30 Ekim 2020 Cuma

Merkel-Erdoğan: Dalaşmaktan flörte

Emperyalistler için sürekli dostluk-düşmanlık yoktur, çıkarların sürekliliği esastır ilkesi Almanya ziyaretinde de işledi. Erdoğan'la AB lideri Alman emperyalist yönetici çevresi arasında siyasi işbirliğinin geliştirileceği anlaşılıyor. İşbirliği, liberallerin beklentisinin aksine faşizmden geri adım atmasını getirmeyecek. Erdoğan faşizmini ve işgallerini yenilgiye uğratacak tek yol, işçi sınıfı ve halklarımızın, Almanya ve diğer ülkeler işçi sınıfı ve antifaşist güçleriyle enternasyonalist mücadele birliğidir.
Daha bir yıl önce Erdoğan ile Merkel dahil Avrupa emperyalist liderleri arasında ilişkiler gerginleşmişti. Erdoğan, "Hitler Almanya'sında da başkanlık rejimi vardı" özentisini unutturmak istercesine, Merkel'e "Nazi artıkları" sözlü dalaşında bulunmuştu.
 
Oysa Nazi özentisi içinde olan Alman emperyalist burjuvazisinden çok Erdoğan diktatörlüğüydü. Merkel, Türkiye'nin AB'yle Gümrük Birliği anlaşmasını güncellememek gerektiği şantajıyla yanıt vermişti.
 
2017 öncesi de ilişkilerin gerginleştiği dönemler oldu. Suriye gerici iç savaşında Almanya'nın Erdoğan'la suç ortaklığı ABD, Fransa ve İngiltere'ye göre daha azdı. Fakat yine de vardı. Alman askeri birliği Suriye iç savaşında işbirliği üzerine İncirlik'e konuşlanmıştı. Erdoğan rejimi, gerginliği, Alman bakanların İncirlik'teki Alman askeri birliğini ziyaretine izin vermeme noktasına, karşılığında Almanya'nın askeri birliğini geri çekmeyi tartıştığı bir düzeye vardırmıştı.
 
Fakat o gerginlikten sonra da mülteci anlaşmasıyla sonuçlanan bir düzelme olmuştu.
 
2017 gerginliğinden sonra da, ilk yumuşama belirtisi, Erdoğan'ın eski ekonomi bakanı Zeybekçi'nin, "Almanya'ya ve İnterpol'e yanlış müdahalelerimiz zararlı sonuçlara yol açtı, bunu düzeltmeye hazırız" içeriğindeki sözlerinde yansımıştı. Ardından, özellikle koalisyon ortağı sosyal demokrat bakan Maas'ın, "Türkiye'nin ekonomik krize batması karşısında yardımcı olmaktan kaçınmamak gerekir" içeriğindeki açıklamayla aniden ilişkiler yeniden düzeldi.
 
Kısa süre öncesinde ise Merkel'in Trump ABD'sinin ticaret savaşlarına karşı sermayenin küresel dolaşımındaki serbestliği savunan görüşleri, bu doğrultuda ABD'nin Türkiye'ye Brunson krizi nedeniyle ekonomik yaptırımlarına karşı çıkması da Erdoğan ve ekibini ümitlendirici olmuştu.
 
Peki ilişkileri düzelten ve Erdoğan'ın 28-29 Eylül'de üst düzeyde karşılanmasına, Alman tekelleriyle anlayış olarak yeni iş anlaşmaları kararları alınmasına ne yol açtı?
 
Tabii ki birinci etken, diktatörün liderliğindeki Türk kapitalizminin düştüğü ekonomik krizdir.
 
Erdoğan rejimi, ekonomik kriz koşullarında, borç döngüsünün işlemesi ve doğrudan yabancı sermaye yatırımının sürmesine, kapsamı genişletilecek olan AB ile Gümrük Birliği anlaşmasının devam etmesine acil ihtiyaç duyuyordu.
 
Erdoğan, Almanya ziyaretinden önce ABD'yle siyasi gerginliğe rağmen ABD'nin dünya tekellerinin önde gelenleriyle toplantı yapıp onların çıkarlarının kendisi tarafından korunacağına söz vermişti.
 
Şimdi ise gerginliği bir kenara atarak Merkel ve bakanları ile Alman tekelleriyle, bakanlarından MİT şefine uzanan geniş ve çok kalabalık bir heyetle, görüşme yapmak zorunda kaldı.
 
Erdoğan, Almanya ile görüşmede, sermaye yatırımlarının sürmesi yönünde anlaşmayla ayrıldı. Demiryolları altyapısının yenilenmesi için Siemens-DB'la 35 milyar Euro'ya varan anlaşmanın telaffuz edilmesi, 7 bine varan Türkiye'deki Alman sermaye şirketinin, kriz koşullarında işlerini sürdüreceklerine dair Alman hükümet desteğinin dile getirilmesi, bu anlaşmanın önemli ipuçları oldu.
 
