz konusu izahnameyi okuduktan ve araştırma heyetiyle konuyu görüştükten sonra Nurettin Paşa hakkında verilen muhakeme edilme kararının ağır olduğunu ve bu kararın kaldırılmasını istediğini söyler. Üyelerden bazılarının itirazına rağmen, Mustafa Kemal'in ağırlığını koymasıyla, Meclis Nurettin Paşa'nın muhakeme edilme kararını kaldırır.9

Mustafa Kemal'in koruma altına almasının ardından Nurettin Paşa için terfi yolu da açılacaktır…1922'de Ali İhsan Paşa'nın görevden alınması sonrasında Refet Paşa ve Ali Fuat Paşa'nın komutanlık teklifini reddetmesi üzerine 29 Haziran 1922 tarihinde 1. Ordu komutanlığına atanır. Yunan ordusunun Anadolu'yu terk etmesinden sonra Nurettin Paşa Ferikliğe10 terfi eder.

Görüldüğü gibi 29 Haziran ile 13 Eylül arasında sadece 2,5 aylık bir süre vardır. Yani Sakallı Nurettin Paşa, Mustafa Kemal'in sadık askeridir ve onun emri dışında hareket etmez. Karşılığında da, Mustafa Kemal onu her koşulda korur kollar.

İzmir yangının sonuçları ortadadır. Küçük Asya'daki son Hristiyan kitle de bu yangın yüzünden ortadan kaldırılmış ya da sürgüne zorlanmıştır. Ermeni, Süryani Soykırımı ile başlayıp, Pontos Rum Soykırımı ile devam eden sürecin Mübadele öncesi son halkası da tamamlanmıştır. Böylelikle Birinci Jön Türk Dönemiyle İttihatçılarca başlatılan süreç, İkinci Jön Türk Dönemi Kemalistlerce sonlandırılmıştır.

Bunun dışında hangi belge ne demiş ne iddia etmiş bunların bir anlamı var mıdır? Hala 'objektiflik' adına, karşılıklı iddialar var (üstelik de yabancı kaynaklardan 'yazılı çizili') deyip orta yol bulmaya çalışmanın iyi niyetle, tarihçilikle, bilimle, bilimsellikle hiçbir ilgisi yoktur.

Birkaç aklı başında tarihçi, yazar, düşünür dışında ne yazık ki birçoğunun akılları dumura uğramıştır.

DİPNOTLAR
1) Falih Rıfkı Atay, Çankaya, Doğan Kardeş Matbaacılık, İstanbul, 1969, Sayfa: 325

2) Teoman Özalp, Kazım Özalp Atatürk'ten Anılar, İş Bankası Kültür Yayınları, Ankara, 1992, Sayfa: 300

3) İsmet İnönü, Hatıralar 1, Hazırlayan Sabahattin Selek, Bilgi Yayınevi, İstanbul,1985, Sayfa: 302

4) Süleyman Külçe, Mareşal Fevzi Çakmak, Askeri Hususi Hayatı,1. cilt, Cumhuriyet Matbaası, İstanbul,1953, Sayfa 236; Aktaran: Oğuz Atay, Gazi, Truva Yayınları, İstanbul, 2005, Sayfa: 87

5) Bilal Şimşir, Atatürk ile Yazışmalar, Kültür Bakanlığı, Ankara, 1981, s.274.

6) İki İsyan Pontos, Koçgiri; Bir Paşa Nurettin Paşa, Prof. Dr. Mustafa Balcıoğlu, Nobel Yayın Dağıtım, Ankara, Haziran 2000, Sayfa 275

7) TBMM Gizli Celse Tutanakları, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, Cilt 2, 1985 Ankara, Sayfa 204, 205

8) TBMM Gizli Celse Tutanakları, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, Cilt 2, 1985 Ankara, Sayfa 252, 287

9) TBMM Gizli Celse Tutanakları, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, Cilt 2, 1985 Ankara, Sayfa 626, 650

10) Ferik, Osmanlı Devletinin son dönemi ve Cumhuriyetin ilk yıllarında kullanılan Mirliva ile Birinci Ferik rütbeleri arasında olan ve günümüz rütbelerinden Tümgeneral ile Korgeneral rütbeleri arasında bir askeri rütbe.