Olasılıklar ve kayboluşlar
Hissettiğim kadar hareketsiz veya çaresiz değilim bence. Her şey etrafımdan akıp geçerken durup bu akışın neresinde olduğumu ve nasıl müdahale edebileceğimi anlamam gerek sadece. Nükleer başlığım olmasına gerek yok, olsa da kullanmazdım bence. Ama benim de bir etki gücüm var. Ve bu güç ile güçlendirebileceğim insanlar var. Bir araya gelip bir harekete soluk aldırabiliriz.
Korkunç bir hızla akıyor zaman. Sözcükler ağırlığını yitiriyor, güçlerini kaybediyorlar ancak temsil ettikleri ağır gerçeklikler ekranlarımızı, zihinlerimizi, kalplerimizi tamamen kuşatmış durumda. Üzerimize yoğun bir bombardıman şeklinde bombardıman haberleri yağıyor. Pakistan, İran, Rojava, Ukrayna, Sudan, her şeyin merkezinde İsrail ve Amerika. Birkaç yaşlı adam güç yarışı içinde, milyonlarca insanın yaşamına ya da ölümüne karar veriyor an be an. Ekranlarda yine adamlar "zaten bu bekleniyordu", "taraflar çok büyük hatalar yapıyor", "son dakika gelişmesi" gibi ifadeleri dillerinden düşürmüyorlar. Herkes kendinden oldukça emin görünüyor takım elbiseler içinde. Evvelden ezele haklı gibiler. Kendilerine bolca tebrikler. Ben kendimi uzunca bir süredir korkunç bir kaosun içinde gibi hissediyorum. Yeni bilgiler, gelişmeler, açıklamalar üst üste yığılıyor ve sanki her biri beni bir yandan çekiştiriyor. Dikkatimi, sabrımı, dirayetimi neye vakfedeceğim ya da neyle ilgilenebileceğim konusunda bir aciliyet sıralaması yapmama olanak yok. Her yer ölümle ve yıkımla anılıyor.
Bir de geçmişin korkunç hayaletleri var, ortaya çıkan dosyalar, dünyanın her tarafına yayılmış berbat bir ağ, hayatları karartılmış binlerce çocuk. Dosyalara sanki alengirli bir kurmaca dizinin peş peşe yayınlanan bölümüymüş gibi meraklı bir açlıkla yaklaşan insanlar da var. İsimleri bu korkunç kişilerle anılmasına, aleyhlerinde birçok delil olmasına rağmen sarsılmayacaklarına güvendikleri tahtlarında oturmaya devam edebilenler de var. Onlarla aynı dünyada yaşıyoruz.
Bu da gelecekten bir hayaleti, korkutucu bir fragmanı daha açıyor sanki – peki neler olacak? LGBTİ+'larla ilgili yasa tasarısını sunarlarsa neler olacak? İzmir’de gerekçesiz bir şekilde gözaltına alınan trans kadının yaşadığı şiddete ne olacak? Okullarda yemek çıkarabilmek için harcanabilecek bütçe ideolojik yapılanmalar için saçılıyor, şirin görünümlü tarikatçılar ya da asi görünümlü "yeni nesil rapçi" küfürbazlar çocukların dillerindeki şarkıları belirliyor. Herkes tutuklu ve sanki bu çok normal – bir anda olmayan suçları itiraf eden birileri fırlıyor ve onların sözleriyle, ifadeleriyle onlarca insan haklarında bir iddianame ya da suç teşkil edecek bir tek kayıt bile bulunmadan aylarca tutsak ediliyor. Bu sırada aileleri ve arkadaşları onları görebilmek, durumlarını öğrenebilmek için kilometreler aşıyor, saatler harcıyor, haftalarca merak ve üzüntü içinde kıvranıyor. Aylar sonra bir mahkeme kuruluyor, hakkında bol keseden iftiralar attığı kişiyi tanıyamıyor itirafçılar. Hiçbir şey olmamış gibi salıveriliyoruz. Ama bir şeyler oluyor. Bunlar normal gelmeye başlıyor. Her yerde kıyamet alametleri. Her şey daha da kötüye gidecek diyen işaretler...
