9 Şubat 2026 Pazartesi

MESEM'den kampüse sömürü zinciri

Alınteri ve Devrimci Proletarya Yazarı Selçuk Ulu, ajansımıza yönelik siyasi saldırılara karşı başlattığımız "Dayanışma Yazıları" kampanyası kapsamında yazdı.

Yükseköğretim Kurulu (YÖK), 6 Şubat 2026'da yayımlanan bir değişiklikle üniversitelere "işletmede mesleki eğitim" modelini "müjde" diye getirdi. Bu "müjde", öğrencileri en az bir dönem tam zamanlı olarak işletmelerde çalıştıracak uygulamalı eğitimi yaygınlaştırmayı amaçlıyor. Ancak bu düzenleme çok daha kapsamlı bir dönüşümün parçasıdır. Çocukluktan yetişkinliğe uzanan bir süreçte, eğitimi tekelci sermayenin ihtiyaçlarına endeksleyerek genç emeği disipline etmek ve toplumsal işçileştirmeyi kurumsallaştırmak.

Bu dönüşümün yol haritası Orta Vadeli Program (OVP 2026-2028) ile çizilmiştir. OVP, eğitimi "rekabet gücü" ve "istihdam edilebilirlik" gibi kavramlarla tanımlayarak onu sosyal bir hak olmaktan tamamen çıkarıp ekonomik bir yatırım aracına dönüştürmeyi hedefliyor. Programın fiziki karşılığı ise ülke genelinde yaygınlaştırılan Organize Sanayi Bölgeleri’dir (OSB). OSB'ler birer üretim merkezleri olmanın yanında aynı zamanda emek üzerinde yoğun bir disiplin ve kontrol sağlayan mekanizmalar olarak konumlandırılıyor. Yeni modelin pilot olarak Konya, İstanbul, Bursa gibi sanayi merkezlerinde başlatılacak olması tesadüfi değildir. Sermaye direncin en az ve sömürü yoğunluğunun en katmerli olduğu hatlarda bu modeli test etmeye soyunmuş durumda.

Bu yeni üniversite modelini anlamak için, onun ortaöğretimdeki prototipi olan Mesleki Eğitim Merkezleri'ne (MESEM) bakmak gerekir. MESEM'lerde 9. sınıftan itibaren öğrenciler haftanın 4 günü işletmelerde (çoğunlukla OSB'lerde) çalıştırılmakta, karşılığında asgari ücretin çok altında bir ödenek almaktalar. İSİG Meclisi verilerine göre 2025’te bu sistemdeki en az 94 çocuğun iş cinayetlerinde hayatını kaybetmesi, modelin yarattığı güvencesizliğin trajik bir göstergesi olarak çıkıyor karşımıza.

YÖK'ün "1+1" veya "3+1" gibi formüllerle getirdiği düzenleme, MESEM mantığının yükseköğretime taşınmasından ibarettir. Amaç gençleri 15-16 yaşında MESEM’lerle üretim hattına bağlayıp bu bağı üniversite aracılığıyla 20’li yaşlara kadar kesintisiz sürdürmektir. "Okumak" artık ücretli kölelik ilişkisine erken dahil olmak ile eş anlamlı hale getiriliyor.

Toplumun geniş kesimlerinin proleterleşmesini hızlandırmak ve aynı anda bu yeni proletaryayı parçalayarak örgütsüzleştirmek sistemi iki temel dinamik üzerinden işler hale getiriyor. Bu "öğrenci" veya "stajyer" statüsü, güvencesiz ve düşük ücretli çalışmanın meşrulaştırıldığı bir kılıftır. Sistem aynı zamanda MESEM’li "çırak", MYO'lu "teknisyen" ve fakülteli "mühendis" arasında suni bir hiyerarşi ve rekabet yaratarak, sınıfın kolektif bilincini ve örgütlü gücünü daha oluşum aşamasında baltalamayı hedefliyor.

Tüm bu politikalar, "iş garantisi", "kariyer fırsatı" ve "milli üretim" söylemleriyle pazarlanırken eleştiriler ise "rekabeti baltalamak" veya "ülke çıkarlarına ket vurmak" gibi suçlamalarla bastırılmak isteniyor.

MÜCADELENİN CEPHESİ VE TALEPLER
OVP-OSB ekseninde şekillenen bu "eğitim" saldırısı, sermayenin emek üzerindeki tahakkümünü her kademede güçlendirme hamlesidir. Bu saldırı, aynı zamanda daha önce birbirinden kopuk görünen mücadele hatlarını (fabrika işçisi, üniversite stajyeri, MESEM çırağı) aynı stratejinin hedefi haline getirerek, birleşik bir sınıf cephesinin nesnel zeminini yaratmaktadır.
Mücadeleyi şu somut ortak talepler etrafında yükseltmeliyiz:

-Staj adı altındaki ücretsiz/güvencesiz emek sömürüsünün sona erdirilmesi.

-Tüm stajyer ve öğrenci-işçilere tam sosyal güvenceli iş sözleşmesi, insanca yaşanacak ücret ve sendikalaşma hakkı.

-Çocuk işçiliğini kurumsallaştıran MESEM modelinin lağvedilmesi.

-Eğitimin parasız, bilimsel, anadilinde ve toplumsal eleştirinin özgürce üretildiği özerk bir alan olarak yeniden tanımlanması.

OSB’ler sermaye için disiplin alanlarıysa bizim için ise sınıf dayanışmasının ve örgütlenmenin yeni kaleleri olmak durumundadır. OSB’lerdeki işçilerle, aynı bölgedeki stajyer öğrenciler arasında doğrudan bağlar kurulmalı, ortak komiteler oluşturulmalı ve mücadeleler birleştirilmelidir.

Burjuvazinin "kalkınma" ve "millilik" perdesini yırtmak bu sistemin genç işsizliği çözmek bir yana, gençliği kronik bir güvencesizliğe mahkum etmek için tasarlandığını teşhir etmek gerekiyor. Sadece eleştirmek değil eğitimin ve üretimin toplumun ihtiyaçlarına göre, özgürleştirici bir tarzda nasıl örgütleneceğine dair sosyalist alternatifi işlemek önemli bir zorunluluktur.

Sermayenin “müjde”si, aslında bize yeni bir savaş alanının koordinatlarını veriyor. OSB’ler ve ona eklemlenen eğitim kurumları, proletaryanın birleşik gücünü sınayacağı yeni cephelerdir. Sınıf savaşı MESEM çırağının, üniversite stajyerinin ve OSB işçisinin omuz omuza vereceği mücadeleyle emek lehine güçlenecektir. Bu alanları sermayenin kâr çiftlikleri olmaktan çıkarıp emeğin özgürleşme mücadelesinin kalesi haline getirmeliyiz.