Savaşı sömürüyü yoksulluğu ve şiddeti kadın devrimiyle durduracak eşit ve özgür bir yaşamı kuracağız
8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü; tarihsel ve toplumsal anlamının yanı sıra, ataerkil rejimlerin kadınlara savaş açan cinsel politikasına karşı dünyanın her yerinde; işgale, sömürüye, yoksulluğa, kadın emeğinin ve bedeninin sömürüsüne karşı mücadelenin önemli bir eşiği olacaktır. Emperyalist küreselleşme döneminde cins çelişkisi daha da derinleşirken, burjuva iktidarların kadın cinsine karşı açtığı savaşa karşı dünyanın her yerinde yüz yıla damgasını vuran kadın isyanlarının gücüyle 8 Mart'ta sokakları dolduralım. Rojava kadın devriminin, Jina Amini'nin tüm dünyaya yayılan isyanını kuşanalım; savaşa, yoksulluğa, sömürüye ve şiddete karşı özgür ve eşit bir yaşamı kuralım.
Emperyalist devletlerin Ortadoğu'da tüm halklara katliam dayattığı, "özgürlük" adı altında kız çocuklarının ve kadınların bombalandığı, Rojava kadın devriminin tasfiye edilmeye çalışıldığı ve ataerkil faşist AKP-MHP rejiminin cezasızlık politikasıyla "şüpheli" kadın ölümleri ve çocuk istismarlarının arttığı bir siyasal atmosferde 8 Mart'ı karşılıyoruz.
Dünyasal ölçekte, tek tek ülkelerde ve yaşadığımız coğrafyada emperyalist bloklaşmalardaki artışa bağlı olarak erkek egemenliği kendini yeniden düzenleme ihtiyacı hissediyor. Trump ABD'sinden Macron Fransa'sına kadınların kazanımları tehdit altındayken, Macaristan, Türkiye, Polonya, Afganistan, İran ve Suriye gibi politik İslamcı ya da faşist karakterdeki ülkelerde erkek egemenliğinin krizden çıkış arayışı cins savaşını daha da sertleştiriyor. Kadınlar hayatta kalmak için, çocuklarını istismardan korumak için daha büyük bedeller ödemek zorunda kalıyor.
ABD ve İsrail, İran'a dönük saldırısında, kadınlara molla rejimine karşı ayaklanma çağrısı yaparken emperyalist işgal politikasını kadınları "özgürleştirme" söylemiyle meşrulaştırmaya çalışıyor. Netanyahu bir yandan İranlı kadınların üzerine bomba yağdırıyor, Gazze'de kadınları öldürüyor. Bir yandan tüm dünyada direniş sloganı haline gelen "Jin, Jiyan, Azadî"yi kullanarak İranlı kadınların özgürlüğünü amaçladığı görüntüsü yaratmaya çalışıyor. Emperyalist savaş politikasının kadın ve çocuklar için ölüm anlamına geldiği gerçeği kız çocuklarının eğitim aldığı okulun hedeflenmesinde de açıkça görülüyor. Irak'ta kadın aktivist Yanar Mohammed evinin önünde katlediliyor. Rojava'da kadınların kazanımları tasfiye edilmeye çalışılıyor, Türkiye ve Kuzey Kürdistan'da faşist-ataerkil rejime karşı mücadele yürüten sosyalist kadınlar tutsak ediliyor.
