24 Ocak 2021 Pazar

Libya labirentinden Fizan yoluna...

Hiçbir kriz, sonsuza kadar süremez. Suriye meselesi, Libya meselesi, Kürt meselesi, ekonomik veya sosyal çözümsüzlükler bir yerde kendi sınırına dayandı ve çıkış yolu buluyor. AKP, bugüne kadar hep kaostan beslendi ve bunun sürdürülebilir olduğunu sandı. Krizler/sorunlar bir biçimiyle "çözüme" doğru ilerlerken, AKP'nin kaos planı dışında hiçbir politikası ve önermesi yok. Bu da, gerçekler karşısında ezilmesi demek.

BM Genel Sekreteri Antonio Gueterres ve Almanya Başbakanı Angela Merkel'in ev sahipliğinde Berlin'de 19 Ocak'ta gerçekleştirilen Libya Konferansının ardından yapılan açıklamalar ve ortaya çıkan ayrıntılar, Tobruk merkezli General Halife Hafter ile Trablus merkezli Ulusal Mutabakat Hükümeti Başbakanı Mustafa Fayez Sarrac arasında olası bir uzlaşmanın kolay olmayacağını gösterdi.

Konferans sonrasında açıklanan 55 maddelik sonuç bildirgesi, uluslararası güçlerin silahlı mücadeleye müdahale etmemeleri ve savaşan tarafların mevcut ateşkesi kalıcı bir ateşkes haline çevirmeleri çağrısında bulunuyor. Tabii ki bildirge bir temenni belgesi olmanın ötesine geçemedi. Zira, tarafların kendi cephelerinden gördükleri temel noktalarda anlaşmaya varamamış olmaları ve bunun neticesinde silahları susturmamaları nedeniyle Berlin Konferansının ölü doğacağını hemen herkes öngörüyordu.

Sonuç bildirgesinde bundan sonra atılacak adımları belirleyen yol haritası da özellikle Ankara'nın ağırlığını azaltacak unsurlardan oluşuyor.

Ateşkesin uygulanması ve denetlenmesi için gerekli teknik komiteler BM tarafından oluşturulacak. Bu komiteler, Hafter ve Sarrac'ın isimlerini belirlediği 5+5 kişiden oluşan komiteyle birlikte çalışacak.

İlk toplantısını gelecek haftalarda Cenevre'de yapması beklenen komitede, Güvenlik Konseyi'nin 5 daimi ülkesi Fransa, İngiltere, Rusya, ABD ve Çin'in etkin konumda olması öngörülüyor.

Peki Libya, emperyalist güçler ve Türkiye bu tablonun neresinde?

***

Taraflar asıl pozisyonlarını değiştirmediklerine göre, Libya'da kalıcı ateşkes imzalanması veya bunun sürdürülebilirliği uzak bir ihtimal. Aşiretler toplamından oluşan Libya'da siyasal uzlaşmanın yaratılması, "ulusal" çıkarların etrafında bütün bir halkın mobilize edilebilmesi, Kaddafi sonrası ortaya çıkan boşluktan bakınca zor görünüyor. Buradan, aşiretlerin sırtını dayadığı emperyalist güçlere karşı bir tepkinin gelişmesini de beklemek, bugün açısından çok olası değil. Aşiretlerin dar çıkarları, Libya'daki iç savaşı derinleştiren en temel faktör olarak varlığını sürdürüyor.

Bu tablo içerisinde Berlin Konferansı'nın "barış" getirmesini bekleyen kimse yok. Nitekim, konferanstan daha iki gün önce Hafter güçlerinin petrol satışını bloke etmesi, Sarrac rejimiyle çatışmanın daha da derinleşeceğine işaret. Güçlerin mevcut pozisyonlarına bakıldığında da Hafter'in askeri alandaki üstünlüğü, gelişmelerin onun lehine devam edeceğini de gösteriyor.

Bu haliyle Berlin Konferansı, Suriye iç savaşı için işletilen ve çözümsüz kalan Cenevre görüşmelerinin bir kopyası olmaya aday.

***

Mevcut haliyle Libya, tamamıyla emperyal güçlerin laboratuvarı durumunda. Hiçbir şekilde inisiyatif yerel güçlerde değil, emperyalist odakların tekelindedir. Berlin Konferansı'yla yeniden güç taksimatının yapıldığı söylenebilir. BM'nin yasal muhatabı Sarrac olsa da tek somut, elle tutulur destekçisi Türkiye. Hafter ise Rusya'dan bazı AB ülkelerine, Suudi Arabistan'dan Mısır'a kadar geniş desteğe sahip. AB'nin en güçlü dört ülkesinin Hafter lehine dümen kırmaya eğilimli olması, Rusya'nın diplomatik bir kazanımı olarak kayda geçirilebilir. Ancak konferansta BM Güvenlik Konseyi daimi üyelerinin de sürece dahil edileceğinin belirtilmesi, emperyalist güçlerin Libya'ya daha fazla müdahale edeceğini ortaya koyuyor. Yani, Libya henüz kimse için stabil değil.

