28 Mart 2026 Cumartesi

"Kurşun kalemi nasıl açalım?"

Bakırköy Hapishanesi’nde şu an kantinde uçlu kalem satılıyor ama uç satılmıyor, onun yerine kurşun kalem satılıyor ama kalemtıraş satılmıyor. Sanırım renkli kalemin, siyah ve kırmızı tükenmez kalemin satılmadığını belirtmeme gerek yok. Neden diye sormayın, biz aldığımız 1 milyon üç yüz elli sekizinci "yasak" cevabından sonra vazgeçtik zira. Artık sormuyoruz. Onun yerine içinde cevap barındırabilecek daha farklı sorular soruyoruz. Örneğin "Kurşun kalemi baltayla mı açacağız?" gibi. En azından evet ya da hayır minvalinde bir cevap alma olasılığınız var. Nitekim haftalık koğuş aramasında daha önce kantinden aldığımız kalemtıraşa el koyan gardiyana "Bu kalemleri neyle açacağız?" diye sorduğumuzda "bıçakla açın" diye dahiyane bir cevap verdi.

Hapishane edebiyatı, dünya edebiyat tarihinde hem çok zengin külliyata hem de neredeyse birbirine benzer aklı ve mantığı zorlayan uygulamalara sahiptir. Elbette özellikle zorbalık, diktatörlük ve faşizm ile yönetilen ülkelerdeki politik tutsakları anlatıyorsa o zenginliğe ve ortaklığa bir de direnmenin, yaratıcılığın, olanaksızlıklara rağmen üretkenliğin evrenselliği eklenir. Dünyanın her yerinde yaratıcı yazar, şair, edebiyatçı vb. birçok insanın yolunun hapishaneden geçmesi tesadüf değildir. Bence hapishaneler mizah yazarları, karikatüristler ve stand-up yapanlar bakımından da epey malzeme sunan mekanlar. Çünkü bu mekanlar zamana ve mantığa direniyor, aklın doğal sınırlarını aşarak benim diyen komedyene taş çıkarıyor. 

Evet, zamana direniyor hapishaneler. Öyle birkaç yıl vb. değil üstelik. Her şeyin hızla değiştiği sürekli güncelleme gelen bugün yeni olanın yarın eskidiği, her şeyin dijitalleştiği ve iz bıraktığı bu çağda hala nostaljik uygulamaları, sorunları, çözüm yollarıyla hapishaneler tam bir ilkel çağ kalıntısı. Yani arkeolojik kazı yapılsa yazının bulunuşuyla hapishanelerin içinde bulunduğu zaman arasında öyle çağ açıp kapatacak bir uzunluk bulunmaz neredeyse. 

Tutuklanmadan önce "hapishaneden mektuplar" isimli bir kitap okuyordum. Neredeyse 50 yıllık bir zaman diliminde yazılan farklı mektupların yer aldığı bu kitapta, yanılmıyorsam 1977 yılında yazılan bir mektup da şöyle bir anekdot vardı; mektubun sahibi bir postanede ve hapishanede kaybolan mektuplardan bahsediyor, karşı tarafa gönderdiği mektupların gönderim fişinin saklamasını istiyor. O fişlerle itiraz etme ve şikayetçi olma hakkının olduğunu anlatıyor. 2025 Eylül'de okumuştum o kitabı. Ve "Yıl olmuş 2025, biz hala kaybolan mektuplarla uğraşıyoruz ve gönderim fişinden medet umuyoruz" diye düşünmüştüm. Çünkü aradan kırk yıldan fazla bir zaman geçmesine rağmen değişmeyen bazı şeyler var. Kaybolan mektupların nasıl kaybolduğunun izahı olmadığı gibi nasıl bulunacağının da çözümü yok. Gönderim fişi ile sadece kaybolduğunu kanıtlayabiliyor tutsaklar. Kaybedene de bulamayana da bir yaptırım olmadığı gibi mektubu kaybolana bir telafi de yok, doğal olarak mektup da yok...

Ülkenin sanatsal edebiyatı ve kültürel üretkenliğine katkı sunan birçok insanın en az bir kere tutuklandığını düşününce hapishanelerde kesin bilgisayar vardır diyebilir insan. Çünkü mektup, faks, dilekçe, öykü, roman, şiir derken politik bir tutsak bir günün neredeyse ortalama 6 saatini yazarak geçiriyor. Bu yılda 2190 saat yapar. Hadi hafta sonu dilekçe yazılmadığı için 190 saati silelim. Geriye kalıyor 2000 saati. Bu az bir zaman değil. Yazıyı icat edenlerin bile günde bu kadar çivi tutmadığını düşündüğümüzde, bizim kalem tutan ellerimizin isyanını varın siz düşünün. Bu yazıyı yazarken bile parmak kaslarım direniyor, maalesef haklı olduklarını bildiğimden olsa gerek onları işbirlikçilikle suçlayamıyorum. Onun yerine devrimci sorumluluğa davet edip yarın daha da az yazma vaadinde bulunuyorum. 

Uzay çağında böyle bir üretkenliğe yakışan şey; elbette her koğuşta bir bilgisayar olmalı, olmadı bir daktilo, olmadı uçlu kalem olmasıdır ama nerede...

