Şiddet rejiminde yoldaşlık etiği
Avrupa Özgürlük ve Barış Forumu Koordinasyon Üyesi Ercan Jan Aktaş, Dayanışma Yazıları kapsamında yazdı.
'Başka Hayat Mümkündür' diyenler olarak tarihin en şiddet dolu zamanlarına tanık oluyoruz. Karşıtı olduğumuz sistem/erk devlet tekeli üzerinden sahip olduğu örgütlenme ile insanlık ve doğa için her gün daha da tehlikeli oluyor. Bir bütün olarak doğa, dogal hayat, insanlık, kolektif hayat bu büyük kuşatma altında sürekli kaybetmeye devam ediyor.
Küresel ölçekte yükselen bu şiddet dalgası artık yalnızca bölgesel savaşlar ya da iç çatışmalar biçiminde devam etmiyor. Sistematik bir yönetme tekniği olarak kurumsallaştırılıyor. Militarizasyon politikaları ve güvenlik söylemleriyle "olağanüstü hal" rejimleri kalıcılaştırılarak toplumlar sürekli bir tehdit atmosferinde tutuluyor. Silahlanmaya ayrılan bütçeler her yıl katlanarak artarken, sağlık, eğitim ve ekolojik iyileştirme için ayrılan kaynaklar bilinçli biçimde küçültülüyor.
Öte yandan ekolojik yıkım, kapitalist modernitenin en çıplak yüzü olarak karşımızda durmaya devam ediyor. Ormanların talanı, su kaynaklarının özelleştirilmesi, iklim krizinin geri döndürülemez eşiklere taşınması, yaşamın kendisine yönelmiş sistematik saldırılardır. Savaş sanayii ile fosil yakıt ekonomisi arasındaki paralel ilişki hem doğayı hem de toplumları aynı anda tüketen bir ölüm döngüsü içinde devam ediyor.
Böylesi bir tarihsel şiddet ikliminde yalnızca bombalarla ya da kurşunlarla değil; yoksullaştırma, yerinden etme, kimliksizleştirme ve hafızasızlaştırma politikalarıyla da üretiliyor. İnsanlık, bir yandan askeri-endüstriyel kompleksin büyüyen gölgesinde nefessiz bırakılırken, diğer yandan gezegenin ekolojik dengesi geri dönülmez biçimde tahrip olmaya devam ediyor.
Yıkımda sınır tanımayan günümüz egemenleri, ilkesizlikten de birbirleri ile büyük bir yarış içindeler. Bir şekilde de olsa, her bir politik, inançsal aidiyetin kolektif insanlık değerleri olarak kurumsallaşan bir ortak değerler tahayülü vardı. Ancak Jeffrey Epstein'in en son paylaşılan milyonlarca belge ile yazışmalarında insanlığın kaderini tekellerinde tutan egemenlerin içine girdikleri kirli/karanlık, çürümüş güç ve iktidar ilişkileri insanlık olarak nasıl büyük bir tehlike ile karşı karşıya olduğumuzu bir kez daha bizlere göstermektedir.
Erkekliğin en pespaye, ilkesiz ve değersiz halleri; güdülerine ve çirkinliğine hapsolmuş iktidar biçimleri üzerinden yaşananları anlamak belki hiç bu kadar çıplak olmamıştı. Her şey bütün çirkinliğiyle ortada duruyor. Milyonlarca belgeyle ifşa olan bu büyük çürüme, biyolojik dürtülerine sıkışmış bir güç ve iktidar zihniyetinin dışavurumudur. Ancak bu karanlığı üzerimize boca edenler, hiçbir şey olmamış gibi "dünya liderleri" sıfatıyla ekranlardan bizlere sırıtmaya devam ediyor.
Bu denli açık, korkunç ve teşhir edilmiş bilginin ortalığa saçılmasına rağmen hesap sorulmak yerine bilinçlerde bir savrulma yaşanması insanlık adına asıl kaygı verici olandır. İster istemez, bu kadar yoğun hakikatle nasıl baş edeceğimiz sorusuyla; dayanma, direnme ve anlamlandırma kapasitemizi yeniden sorguladığımız bir eşikte duruyoruz.
