30 Haziran 2022 Perşembe

Odman: İşçiler makinelerin bir parçası olarak görülüyor

İSİG Meclisi kurucu gönüllüleri arasında yer alan akademisyen Aslı Odman, ETHA'ya yaptığı değerlendirmede her ay yayınladıkları iş cinayetleri verilerinin antiistatistiksel olduğunu çünkü sadece buz dağının görünen kısmı olduğunu kaydetti. Odman, sosyal medyada viral olan iş cinayetleri ve iş kazaları görüntüleri ya da her ay yayınladıkları raporlardan daha büyük bir iş cinayetleri resmi olduğunu vurguladı.

İşçilerin güvenliği ve sağlığının korunması için alınacak önlemleri gereksiz maliyet olarak bakan patronlar, işçileri ölüme göndermeyi tercih ediyor. Türkiye'de resmi verilere göre her gün en az beş işçi iş cinayetlerinde katlediliyor. Fakat bu buzdağının sadece görünen yüzü. İSİG Meclisi'nin raporuna göre 2022 yılının ilk üç ayında en az 347 işçi iş cinayetinde katledildi.

İş cinayetlerinin en çok yaşandığı işkolları inşaat/yol, taşımacılık, tarım/orman, ticaret/büro, metal sektörü. Ancak denetimsizlik ve cezasızlık politikalarından güç alan patronlar işçi sağlığı ve iş güvenliği önlemlerini almadıkları gibi kayıt dışı, sigortasız işçi çalıştırmayı da sürdürüyor.

İstanbul İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi kurucu gönüllüleri arasında yer alan sosyal bilimci, akademisyen Aslı Odman ile iş cinayetleri başta olmak üzere göçmen/mülteci işçiler, kadın ve çocuk işçilerin uğradığı hak ihlallerini, işyerlerinde mobbing ve baskılar nedeniyle yaşanan intiharları ve meslek hastalıklarını konuştuk.

ETHA'ya değerlendirmelerde bulunan Odman, İSİG'in yayınladığı verilerin buzdağının ucu olduğunu çünkü gerçek verilere ulaşamadıklarının altını çizdi. Odman'ın sorularımıza verdiği yanıtlar şöyle:

Son bir hafta içerisinde Tuzla'da boya fabrikası ve tersanede iş kazaları, iş cinayetleri yaşandı. İş cinayetlerinin sebepleri ve önlenilebilirliğine ilişkin ne söylemek istersiniz?
Önlenemeyecek iş kazası oranı yüzde birin bile altında. Önlenemeyecek iş kazası yok. Hepsi tekrar eden nedenlerden gerçekleştiği, günümüzün teknik ve sosyal imkanlarıyla ortadan kaldırılmamasının altında ciddi bir kasıt olduğu için iş cinayeti diyoruz.

Öngörülemez doğa olayı dediğimiz şeyler de insan eliyle oluşturuluyor. Günümüzün teknolojik, sosyal imkanlarıyla kimse ölmeden hayatımız için gerekli ürünleri üretmemiz mümkün ama kapitalist üretim tarzı için ekonomik kapitalist birikim vazgeçilmez parça.

İŞ CİNAYETLERİYLE BİRİKİM REJİMİNİN MİKROKOZMOSU TUZLA
Genel değerlendirmeden ziyade son 15 gün içinde Tuzla'da yaşananları değerlendirmek gerekirse, iş cinayetleriyle birikim rejiminin mikrokozmosu Tuzla.

Tuzla; 5 organize sanayi bölgesi ve tersaneler bölgesini içeriyor. Aynı zamanda lüks siteler, Formula1 gibi uluslararası ivent yatırımı ve iki üniversite bulunuyor. Yani plansız bir ilerleme söz konusu. Son on beş gün içinde iş cinayetleri neden gerçekleşti. Boya, vernik atölyesi patlamasıyla sarsıldı Tuzla. Yalnızca 6 sigortalı işçi çalışıyor. Dip dibe sanayi, vernik OSB'si olduğu için diğerlerine de sıçradı yangın. Orası savaş alanına döndü. Büyük bir sanayi felaketine ramak kaldı; 3 işçi öldü 9 işçi yaralandı.

YARALI İŞÇİLER KONUŞMASIN DİYE KAMUOYUNDAN KAÇIRILDI
Basından, sendikalardan kimse işçilere ulaşamadı, yaralı işçiler resmen kaçırıldı diğer usulsüzlükler kamuoyuna yansıtılmasın diye. Boya, vernik daha zincirleme alev aldığı bir ortamda Tuzla'nın büyük bir kısmı ortadan kalkabilirdi. İşçi sağlığı ve güvenliği önleminin patronun keyfine göre kar amaçlı, üretim kriterlerine göre alınmıyor olması esasında bir ilçeyi, bazen çevresindeki ilçeleri de kapsayan büyük sanayi felaketi haline getirebilir.

