4 Haziran 2020 Perşembe

Salgından siz sorumlusunuz sayın halkım

Sağlık Bakanı'nın zor durumda olduğu çok belli. Galiba Bilim Kurulu da.

Koronayla mücadelede en başarılı görünen ülke Almanya. Nüfusumuzun hemen hemen aynı olduğu Almanya'da dün itibarıyla toplam vaka sayısı 67 bin 366, ölüm sayısı 732. Türkiye'de ise 31 Mart itibarıyla toplam vaka sayısı 15 bin 679, ölüm sayısı toplam 277.

Artık vaka sayısındaki artış ile ölüm oranı arasındaki farkı siz hesaplayın.

Dünyanın kıskandığı Türkiye'nin dünya lideri işsizler ordusuna yeni işsizler, yoksullara yeni yoksullar eklemiş bir krizde, vere vere IBAN numarası verirken Almanya kiracıdan, çok çocuklu ailelere, sanatçılardan, bakıcılara ve terapistlere, küçük işyerlerinden büyük ölçekli işverenlere kadar, korona virüsünün yol açtığı ekonomik krizden etkilenenlere toplam 750 milyar Euro'luk yardım kararı aldı. Küçük şirketlere ve serbest meslek sahiplerine de üç ay boyunca doğrudan 15 biner Euro yardım yapılacak.

Bir yandan çok sayıda ve hızlı testler yaparak geniş bir vaka taraması yapan, erken tanı ve tedavi ile ölüm sayısını azaltan Almanya, bir yandan da "evde tutarak" salgının yayılmasını önlüyor.

Sağlık Bakanı Fahrettin Koca ise "Emine Hanım, Ali Bey, Gül Hanım, Mehmet Bey sorumluluk sizin, evde kalın" dedi.

Bakan salgının tüm Türkiye'ye yayıldığını, başta gelen illerin İstanbul, İzmir, Ankara, Kocaeli olduğunu söyledi. Bu iller, Türkiye ekonomisini döndüren ve çalışan nüfusun en yoğun olduğu iller çünkü.  

O da gayet iyi biliyor ki, çalışmak zorunda olan işçileri, emekçileri evde tutmanın tek yolu açlıkla korona arasında tercih yapmak zorunda bırakılmamaları.

Nitekim Tele1 muhabirinin "Bilim Kurulu ülke genelinde veya söz konusu illerde karantina uygulaması önerdi mi" sorusuna verdiği yanıt Koca'nın dolaylı yoldan kabul etmesi anlamına geldi. Çünkü "söylediğimiz gibi teması kesme, sosyal mesafe" falan diye başlayıp karışık bir cümle kurdu. Sağlık Bakanı'nın zor durumda olduğu çok belli. Galiba Bilim Kurulu da.

Bütün ülkeye yayılmış ve artık bir il, ilçe ya da köyü karantinaya alarak engelleme seçeneği kalmamış bir salgını kontrol altına alabilmenin tek yolu zorunlu üretim alanları dışındaki bütün işyerlerini kapatmak. Oysa halen binlerce insan canı pahasına çalışmak zorunda bırakılıyor. 

KESK'e bağlı ESM'nin (Enerji Sanayi ve Maden Kamu Emekçileri Sendikası) MTA Genel Müdürlüğü'ne yolladığı talep yazısında çizilen manzaranın vahametine bakın.

" … Arazi elemanları birkaç günden yirmi güne kadar görev emirleriyle ülkemizin her bölgesinde görevlendirilmektedir. Bu süre boyunca personel sürekli hareket halinde bulunmaktadır; İnsanların yoğun olduğu otogar veya havalimanlarından otobüs veya uçak ile görev yerlerine hareket etmekte, bir gün önce kimin kaldığını bilmediği ve her gün onlarca kişinin gelip-gittiği otel odalarında konaklamakta, her gün servisler ile onlarca km uzakta bulunan çalışma sahalarına gidip-gelmekte, aynı karavanı paylaşmakta ve birden fazla kişi ile birlikte çalışmakta, sondaj lokasyonu için arazi sahipleri ile görüşülmekte, kampa ve sondaja gerekli olan malzemeler ve tamirat için esnaf ve sanayiye gitmektedirler. "

Bir bölümünü aldığım talep yazısındaki özellikle şu cümlelere dikkatinizi çekerim:

"Milyonlarca yıldır yerin altında bulunan doğal kaynaklarımız kuşkusuz pandemi sonuna kadar bulundukları şartları zorlamazlar. Bugünkü var olan birey ve toplum sağlığını tehdit eden şartlarda yapılan faaliyetler elde edilecek olası ekonomik girdinin yanında kıyaslanamayacak büyüklükte zararlara neden olacaktır."

İktidarın insan yaşamı, halkın sağlığı ile 'ekonomik girdi' arasındaki tercihini bundan daha net ne anlatabilir?

Sendikalar, sivil toplum örgütleri ve meslek odaları bu yüzden dinlenmiyor, bir kişinin 30 kişiye virüs bulaştırdığı Bakanın ağzından açıklandığı halde bütün toplumun enfekte olmasına bu yüzden yol veriliyor.

DİSK, KESK, TMMOB ve TTB dün hükümete yaptığı çağrıda 17 maddelik bir talep listesi sundu, içinde CHP ve HDP milletvekilleri ile sivil toplum örgütleri, işçi ve memur sendikaları, akademisyenler, yazarlar, sanatçılar ve gazetecilerin de olduğu onlarca kişi ve kurum bir araya gelerek kurdukları, Tüm Çalışanlar İçin Sağlık Platformu da "Karanlığı aydınlığa çevir, emeğe ses ver" sloganıyla birlikte talep listesi açıkladı.

İyi bir başlangıç ama taleplerin karşılanmaması halinde (ki karşılanacağına dair hiç işaret yok)somut adımları içeren bir eylem planı var mı? Yani talep etmek dışında.

Merak ettiğim bir şey daha var.

Cumhurbaşkanı'nın "Bilim Kurulu ne diyorsa, ona uyacağız" sözleriyle topu attığı Bilim Kurulu, oluşturulduğu 10 Ocak'tan bu yana hangi önerilerde bulundu, siyasi irade hangilerine uydu?

Doğrusu Hipokrat Yemini'nin Başkan'ın yemini karşısında eğilip eğilmediğini de merak ediyorum.