Bu çürüme yalnızca bireysel ahlaksızlıkların toplamı değildir elbette, aynı zamanda sistemin yapısal karakterinin bir bütün olarak dışavurumudur. Gücü elinde tutanların bedenler, doğa ve toplum üzerinde kurduğu tahakküm, aynı eril tahakküm zihniyetinin dışavurumudur. İstismar, savaş, talan ve yoksullaştırma aynı iktidar mantığından besleniyor. İnsanlığın kaderini belirleme iddiasındaki bu dar elit çevre, hem siyasal alanı hem de etik ufku çölleştirirken, kolektif yaşamın bütün değerlerini araçsallaştırarak içini boşaltmaktadır. Böylece yalnızca hukuku değil, utancı da ortadan kaldıran bir iktidar biçimi normalleştirilmektedir.
Tam da bu nedenle "Başka Hayat Mümkündür" demek romantik bir temenni değil; tarihsel bir zorunluluktur. Bu tarihsel zorunluluğun hayat bulmuş hali olan Rojava'daki yeni yaşam pratikleri bu anlamda insanlık için değerli olmaya devam edecektir. Bunun bilincinde olan ESP geleneği her zaman Rojava ile dayanışma içinde oldu. Rojava'daki yeni hayat için siper yoldaşlığı yapanlar tarihe kendi notlarını düştüler.
20 Temmuz 2015 tarihinde, Urfa'nın Suruç ilçesinde bulunan Amara Kültür Merkezi bahçesinde Kobanê'nin yeniden inşasına destek olmak için yüzlerce sosyalist genç bir aradaydı. Sosyalist Gençlik Dernekleri Federasyonu (SGDF) üyesi gençlerin bu yoldaşlığı egemen sistem tarafında hedef alındığında 33 can yoldaşımızı yitirdik. Ancak onları hiç bir zaman unutmadık, hayatımızın her direnişinde bu yoldaşlığı yaşatmaya devam ediyoruz.
Erklerin şiddet denkleminde hedefe konulan yalnızca bedenler ve coğrafyalar olmadı. Aynı zamanda bilgi, doğru bilgi ve hakikatin kendisi de sistemin hedefinde yer almaktadır. Çünkü hakikat, iktidarın kurduğu korku mimarisini dağıtma potansiyeline sahiptir. Bu nedenle basın, medya, sanat ve edebiyat alanında gerçeği arayan, görünmeyeni görünür kılmaya çalışan herkes sistematik biçimde hedefe konulmuştur. Susturulmak istenen yalnızca gazeteciler ya da sanatçılar değil; toplumun hakikate ulaşma imkânıdır. Hakikatin bastırılması, şiddet rejiminin sürekliliği için zorunlu görülmektedir.
Hayatın hayatsızca tüketilmek istendiği bu zaman diliminde yoldaşlığı savunmak dayanışmanın en büyüklerinden birisidir. Bu anlamıyla Rojava devriminin en başından itibaren bu mücadele içinde yer alan, başka bir hayatın inşasına emek ve heyecan katan bu hareketin bütün yapıları ve kurumları bir kez daha devletin baskı ve sindirme politikaları ile susturulmak isteniyor.
Çürümüş iktidar ilişkilerine karşı kolektif bir etik ve politik hat örmek adına yola çıkanların hedef alınması tam da sahip oldukları değerlerden kaynaklanmaktadır. Bu sebeple dayanışmayı, hafızayı ve ortak yaşamı yeniden savunmak; militarizmin, erkek egemenliğinin karşısına devrimci değerleri ve dayanışmayı koymak son derece değerli ve önemlidir. Çünkü bugün insanlığı ayakta tutacak olan şey, egemenlerin kirli ittifakları değil; birbirine omuz verenlerin inşa edeceği adil, ekolojik ve özgür bir ortak gelecek iradesidir.
Yoldaşlık tam da burada tarihsel bir anlam kazanmaktadır. Aynı safta değerler ve ilkeler üzerinden durmak çok değerlidir. Aynı etik ufku paylaşmak, yalnızca baskıya karşı direnmek değil, aynı zamanda yaşamı yeniden kurma cesaretini büyütmektir. Hayatın içinde yaşadık ve öğrendik; Yoldaşlık, birbirinin acısını omuzlamak kadar birbirinin umudunu da çoğaltmaktır. Ve tam da bu yüzden, hayatın sistematik olarak değersizleştirildiği bir dönemde yoldaşlığı yaşatmaya devam etmek hafızayı diri tutar. İlkeler ile hayat bulmuş bir karşı koyuş ise direnci örgütler ve başka bir hayatın yalnızca mümkün değil, inşa edilmekte olduğunu gösterir.