İŞ CİNAYETLERİ BÜYÜK BİR EKOLOJİ VE KENT SORUNU AYNI ZAMANDA
Abartı geliyorsa eğer şunu söyleyeyim; tarihi Beyrut şehrinin üçte biri ortadan kalktı. Limanda depoda işçi sağlığı, güvenliği önlemi alınmadı diye. İş cinayetleri meselesini, iş cinayetiyle beraber ani olarak karşı karşıya kalan maden, tersane işçisi, boya işçisi sorunu olmadığının çalışan, çalışma imkanı olmayan, evde oturan insanların ve tüm canlıların sorunu olduğunu görmek gerekiyor. Bu iş cinayetleri birikim rejimi bu nedenle çok büyük bir ekolojik, büyük bir kent sorunu aynı zamanda.

DENETİM SİSTEMİ TAMAMEN ORTADAN KALDIRILDI
En son Tuzla'daki bu meselede kuzeydeki patlamadan iki gün sonra güneyinde tamire gelmiş yabancı bandıralı gemide patlama yaşandı. Ürdünlü taşeron olduğu söyleniyor, yabancı gemi de olsa mekansal denetimin yapılması gerekiyor, çünkü değişmez kara sularımızın içerisinde her işyerini denetlemekle yükümlüdür Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı. Ama özel mülkiyet alanları neredeyse kendi içinde cumhuriyetlere dönüşmüş durumda. Türkiye'de eskiden nispeten özerk olan iş müfettişliği kurumu tamamen ortadan kaldırıldı. Saha teftişi zaten ağır aksak yapılıyordu. Çok az yapılabilen binden birazcık fazla iş müfettişiyle iki milyon işletme denetlenmeye çalışan sistem tamamen ortadan kaldırıldı, Covid de bahane oldu.

İster yabancı bandıralı, ister yabancı taşeron işçi çalıştırıyor olsun, iş güvenliğinin alınması gerek. Çalışma Bakanlığının denetim duyargalarının hazır olması gerekiyordu. Bunlar olmadığı zaman tekrar altını çizelim, gerek sermayenin en örgütlü organı olan şirketler tarafından gerekse devlet organları tarafından bir kasta işaret ediyor. Biz artık buna; güçlülerin suçları olarak tanımlamalı, iş cinayetleriyle birikim rejimi demeliyiz.

İş cinayetleri ve kazaları sonrasında kurtarma çalışmalarındaki görüntüler çok çarpıcı. İstanbul'da Ada Tersanesi'nde zehirlenen işçilerin taşınmaları anında ortaya çıkan görüntüler epey gündem oldu. Bu konuya ilişkin neler söylersiniz?
Vicdan yaralayıcı... Esasında günde yirmi ila otuz çalışanın, çalışma kaynaklı hayatını kaybettiği bir coğrafyada yaşıyoruz. Bunların yalnızca beşte biri ani kaza sonucu ölüm. Yalnızca ölümlerden bahsediyorum; Tuzla'da zehirlenme sonucu yaralandılar.

İŞÇİLER MAKİNENİN PARÇASI HALİNE GETİRİLİYOR
Ama beşte birinin de inanılmaz az bir kısmı yansıyor. Yansıdığı zaman da bu görüntüler bizi çok etkiliyor. Bunlar istisna değil. İnsan canının muhasebeleştirildiği ve çok ucuz olduğu; hızlı üretim, hızlı teslim baskısı altında makinelerin parçası haline getirildiği bir yerde, iş cinayetleri de üretim sisteminin bir parçası oluyor. İşçi kafesin içerisine, bir hurda, makine parçası gibi itiliyor. İşçiler makinenin parçası haline getiriliyor. İşçiler bu hıza, teslim üretim baskısına dayanamıyor.

BUZDAĞININ UCU RAKAMLAR

İş cinayetlerine ilişkin sunulan veriler gerçeği yansıtabiliyor mu?
İSİG'in raporlarını basın, pozitif raporlarmış, gerçek rakamlarmış gibi veriyor. Rakamlarımız antiistatistiksel. Biz buna buzdağının ucu rakamları diyoruz. Yalnızca yaşanan sistematik katliamı hissettirebilen rakamlar. Bizim kayıt altına alabildiğimiz yüzde 85 ulusal, yerel basın, sosyal medyadan, kalan yüzde 15 kendi kanallarımızdan neredeyse hepsi ani iş kazaları sonucunda ölümler. Bizim dikkate alamadığımız bunun yaklaşık beş ila altı misli zamana yayılmış iş cinayetleri dediğimiz meslek hastalıkları sonucu ölümler var.