Bakırköy Hapishanesi’nde şu an kantinde uçlu kalem satılıyor ama uç satılmıyor, onun yerine kurşun kalem satılıyor ama kalemtıraş satılmıyor. Sanırım renkli kalemin, siyah ve kırmızı tükenmez kalemin satılmadığını belirtmeme gerek yok. Neden diye sormayın, biz aldığımız 1 milyon üç yüz elli sekizinci "yasak" cevabından sonra vazgeçtik zira. Artık sormuyoruz. Onun yerine içinde cevap barındırabilecek daha farklı sorular soruyoruz. Örneğin "Kurşun kalemi baltayla mı açacağız?" gibi. En azından evet ya da hayır minvalinde bir cevap alma olasılığınız var. Nitekim haftalık koğuş aramasında daha önce kantinden aldığımız kalemtıraşa el koyan gardiyana "Bu kalemleri neyle açacağız?" diye sorduğumuzda "bıçakla açın" diye dahiyane bir cevap verdi.

Ama unuttuğu küçük bir ayrıntı vardı ki, amaç dışı kullanılan ürünlere de el konuluyordu. Örneğin kantinden aldığımız çarşafı ikiye bölüp yarısını kullandınız. Kendinizce kullanımı kolay olsun diye bir yöntem belirlediniz. Olmaz, çarşafı amaç dışı kullandığınız için o çarşafa el konulur. O yüzden meyve, sebze doğranması için ucu kesilerek verilen yarım bıçağımızla kalem açma önerisine temkinli yaklaşıyoruz. Zira böyle bir kullanımdan sonra bıçağa mı yoksa kaleme mi el konulacağından emin değiliz. Bir eşyayla iki işlem yapamadığımız Bakırköy'de kalemden de bıçaktan da vazgeçmek zor bizim için. Ucu kesik yarım bıçağımız ve ucu bitmiş kurşun kalemimiz hala bu girift sorunun çözümünü ve hangisini tercih edeceğimizin yanıtını bekliyor boynu bükük. 

Sanırım şimdiye kadar hiç tutuklanmamış olan az sayıdaki şanslı okur için zamanında kantinde satılan ama bir zaman sonra hangi gerekçe ile satışı yasaklanan ürünler olduğunu ve bunların da haftalık yapılan koğuş aramasında toplandığını söylemek gerekiyor. Zira pozitif ayrımcı ilkelerimiz gereği hiç tutuklanmayan azınlığın mantığının bu yaşananları idrak etmesine yardımcı olma sorumluluğu duyuyoruz. Neler yok ki bu nesneler içinde. Çengelli iğne mesela. Paramı verdim, kantinden aldım diye sevinmeyin bir gün tutuklanırsanız. Gün gelir o da toplanır, kantinde şu ürün var o zaman yasak değil demek ki demeyin. O ürünün satılıyor oluşu, sadece onun satılıyor olduğunu gösterir. Yasak olup olmadığını satın aldıktan sonra yapılan ilk aramada anlayabilirsiniz. Gerçi bu bilgi her zaman doğru olmuyor. Çünkü aramada yasak olmadığı için el konulmayan bir ürüne bir hafta sonraki aramada "yasak" denilerek el konulabiliniyor. Yani bir eşyanın yasak olup olmadığını takip etmek doların yükselişini takip etmekten daha zor. 

Henüz tutuklanmadıysanız ve sosyal medyada fikirlerinizi belirtme alışkanlıklarınız varsa, bu fikirler de etkili ve yetkili bir takım insanları kızdıracak nitelikteyse ya da bir takım anayasal haklarınıza güvenip eylem, etkinlik gibi kimi buluşmaları katılıyorsanız; hapishanelerle ilgili birkaç detayı bilip önlem almanızda fayda var. Örneğin, henüz lazer, epilasyon gibi doğal bazı ihtiyaçlarınızı kökten çözemediyseniz hemen en yakın lazer randevusuna başvurun, hızlandırılmış seanslarla kıllarınızdan kurtulun, özellikle ağda gibi hem beceri hem de yüksek miktarda acı eşiği isteyen yöntemlerle aranız iyi değilse. Ya da olur ya kadınlık hali, yeni ameliyat olmuşsanız veya eğilip kalkmanıza engel sağlık sorunlarınız varsa, randevu alırken yüksek risk grubunda olarak sıra önceliği isteme hakkınız olduğunu hatırlatın. Çünkü Bakırköy Kadın Hapishanesi’nde permatik satılmıyor bizden söylemesi. 

Ya sevgili okur, sen hapishanede direnenin sadece devrimci tutsaklar olduğunu sanıyorsun ya, yanılıyorsun. Bak hapishane idaresi de kendince direniyor zamana ve mantığa. Yıllardır boşuna demiyoruz hapishaneler direniş mekanı diye. Herkes kendince direnecek bir neden buluyor. Peki, size 10 puanlık bir soru: "İki direnenin olduğu bu denklemde direnişi kim kazanır sizce?" değil tabi ki. Sorumuz şu: "Kurşun kalemi açmak için neyi tercih etmeliyiz, ucu kesik yarım bıçağı mı yoksa baltayı mı?"