Alman ve Avrupa mali sermayesinin özel sektöre verdiği borçların yeni borçlarla sürüp sürmeyeceği konusunda net bir anlaşmaya varılmadığı basına yansıdı. Merkel'in bakanlarının, doğrudan para vermeye gerek yok mealindeki görüşme öncesi demeçleri, kriz koşullarında ortaklık veya tümüyle satın almalarla sermaye yatırımlarının süreceğini, bu yolla Alman ve Avrupa mali sermaye borçlarının batmaktan kurtarılacağını gösteriyor. Türk kapitalizminde sermaye mülkiyetinde emperyalist mali sermaye payının artacağı görülüyor.
 
Fakat bu işbirliğinin, kriz koşullarında Türk sermaye oligarşisiyle işbirliği yönünde Alman mali sermayesinin güçlü elini zayıf ortağına uzatması olsa da iktidarın başındaki Erdoğan'a iktidarını sürdürmede can simidi olacağı görülüyor.
 
İkinci olarak, Erdoğan, emperyalist büyük güç odakları arasında artan çelişkinin yarattığı boşluktan yararlanarak siyasi tecridini kırma politikası izliyor.
 
Bunun birinci alt başlığı, Avrupa emperyalistleriyle siyasi ilişkisini diktatörlüğünden esnemeden geliştirme oluştururken, ikinci alt başlıkta bölgede tecridini kırma çabası yer alıyor.
 
Emperyalistler için sürekli dostluk-düşmanlık yoktur, çıkarların sürekliliği esastır ilkesi Almanya ziyaretinde de işledi. Erdoğan'la AB lideri Alman emperyalist yönetici çevresi arasında siyasi işbirliğinin geliştirileceği anlaşılıyor.
 
Bölgede ise Erdoğan, iflas eden Suriye ve Ortadoğu politikası sonrası, Cerablus-Efrin işgalinden sonra, İdlib silahsız bölge anlaşmasıyla, bu kez Avrupa emperyalistleri ve ABD'yle daha fazla işbirliği arayışı içinde. Daha doğrusu işgalin güçlendirdiği elle, Suriye masasında etkili olma imkanını pazarlayarak, Batılı emperyalistlerle siyasi ilişkilerini düzeltmeye, ilerletmeye çalışıyor.
 
Almanya ziyaretinde, Merkel'in "ürktüğü" yeni mülteci akını konusunda geçmişteki önleme tavrının süreceği anlaşıldığı gibi, hemen Ekim ayında Fransa-Almanya-Türkiye ve Rusya'nın bir nevi iki ülkeyle genişletilmiş Astana görüşmeleri kararına varıldığı açıklandı. Erdoğan işgali pazarlayarak Almanya'ya, yeni güç odağı olarak bölgede paylaşım sürecinde etkili olma kapısı açıyor. Bu yolla kendi işgalci çıkarı ile Alman emperyalist nüfuz kazanma ihtiyacını birleştirerek siyasi tecridini kırmaya çalışıyor. Almanya ve Fransa'dan alacağı destekle Rusya-Suriye-İran ekseninin savaşı kesin zafere ilerletmesini önlemeye, işgalini ve himayesindeki politik İslamcı çeteleri korumaya çalışıyor.
 
Fakat ne ekonomik krizde Alman mali sermayesinin yardımı, ne de Alman emperyalist yönetimiyle siyasi tecridi kırmada işbirliği uzun vadeli kurtarıcı rol oynayabilir.
 
Mali-ekonomik işbirliği, emekçi yığınlara getireceği yeni ağır sonuçlar/yükler mücadeleye ve "yerli milli" serabının kırılmasına yol açacaktır. Erdoğan'ın kitle desteğini kıracak bir süreci önleyemeyecektir.
 
Öte yandan, bölgedeki yeni destek arayışıyla işgalci ve himayeci konumu koruma çabası da tutmayacaktır. Çünkü, İdlib'de Putin'le varılan anlaşmadan çok geçmeden Rusya-Suriye büyük olasılıkla askeri avantajını kaybetmek istemeyecek, İdlib'de politik İslamcı çetelerle savaşı yeniden başlatacak, Erdoğan'ın atraksiyonları boşa düşecek. Olası İdlib savaşından sonra, Suriye rejimi açısından öncelik sırası Rojava'dan ziyade Efrin ve Cerablus'a gelecek, Erdoğan'ın elindeki işgal avantajını almaya yönelecektir.
 
Erdoğan'ın Almanya ile işbirliği, yandaşlarının demagojisinin ve liberallerin beklentisinin aksine faşizmden geri adım atmasını getirmeyecek. Yerel faşizmle emperyalist burjuva demokrasisi arasında emperyalist çıkarlar temelinde siyasi işbirliğinin yeni bir kanıtı olacak.
 
Erdoğan faşizmini ve işgallerini yenilgiye uğratacak tek yol, işçi sınıfı ve halklarımızın, Almanya ve diğer ülkeler işçi sınıfı ve antifaşist güçleriyle enternasyonalist mücadele birliğidir. Bu, bir kez daha Merkel-Erdoğan flörtüyle kanıtlanmış oldu.