İŞÇİNİN MESLEK HASTALIĞINI KANITLAMASI GEREK
İşçilerin çalışırken hasta olduklarını kendilerinin kanıtlaması gerek. İşçiler ayrıca 'ekmek parası kazandığım yer var, öldürse bile yaşıyorum' dediği için belgeletmiyorlar. Örgütlü bir mücadele de yok. Türkiye'de sendikalar meslek hastalıkları alanına ilişkin bir mücadele alanı yaratmadı. Devlet labirent gibi sistem yapıp on senede ödenmeyecek dava ücretleri getirdiğinde resim tamamlanıyor.

HAYATINI KAYBEDEN BEŞ İŞÇİYİ, BEŞLE ÇARPMAK GEREK
İntihardan, trafik kazasına, iskeleden düşmeye kadar hayatını kaybeden beş işçiyi, beşle çarpacaksın. Dün çalışırken toksik malzemelere, kimyasallara maruz kaldığı için, aşırı uzun çalıştırıldığından kalp krizi geçirdiği için en az 20-25 işçi öldü. Onların ismini hiçbirimiz bilmeyecek. Ailelerine sorduğumuzda "Fatiha" diyecek. "Çok çalışkandı' diyecek. Toprağa verilecek. Mesela hayatını kaybeden bir seramik işçisinin akciğer kanseri olmasının işiyle ilgili olduğu kanıtlanmamış olacak.

GAZETECİLER İŞYERİ İNTİHARLARINA ERİŞEMİYOR
Türkiye'de kanıtlanmayan işyeri intiharları var, Fransa'da kanıtlanmaya başlandı. İnsanların biyolojik limitin ötesine itilmesinin bir yanı da psikolojik limitin ötesine itilmesi ve çalışma kaynaklı, sistematik bir iş organizasyonu disiplini olarak uygulanan bazen tazminatsız istifaya götürmek için uygulanan mobbing, aşırı hızlı çalıştırma, performans baskısı bütün bunlar en uçta intihara götürebiliyor. Bunlara biz işyeri intiharı diyoruz. 2013'ten bu yana belgeliyoruz. Bu intihar işyerinde gerçekleşsin gerçekleşmesin, bir mektup bırakılsın bırakılmasın işyeri intiharı olarak tescillenen özellikle Fransa'da çok önemli vakalar var. Türkiye'de henüz bunların da mücadelesi verilmedi. Gazeteciler bunlara da ulaşamıyor; "Ekonomik sorunlar yüzünden öldü", "Esnaf intihar etti", "Kamyon şoförü kendini kamyona astı" diye veriliyor ama bunların işyeri intiharı olduğu bilinmiyor.

MEVSİMLİK ÇALIŞANLAR İÇİN BOŞ VER SİGORTAYI DİYORLAR
Mevsimlik çalışanlara Valilik aracılığıyla ayrı izin alınabiliyor. Ve mevsimlik tarım işçilerinin çalışma izni sigortadan muaf. Devlet kendi eliyle öyle bir mevzuat çıkardı ki 'boş ver ödeme sigortasını' diyor. Ulaşım riskleri, tarım ilacı riskleriyle çalıştığını, güneş altında böceklerle uzun saatler çalıştığını biliyorsun. Valilikten dayıbaşı izin alarak sigortasız çalıştırıyor. Devlet, "kaçak çalıştırın" diyor.