***

Berlin'den mutlak yenilgiyle dönen tek kişi, Erdoğan oldu. Erdoğan'ın dönüş yolunda "Libya'ya asker göndermeyi düşünmüyoruz" açıklaması, yaklaşık iki aydan beri sürdürülen Libya gürültüsünün de sonuna gelindiğini gösteriyor.

Konferansta alınan "5+5 Komisyonu'ndaki ciddi ve önemli konuşmaların yapılabilmesi için Konferans'ın tüm katılımcıları, 'ateşkese saygı gösterildiği sürece' herhangi bir askeri intikal ya da operasyondan kaçınacağını bildirir" ve "Tüm aktörleri çatışmayı körükleyici eylemlerden kaçınmaya çağırıyoruz… Buna askeri kapasitenin güçlendirilmesi için sağlanan finansman ve paralı asker desteği de dahildir" kararları, Türkiye'ye kapıyı gösterdi.

Aynı maddeler Rusya için de geçerli. Ancak Hafter güçlerinin olanakları ve elde ettiği askeri kazanımlar düşünüldüğünde bu durum Rusya'nın Libya'daki konumunu çok fazla değiştirmez.

Erdoğan için aynı şey söylenemez.

İlk başta, Libya pastasının başını emperyalistlerin tutuyor ve Saray rejiminin Osmanlıcılık sosuyla süslediği emperyal hayalleri bu gerçeğe toslamış durumda.

Türkiye, Libya sahnesinde bundan sonra sadece kurulacağı açıklanan Uluslararası İzleme Komitesi aracılığıyla yer alacak. Bu komitenin işlevselliği de Astana, Soçi veya Cenevre görüşmelerinin ilerisine geçmeyeceğine göre, yakın zamanda "keşfedilen" Libya'daki "Köroğlu Türkleri"ne şimdiden el sallanabilir.

ABD-İran arasındaki gerilimden olası bir savaş çıkması durumunun yaratacağı kaos ortamı da Saray'a manevra alanı sağlayabilirdi ancak o da şimdilik ertelendi.

***

Libya'dan kapı dışarı edilmek, Suriye'deki konumun da daha sallantıya girmesi, "Mavi Vatan" sınırlarının grileşmesi, Doğu Akdeniz'deki zengin gaz rezervi hayallerinin buhar olması anlamına geliyor.

"Milli çıkarlar"dan girilip "beka" meselesinden çıkılan Libya politikasının çökmesinin bir de iç politikadaki yansıması olacak. Esas odaklanılması gereken yer de burası.

Sırasıyla İdlib, Efrîn ve son olarak Kuzey Suriye'nin bir bölümünün işgal süreci, AKP-MHP faşist ittifakının geçici de olsa kitleleri paralize etmesine hizmet etti. Ancak tüm bunlar ancak geçici çözümler olmakla birlikte AKP'nin hem içten hem de kitleler nezdinde aşınmasının önüne geçemedi.

Hiçbir kriz, sonsuza kadar süremez.

Suriye meselesi, Libya meselesi, Kürt meselesi, ekonomik veya sosyal çözümsüzlükler bir yerde kendi sınırına dayandı ve çıkış yolu buluyor. AKP, bugüne kadar hep kaostan beslendi ve bunun sürdürülebilir olduğunu sandı. Krizler/sorunlar bir biçimiyle "çözüme" doğru ilerlerken, AKP'nin kaos planı dışında hiçbir politikası ve önermesi yok. Bu da, gerçekler karşısında ezilmesi demek.

Erdoğan, Berlin dönüş yolunda yandaş gazetecilere konuşuyor: "Somali'den 'Bizim denizlerimizde petrol var. Libya'da bu çalışmayı yapıyorsunuz ama bizim buralarda da bu çalışmayı yapabilirsiniz' diyorlar. Bunlar bizim için çok önemli." Hiçbir politikaları olmadığı gibi, olmayan hayal denizinde yüzmeye de devam ediyorlar.

İşte, AKP-MHP faşist ittifakından kurtuluş bileti. Saray diktatörlüğünü Fizan'a yollamanın tam da zamanı.