Kapitalizmin varoluşsal krizi insanlığa açlık, yoksulluk, savaş, göç yolları ve ekolojik kriz dayatırken, cins çelişkisinin ulaştığı düzey nedeniyle de kadınlara; daha çok evsel kölelik, daha çok şiddet ve sömürü dayatıyor. Türkiye'de de bu krize bağlı olarak "aile 10 yılı" ilan eden ataerkil rejim, kadın emeğini ev içinde daha fazla sömürmeyi amaçlıyor. Erken yaşta evliliklerin ve çok çocuk doğurmanın teşvik edilmesinin, "komşu annelik" gibi uygulamaların yanı sıra kadına yönelik erkek şiddetinin çok özel bir biçimi olarak kadın katliamlarını "şüpheli ölüm" olarak gösteriyor. Erkek şiddeti sonucu yaşamdan koparılan pek çok kadının ölümü ya intihar olarak lanse ediliyor ya da ölüm sebepleri araştırılmayarak cinayet "şüpheli" bırakılıyor. Bu politika erkek egemen rejim tarafından öyle işlevsel hale geldi ki geçtiğimiz yıl "şüpheli" kadın ölümlerinin sayısı, faili açıklanmış kadın ölümlerinin sayısını aştı. Çantalarında aile mahkemesi tarafından alınmış bir koruma kararına rağmen şiddet görmeye devam eden kadınlar öldürülme ihtimaline karşı "Başıma bir şey gelirse 'intihar' demeyin", "İntihar etti derlerse inanmayın" şeklinde notlar paylaşıyor. Hayattayken böyle bir not bırakmanın son örneği çocuk yaşta Kuran'a Hizmet Vakfı yöneticisi tarafından istismara uğradıktan sonra bu faille zorla evlendirilen Fatmanur Çelik oldu. Fatmanur Çelik aynı kişinin istismarına uğrayan kızı Hifa ve kendisi için adalet mücadelesi yürütürken yaşamdan koparıldı. Cenazeleri çok büyük bir öfkeyle defnedildi. Özgecan Aslan'ın cenazesine katılan kadınlar "Kadınlar silahlanın, biraz da erkeler ölsün" çağrısı yapmıştı. Fatmanur ve kızı Hifa'nın cenazesinde de kadınlar "Susmayın artık, yeter ya sustukça kadınlar ölüyor", "Bu Fatmanur iki defa öldü. Nerede adalet, nerede savcı, nerede hakim?", "Herkes bir isyan etsin, dur desin. Caniler elini kolunu sallayıp geziyor, küçücük çocuk orada yatıyor" şeklinde isyan etti.
Fatmanur ve Hifa'nın tabutuna erkekleri yaklaştırmayan kadınlar, en çok da adaletsizliğe ve kadınların "şüpheli" bir şekilde öldürülmesine isyan ediyor. Gülistan Doku için, Rojin Kabaiş için adalet arayan kadınlar, Fatmanur ve Hifa'nın da "intihar" denilerek üzeri kapatılmak istenen ölümü için de adalet arıyor. Kadınlar çok isabetli bir şekilde, erkek yargının haksız tahrik indirimi -iyi hal indirimi- gibi cezasızlık politikasının yanı sıra devletin adeta fail erkekleri iz bırakmadan kadınları katletmeye teşvik eden bu politikasına karşı, "şüpheli kadın ölümleri" meselesini kadına yönelik şiddet mücadelesinin tam orta yerine aldı ve kadınların bu adalet talebini ataerkil rejime karşı saflaştırma mücadelesini yükseltti.
Erkek şiddeti sonucu çocuğuyla birlikte katledilen Fatmanur, Dilovası'nda çalıştıkları parfüm deposunda çocuklarıyla birlikte yanarak can veren kadınlar, bir günde katledilen 6 kadın, ataerkil rejimin kadınlara açtığı savaşın en net ve güncel ifadesi oldu. 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü; tarihsel ve toplumsal anlamının yanı sıra, ataerkil rejimlerin kadınlara savaş açan cinsel politikasına karşı dünyanın her yerinde; işgale, sömürüye, yoksulluğa, kadın emeğinin ve bedeninin sömürüsüne karşı mücadelenin önemli bir eşiği olacaktır.
Emperyalist küreselleşme döneminde cins çelişkisi daha da derinleşirken, burjuva iktidarların kadın cinsine karşı açtığı savaşa karşı dünyanın her yerinde yüz yıla damgasını vuran kadın isyanlarının gücüyle 8 Mart'ta sokakları dolduralım. Rojava kadın devriminin, Jina Amini'nin tüm dünyaya yayılan isyanını kuşanalım; savaşa, yoksulluğa, sömürüye ve şiddete karşı özgür ve eşit bir yaşamı kuralım.