7 MİLYON GÖÇMENDEN 130 BİNİ ÇALIŞMA İZNİ ALDI

Bir de kayda geçmeyen iş cinayetleri var. Bunların başında da göçmen ve mülteci işçiler geliyor. İçişleri Bakanı Soylu, bir televizyon kanalındaki, "Fabrikanda Suriyeli çalıştır, sigorta da yapma. Sonra 'Bu Suriyeliler ne olacak?' de. Onları göndersek önce iş insanları isyan edecek" itirafında bulundu. Göçmen işçilerin yaşadıklarına ilişkin değerlendirmeniz nedir?
Türkiye'de göçmen ve mülteci işçilerin bu ülkede çalıştıklarını öldükleri zaman bilebiliyoruz. Uçurum inanılmaz; Türkiye'de 3.8 milyon Suriyeli geçici koruma statüsünde insan yaşıyor. Bunun üzerine 1.3 milyon resmi oturma izni almış yabancı var. Bunun üstüne kaçak hale düşürülmüş kağıtsız pek çok Türkiyeli olmayanı koy. Türkiye gerçekten 6-7 milyonluk göç ülkesine döndü. Kaç kişi resmen çalışma izniyle çalışıyor. Renault'un Fransız CEO'su da Fransız liselerindeki öğretmenler de çalışma izniyle çalışıyor. Çok formel alanlarda yalnızca 130 bin çalışma izni var. 7 milyon nere en formel çalışan diplomatından şirket üst düzey yöneticilerine, öğretmenine kadar çalışma izni olan 130 bin kişi nere. 5 yaşında göçmen çocuk işçilerin çiçek satarken Haliç'e düşüp öldüğünü belgeledik. Yaşı bile çıkaramıyoruz. Bunun içinde 5 yaşında da var 65 yaş üstü de var. Sakat, iki bacağı kolu olmayan da var. 7 milyonun ciddi bir kısmının herkesin bir yerinden tutarak bir aile geliri kazanmaya çalışan insanlar olduğunu düşünmeliyiz.

EN GÜVENCESİZ OLANLAR KADIN VE GÖÇMEN İŞÇİLER
Kocaeli'de bir tekstil fabrikasında 2019 yılında bayram günü bir tekstil fabrikası yanmıştı, birbirine sarılmış anne, kız cesetleri bulundu. Ölen beş kişinin dördü Afgan, Suriyeliydi. Çünkü bayramda çalışacak Türkiyeli ve Kürt bulmak daha zor. Herkes ailesiyle bayrama gidiyordu, orada buldukları en güvensiz olan Afgan ve Suriyeliler. Kadın ve göçmen işçiler. Böyle pek çok vaka kendi içinde yalnızca öldükleri zaman haberdar olduğumuz milyonlarca işçi var.

İŞÇİLERİN ÖLDÜĞÜNÜ BİLE BİLMİYORUZ
İnşaatlarda ölen kaçak çalıştırılan yabancı işçiler de "düştü öldü", "kaza oldu", "araba vurdu" deniyordu. Kuzey Ormanları Savunması ve İSİG olarak 3. Havalimanında Suriyeli bir işçinin manevra yapan aracın altında kaldığını ve "doğal ölüm olarak şantiyede ölmüş" gibi gösterilmeye çalışıldığını kanıtlamıştık. 3. Havalimanı formel bir inşaat, diğer inşaatları düşünün köşe başındaki müteahhitleri, her yer beş katlı apartman dolu. Çoğu zaman burada işçilerin öldüğünü de bilmiyoruz.

KÜRT İŞÇİYİ ATIP GÖÇMEN VE MÜLTECİ ÇALIŞTIRMAK YATIRIM STRATEJİSİ
Çalışma izni arasındaki uçurumda beş yaşındaki çocuğun bile olduğu göçmenleri biliyoruz. Bu tabi şaşırtmıyor, her zaman ırk, etnisite ve savaştan kaçarak göçmek en önemli sömürülme nedeni. Çok yakında yapılan bir çalışma var. TÜİK'te 'mevsimlik işçilerin yıllık ücretleri' diye bir sütun. Adana'da 2000 ve 2021'de takip edilmiş. Adana bölgeden çok ciddi tarım işçisi alıyor. 2000'lerden 2010'a kadar buradaki mevsimlik tarım işçilerinin günlük ücretleri Türkiye ortalamasının üzerindeyken, geçici koruma veya diğerleri geldiğinde ortalamanın yüzde 20 altına düşüyor. Orada çalıştırılanlar için zorunlu göç mağduru Kürt işçiyi atıp, göçmen ve mülteci işçi almak yatırım stratejisi haline geliyor. Tüketici olduğumuz pahalı gelen meyve, sebzenin içerisinde çok çok düşürülmüş emek ücreti var. Demek ki birileri daha çok kazanıyor. İşverenler göçmen işçi çalıştırarak, her açıdan kar oranını artırıyor, güvencesiz bedenler arz ediyor.

ÇOCUK İŞÇİLİK TAMAMEN SÜMEN ALTI EDİLİYOR
Çocuk işçiliği de tamamen sümen altı ediliyor. Bu nedenle de buradaki ölümleri zor öğreniyoruz. Keza 65 yaş üstü işçiler kaçak çalıştırıldığı için onların da bilgilerine ulaşma imkanları az olabiliyor. Tarım işçilerinin, çiftçilerin iş cinayetleri basit bir kaza olarak geçiştiriliyor. Pek çok alandan iş cinayetlerine, kazalarına ilişkin dehşet verici görüntüler geliyor. Yayınladığımız raporlardan çok daha büyük iş cinayetleri var.