8 Ocak 2026 Perşembe

Ruşa Sabur yazdı | Gülmedik, çünkü bu mizah değil, iktidar dili

"Her şeyde bir bit yeniği mi arayacağız" diyenlere cevabımız net: Evet, tam da bu dönemde her şeyde bit yeniği aramak zorundayız. Çünkü gücü olanla uğraşmak yerine toplumun en ezilen kesimini hedef alan bir mizah, masum değildir. Hiçbir söz boşlukta söylenmez. Mizah bile. Açıkça vurmaz belki ama dolaylı yollarla yaralar. Espriyle örtülen bu çıkarcılık, politik bir tercihtir.

Mizah, çoğu zaman siyasetin dışında, masum ve zararsız bir alan olarak konumlandırılır. Oysa mizah, tam tersine, iktidar ilişkilerinin en görünmez ama en etkili taşıyıcılarından biridir. Kimlerin güldüğü, kimlerin güldürüldüğü ve kimin gülme nesnesi haline getirildiği; toplumsal hiyerarşilerin yeniden üretildiği önemli bir kültürel alandır. Son dönemde Cem Yılmaz'ın talk showu etrafında yükselen eleştiriler, tam da bu nedenle yalnızca estetik ya da zevk meselesi olarak ele alınamaz.

Burada mesele "espri anlayışı", "alınmak" ya da "mizahı kaldıramamak" değil. Burada mesele iktidarın kimden yana konuştuğu ve mizahın hangi bedeni, hangi kimliği, hangi hayatı ezerek kendine alan açtığı. Burada tartışılan şey, mizah aracılığıyla yeniden üretilen erkeklik, iktidar ve tahakküm ilişkileridir.
Bugün "ne uzattınız, espri deyip geçin" diyen çoğunluk, zaten bu ülkede her şeyin "deyip geçilerek" normalleştirildiği bir kültürün ürünü. Kadınların öldürülmesi de deyip geçiliyor, yoksulluk da, adaletsizlik de. Şimdi sıra, kadınları hedef alan şakalara geldi. Deyip geçelim istiyorlar. Geçmiyoruz.

Cem Yılmaz'ın talk showunda özellikle ilk bölümde kadınlar üzerinden kurulan sistematik bir alay var. Tekil, rastlantısal ya da masum bir şaka değil bu. Bir espri silsilesi. Üstelik kadınların kamusal alandan itilmeye çalışıldığı, "aile yılı" gibi ideolojik kampanyalarla yeniden tanımlandığı bir dönemde. Zamanlama politik. Hedef politik. Sonuç politik. Bu noktada "niyet" tartışması gereksizleşiyor. Çünkü iktidar, niyetle değil etkiyle ölçülür.

Mizah, her zaman güçle ilişkilidir. Kiminle dalga geçebildiğin, kimle geçemediğin; kime yukarıdan baktığın, kimin karşısında suskunlaştığınla ilgilidir. Gücü olanla dalga geçmek risklidir. Bedeli vardır. O yüzden çoğu zaman mizah, gücün değil, güçsüzün üzerine basarak işler. Cem Yılmaz'ın bugün yaptığı tam olarak bu.

Komedyenler en çok kendileriyle dalga geçtiğinde samimi ve sahici olur. Cem Yılmaz da bir zamanlar bunu yapardı. Bugün yapmıyor. Bu gösteride gördüğümüz şey, kendini merkeze alan ama kendini riske atmayan bir erkeklik performansı. Kendisiyle dalga geçmeyen, ama herkesle dalga geçen; özellikle de kadınlarla. Çünkü kadınlar güvenli hedeftir. Karşılık verme ihtimali düşük, toplumsal olarak zaten itibarsızlaştırılmış, zaten "çok konuşan", "çok hassas", "abartan" ilan edilmiş bir kesim.

Bu yüzden erkek komedyenlerin kadınlarla ilgili şakaları tesadüf değildir. Bu şakalar, erkekliğin kendini yeniden tahkim etme biçimidir. Bir tür "ben hala buradayım" deme hali. Yaş, güç, cazibe, merkez olma hali sarsıldığında, mizah bir savunma mekanizmasına dönüşür. Ama bu savunma, masum değildir. Bu bir tercih. Ve bu tercih, politik.

SİSTEME UYUMLANMAK
Bazı sanatçılar niyetini açık eder. Ne tarafta durduğunu net gösterir. Madalyonun iki yüzüdür. Bir yüzü Cem Yılmaz örneğinde olduğu gibi, açık ideolojik saf tutmak yerine, uyumlanmayı seçer. Açıkça vurmaz; dolaylı konuşur. Bağırmaz; güldürerek söyler. Ama söylediği şey aynıdır.

Bu yüzden "ama siyaset yapmıyor ki" savunması anlamsızdır. Mizahın kendisi siyasettir. Hele ki bu ülkede. Ezilenin daha da ezilmesi pahasına kurulan her espri, iktidarla yapılmış bir pazarlığın sonucudur. Pastadan pay alma meselesidir. Ve evet, bu bir çıkar ilişkisidir.

"Komedi bu, saçmalama hakkı var" deniyor. Hayır. Komedinin saçmalama hakkı vardır ama ezme hakkı yoktur. Hele ki zaten ezilmiş olanı hedef alma hakkı hiç yoktur.
"Her şeyde bir bit yeniği mi arayacağız" diyenlere cevabımız net: Evet, tam da bu dönemde her şeyde bit yeniği aramak zorundayız. Çünkü gücü olanla uğraşmak yerine toplumun en ezilen kesimini hedef alan bir mizah, masum değildir. Hiçbir söz boşlukta söylenmez. Mizah bile. Açıkça vurmaz belki ama dolaylı yollarla yaralar. Espriyle örtülen bu çıkarcılık, politik bir tercihtir.

Cem Yılmaz gücü olanla uğraşsa, anlatacak çok hikaye çıkar. Ama orası risklidir. Onun yerine gücünün yettiği yere oynar. Açıkça vurmaz belki ama dolandırır. Şaka yapıyormuş gibi yapar. O yüzden tehlikelidir.

Bu gösteriye yöneltilen eleştirilerin önemli bir kısmı kadınlardan geliyor. Bu, bireysel bir "alınma" hali değil; kolektif bir deneyimin ifadesi. Mizahın hedefi olanlar, bu kez sessizce geçmemeyi, gülmemeyi ve itiraz etmeyi seçiyor. Gülmeme eylemi, burada pasif bir tavır değil; politik bir pozisyondur.

Çünkü gülmek, çoğu zaman onaylamaktır. Gülmemek ise mesafe koymak, reddetmek ve ifşa etmektir. Cem Yılmaz'ın bu kez güldürmemesi, onun başarısız bir komedyen olmasından değil, mizahın yönünü yukarıya değil, aşağıya çevirmesindendir.

Mizah, özgürleştirici olabilir. Ama yalnızca iktidarla arasına mesafe koyabildiğinde. Ezileni hedef alan, gücü sorgulamak yerine yeniden üreten bir mizah, komik değil; işlevseldir. Hangi işe yaradığına bakmak gerekir.

Bu nedenle mesele Cem Yılmaz'ın komik olup olmaması değil. Mesele, onun mizahının bugün hangi erkekliği, hangi iktidarı ve hangi toplumsal düzeni yeniden ürettiğidir. Ve belki de asıl soru şudur: Gülmememiz gereken yerde gülmediğimiz için mi sorunluyuz, yoksa nihayet doğru yerde mi duruyoruz?