14 Nisan 2026 Salı

Sofia Willer yazdı / İçimizden biri alıkonulursa, hiçbirimiz gitmeyiz

Geçtiğimiz Mayıs ayında Gazze'deki ablukaya karşı yola çıkan Vicdan gemisinde yer alan Sofia Willer, yeni gemilerin yelken açtığı gün, İsrail zindanında yaşadıklarını yazdı. 

Geriye dönüp Sumud Filosunu ve o dönemi düşündüğümde, aklıma sadece hapishane hücresi veya bir gemi gelmiyor.

Belirleyici olan bunlar değildi. Aklıma, normal koşullarda asla karşılaşmayacak insanların bir araya gelişi, ortak bir irade oluşturmak için verilen zorlu çabalar, 100 kişinin bulunduğu bir gemide gece geç saatlere kadar süren hararetli tartışmalar ve gün boyunca süren sayısız küçük sohbetler geliyor. Limandan gemiye ve hapishaneye kadar bu çalışma, yolculuğun en büyük dayanağıydı. İkinci olarak, her hapishane hücresinde, parmaklıklar arkasında ve her nakil aracında kadınların hemen birbirleri etrafında ördükleri dayanışma ağı aklıma geliyor. Bazı anılar geçen yıl hafızamdan silinmese bile silikleşmişti. Ama yelken açan yeni bir filoyla birlikte ve sosyalistlerin yeniden sorumluluk üstlenmesi gereken bir zamanda, bazı anılar ve hikayeler yeniden zihnimde canlanıyor. Düşündüğümde, Givon Hapishanesi'ndeki hücrede aramızda aniden belirenlerin tam da Olga Benario ile Hatice Ana olması aslında şaşırtıcı değil. Bu hikâyeyi anlatmak istiyorum.

İkinci hapishanedeydik, iki nakil ve iki beden aramasını çoktan geride bırakmıştık. Birbirimizi tanımıyorduk. Birçok kadın farklı teknelerdeydi, bir araya gelişimiz tamamen tesadüftü. Hücreye getirildiğimde, iki kişi çoktan yataklarına uzanmıştı. Kadınlardan biri az önce bir polis tarafından yere yatırılıp vahşice tekmelenmişti ve tavana bakıyordu. Hepimiz içeri girdikten sonra kapı yeniden kilitlendi. Bazıları hemen uyumaya uzandı, ortam sessizleşti. Bir anda yataklardan birinden şarkı yükseldi: "You are my fire, my one desire." Bu, Backstreet Boys'un "I Want It That Way" şarkısıydı. Herkes bir anda gülmeye başladı ve ardından Gloria Gaynor'un "I Will Survive" ve "I Got a Pocket Full of Sunshine" gibi şarkılarla adeta bir konser başladı. Geldiğimizden beri herkes saçlarını açmıştı; haftalar süren deniz yolculuğunun ardından vahşi gibi görünüyorduk. Kahkahalarımız çığlıklara dönüştü ve sonunda bir daire şeklinde oturup "Free, free Palestine", "From the river to the sea" diye slogan atmaya başladık. Çok geçmeden hücremiz basıldı ve hepimize kelepçe takıldı. Bir arkadaş bir polise tepki gösterince kelepçelerimiz daha da sıkıldı ve kapı kapatıldı. Bu kez yüzlerden öfke dolu gözyaşları akıyordu. Yere oturup yatağa yaslandım; kelepçelerim arkadan takılmıştı. Bu hücrede sadece sosyalistler ve komünistler yoktu. Dindar kadınlar, anarşistler ve aydınlar da vardı. Bu, filonun bir yansımasıydı. Bazıları hayatında hiç büyük bir gösteriye katılmamış ya da polisle sorun yaşamamıştı. Ortam yeniden sessizleşti. Kelepçelerle oluşturduğumuz oturma çemberinde bir "hikâye saati" yapmaya karar verdik. Herkes bir şey anlatacaktı. Hiç düşünmeden iki kadından bahsetmeye başladım. İsimleri Hatice Toraman ve Olga Benario'ydu. Aklıma ilk onlar gelmişti. Üst ranzalardan, içine kapanık kadınlar da bize bakıyordu. Oğlunun kaybedilen bir komünistin hikâyesini anlattım. Faşistlere karşı sarsılmaz bir nefret ve direniş geliştiren, kendini binalara zincirleyen ve bugüne kadar mücadeleyi hiç bırakmamış bir kadını… Ve Berlin'de yüzlerce komünist genci örgütleyen, sevgilisini hapishaneden kaçıran, tereddüt etmeden Sovyetler Birliği'nden Brezilya'ya giden, hamileyken bir gemide Naziler tarafından kaçırılan ve sonunda Ravensbrück toplama kampında öldürülen bir başka komünistin hikâyesini anlattım. Olga Yahudiydi. Bu yüzden diğer komünist kadınlarla aynı koğuşta değil, Yahudi kadınlar için ayrılmış bölümde tutuluyordu. Ama Olga, bulunduğu her yerde bir komünistti. Kadınlara önderlik ediyor, onlarla birlikte gizli kutlamalar ve kültür akşamları organize ediyor, birlikte onurlarını ve insanlıklarını geri kazanmak için mücadele ediyordu. Hikâye saatimiz bittiğinde bir İrlandalı, IRA'nın bir direniş şarkısını söylemeye başladı; ardından yeniden alkış koptu. Bu kadınların hiçbiriyle daha önce bir bildiri dağıtmış, bir toplantıda bulunmuş ya da birlikte sokakta yürümüş değildim.

Ama hücre kapısı kapanır kapanmaz en yakın yoldaşlarım oldular ve Olga ile Hatice Ana'nın amansız mücadelesi bizim mücadelemizin de bir parçasıydı. Bu kısa sürede birlikte daha pek çok şey yaşadık, ama o anda hücremizde şu sözü söyleyebilmenin temelini attık: "İçimizden biri alıkonulursa, hiçbirimiz gitmeyiz."

Dünyanın dört bir yanında devrimcilere yönelik saldırıların yoğunlaştığı şu günlerde, düşüncelerim sesleri ve hikâyeleriyle hapishane hücrelerini ortak mücadelenin sonsuzluğuna dönüştüren, eğitimler örgütleyen, şarkılar besteleyen ve kendi direnişleri içinde büyüyen kadınlarla birlikte. 

Faşist gardiyanların ve askerleri aşan bir onur bu. Birlikte gülmeyi, ağlamayı ve mücadele etmeyi bilen kadınları kimse yenemez. Direnişimiz büyüyor, büyümeye devam edecek.