Tüm bu karmaşanın içinde, başka hiçbir çarem olmadığını bilerek ekranı kapatıyorum birkaç dakika. Çünkü bu seslerin biraz susması lazım. Çok uzun zamandır müthiş bir gürültü yapıyorlar. Kendi düşüncelerimi duyamıyorum. Olana bitene bakabilmek için kendi gözlüklerimi takamıyorum. Benim önem verdiğim, değer verdiğim şeyler nelerdi? Bir haber duyduğumda iyi mi kötü mü olduğuna karar verebilmem için kriterlerim vardı - bunlar nelerdi? Değerlerim nelerdi? Sorularım ve hatta cevaplarım vardı. Neredeler onlar? Neden kendi iç sesimi duyamıyorum bunca zamandır? İçimdeki haritaya öyle uzun zamandır bakmıyorum ki, bakacak vakit bulamadığıma inanıyorum belki de, ya da yanlış bir yöne sapmış olduğumu fark etmekten korkuyorum, ama durup düzelmek yerine bakmadan yürümek, sesleri takip ederek el yordamıyla gitmek – son zamanlarda yaşadığım kaos birebir bununla da ilişkili. Durum böyle olduğu müddetçe kendimi kaybolmuş hissetmem çok normal değil mi? Savrulmuş hissetmem? Bu karambol, bu kaos, bilincimi yönlendiren sesler ve sözlerle ilerleyen bu yolun beni bu kadar yabancı bir yere çıkarmış olması çok normal değil mi?
Tam da bu yüzden, kontrol edemeyeceğim şeylerle ilgili felç edici bir endişeye kendimi teslim etmeyi bırakıyorum bugün. Savrulup gitmeye bir son veriyorum. Sanırım iradi bir ilerleme gösterebilmem için biraz durup hatırlamam gerek. Çünkü ilerlemek için bazen durmak gerekir. İlerlemenin ölçütü durulan zamanlardır. Durdum ben de ve kendi içime bakıyorum. Öyle çok unutulmuş şey var ki orada. Unuttuğum insanlar, unuttuğum güçler, unuttuğum destekler, bir sevgi sözü, bir sohbet çağrısı, "mutlaka görüşelim" dileği... Kafamın içinde gereğinden çok daha fazla ayrıntıyla mevcut olan bilgilere bakıyorum. Öncelikle IŞİD’in yükselişinden korkuyorum. Sonra uzun bir yas doğuyor içimde, İran’daki okulda ölen çocuklar için bir süre yas tutuyorum. Göremeyecekleri mevsimler için üzülüyorum. Olanlardan kaçmak, uzaklaşmak, her şeyi kapatıp inzivaya çekilmek falan istemiyorum. Onları kendim olarak duyabilmek ve anlayabilmek istiyorum. Yanlarında kendim olabildiğim, bana bir ayna berraklığıyla kendimi gösteren, hepsini cesurca yansıtabildiğim insanlarla beraber konuşabilmek istiyorum bunları. Olanları kendi değer yargılarımızla anlayıp, neler yapmak istediğimizi dile getirmek istiyorum. Çok fazla bilgi fırlatıldı üzerime, bunları işlemek istiyorum. Yoksa çürüyorlar ve beni zehirlemeye başlıyorlar. Çocuklar için bir şeyler yapmak istiyorum. Çocuklar için bir şey yapmakta olan, güvendiğim insanlarla konuşmak, fikir alışverişi yapmak istiyorum. Var oluşlar ve sevgiler için bir şeyler yapmak istiyorum. Belki birine güvenli bir alan açabilmek. Bir arkadaşımı arayıp - nasılsın, seni unutmadım, nasıl baş ediyorsun hayatla bu günlerde diye sormak istiyorum. Onun hapiste olduğunu hatırlıyorum, bir mektup yazmaya başlıyorum ona. Muhtemelen beklemiyordur, muhtemelen pek sevinir. Beraber izlediğimiz dizideki eğreti politik göndermeleri anlatmak istiyorum mesela.
Hissettiğim kadar hareketsiz veya çaresiz değilim bence. Her şey etrafımdan akıp geçerken durup bu akışın neresinde olduğumu ve nasıl müdahale edebileceğimi anlamam gerek sadece. Nükleer başlığım olmasına gerek yok, olsa da kullanmazdım bence. Ama benim de bir etki gücüm var. Ve bu güç ile güçlendirebileceğim insanlar var. Bir araya gelip bir harekete soluk aldırabiliriz.
Kaybolduğumu fark etmem önemliydi. Haritalarımı hatırlamam da öyle. Artık kimse kolay kolay canımı sıkamıyor. Fikirlerimi kendim savunabiliyorum. Hamaney’in elinde binlerce insanın kanıyla öldüğünü, elinde milyonlarca insanın kanı olan katiller tarafından öldürüldüğünü konuştum bir arkadaşımla ve katillerden katil beğenmekten ibaret olmadığını hatırladım yaşamın. Yaşatmak istediğim değerlerin de ilgi ve bakıma ihtiyacı var. Yalnız değilim ve insanları yalnız bırakmayacağım. Haritam bana ilerlememi söylüyor. Öyle yapacağım.