1 Ekim 2020 Perşembe

Ormanları kapitalizm yakıyor?

Yaşadığımız felaketler için "doğal afet" demek imkânsızdır. Zira bilimsel ve teknolojik gelişmişlik düzeyi bütün bu felaketler için tedbirler alabilmemize, en azından İnsanlık?ın doğa için en büyük felaket olmasına mani olacak derecede. Dolayısıyla yaşadığımız felaketlerin hem öznel nedenlerine hem de genel olarak iklim krizine karşı mücadele "doğal güçlere" karşı bir mücadele değil, olamaz. Bizzat doğayı ve her türlü hizmeti yüksek kar elde etmek için değerlendirmekten başka bir derdi olmayan kapitalistlere ve onların hükümetlerine karşı bir mücadeleye odaklanmalıyız.
Yunanistan'da başkent Atina yakınlarındaki Mati kasabasında çıkan yangınlarda en az 91 insan hayatını kaybetti. Yangında 7 bin hektarlık ormanlık alanın etkilendiği tahmin ediliyor. Canlarını kaybeden diğer canlıların sayısını ise kimse bilmiyor. Onlar hala haber konusu değil.
 
Bu kadar ağır bir sonuç yaratan yangının nasıl çıktığı ve neden önlenemediği konusunda ise hala çok net bilgiler yok. Yunanistan Kamu Düzeni ve Vatandaşı Koruma Bakanı Nikos Kostas, yangınların kasten çıkarılmış olabileceğini ileri sürmüş. Yangın bölgesindeki Pendelli'nin Belediye Başkanı Dimitris Stergiyu ise yangının, Pendelli bölgesindeki Dau dağında Yunan Elektrik Teşkilatına (DEH) ait enerji hatlarının kopması sonucunda çıktığını söylemiş. Yunanistan elektrik teşkilatının (DEH) yüzde 30'unun özeleştirilmesini öngören yasa tasarısı Temmuz 2014’te mecliste onaylanmıştı. BBC'ye konuşan Yunanistan Savunma Bakanı Panos Kammenos ise yangın bölgesinde yaşayanların kaçak yapılaşma yüzünden felaketin büyümesine yol açtığını söylemiş. Çipras da siyasi sorumluluğu aldığı açıklamada bölgedeki kaçak yapılaşma ile ilgili olarak hızlı şekilde adım atılacağını da eklemiş.
 
Tüm dünyada yaz aylarında daha çok görülen orman yangını haberlerinde felaketin bu "insan kaynaklı" kısmından çok başka bir fail öne çıkarılıyor: İklim krizi ya da "küresel ısınma". Yangınla ilgili hemen her haber-yorumda son yılların "en sıcak sene" sıralamasında en önlerde yer aldığına vurgu yapılıyor. Medyaya görüş bildiren uzmanlar ise yangınların muhtemel sebeplerine ilişkin olarak kış aylarında yağış oranının beklenenden düşük olmasıyla yeraltı su kaynakları yetersiz kalması ve yüksek sıcaklıklarla bitki örtüsü tam olarak dengesini sağlayamamasına dikkat çekiyorlar. Bunun sonucunda da, bazı bölgelerde hava sıcaklığının 40 dereceyi bulmasıyla yaşanan kuraklığın orman yangınlarını da tetiklediğini ileri sürüyorlar.
 
Gerçekten de 2016 yılı dünyada ölçülmüş en sıcak yıl olarak kayıtlara geçti. NASA ocak ayında yaptığı açıklamada 2017 yılının en sıcak üç yıl arasında olduğunu açıkladı.1 2018 de sıcak geçiyor. The Guardian’da çıkan bir haberde, Avrupa’daki havaların neden bu kadar sıcak geçmesi, sıcak hava akıntılarına bağlanmış. Bilim insanlarının söylediklerine göre kuzey yarımküredeki sıcaklık dalgaları şüphesiz "küresel ısınma" ile bağlantılı. Oxford Üniversitesinden iklim bilimcisi Prof. Myles Allen’in söylediği gibi "hiç şüpheniz olmasın ki iklim üzerindeki insan etkisi bu sıcaklık dalgaları üzerinde büyük rol oynuyor".2 Sıcak hava akıntılarının Avrupa’ya doğru kaymasının kuvvetle muhtemel nedeni ise "küresel ısınma". "Sanayi devrimi" sonrası gelişmenin dünya sıcaklığındaki 1 derecelik artışla beraber bu durumun artık norm haline geldiğini söylüyorlar.
Küresel olarak yaşanan gıda krizinden, orman yangınlarına, aşırı yağışlara kadar birçok felakette "iklim krizi"nin etkisinin her geçen gün daha da arttığı tartışmasız bir gerçek. Diğer taraftan "iklim krizi" ya da "küresel ısınma" her felaketin "doğal nedeni" olarak görülmeye/gösterilmeye başlanıyor. Rüzgâr esmezse, birden sağanak bindirirse "iklim değişti, küresel ısınma var", "bilimsel açıklaması" hemen tedavüle sokuluyor. Bu doğallaştırma sayesinde birinci olarak tek tek olayların gerçek nedenleri önemsizleştiriliyor. Orman yangınlarının büyük oranda kaçak yapılaşma, yetersiz itfaiye sistemleri, sel baskınlarının altyapıların kamusal planlamalarla değil de rantsal planlamaya dayalı kentleşme ile bağlantısı gibi konular odaktan kaçırılıyor. İkinci olarak "iklim krizi" gizemlileştiriliyor. Doğal bir kriz değil de insan eliyle, kapitalist üretimin hizmetindeki politikalar sonucu oluştuğu gerçeği görünmez hale getiriliyor.
 
Yaşadığımız felaketler için "doğal afet" demek imkânsızdır. Zira bilimsel ve teknolojik gelişmişlik düzeyi bütün bu felaketler için tedbirler alabilmemize, en azından İnsanlık’ın doğa için en büyük felaket olmasına mani olacak derecede. Dolayısıyla yaşadığımız felaketlerin hem öznel nedenlerine hem de genel olarak iklim krizine karşı mücadele "doğal güçlere" karşı bir mücadele değil, olamaz. Bizzat doğayı ve her türlü hizmeti yüksek kar elde etmek için değerlendirmekten başka bir derdi olmayan kapitalistlere ve onların hükümetlerine karşı bir mücadeleye odaklanmalıyız.
 
1Önder Algedik, “2017 sıcak bir yıl oldu, 2018’in telafisi yok!” https://www.gazeteduvar.com.tr/yazarlar/2018/02/20/2017-sicak-bir-yil-oldu-2018in-telafisi-y
 
2https://www.theguardian.com/uk-news/2018/jul/24/why-is-europe-going-through-a-heatwave