16 Ocak 2021 Cumartesi

Koca: Toplumsal dinamikleri yan yana getirmek sosyalistlerin görevi

Faşizme karşı ortak mücadele arayışlarına ilişkin konuşan Toplumsal Özgürlük Partisi Sözcüsü Perihan Koca, sol yapıların yukarıdan temsili birlikler kurmak yerine, tabanda, toplumsal dinamiklerle yan yana gelmesi gerektiğini söyledi.

Kapitalist, emperyalist sistem kriz sarmalı içinde kendine yeni bir çıkış arıyor. Pandemi koşulları bu krizi derinleştirirken, toplumun birçok kesiminden hoşnutsuzluk, tepki, öfke büyüyor. Boğaziçi Üniversitesi'ne atanan kayyum rektörden SMA hastası çocukların tedavilerinin yapılmamasına, Abdullah Öcalan'a uygulanan tecridin derinleşmesinden, gözaltında, hapishanelerde çıplak aramaya; kadınlara, LGBTİ+'lara yönelik katliam, taciz, tecavüz saldırılarından, işçi sınıfına yönelik işten atma, sendikasızlaştırma saldırılarına kadar gelişen ve sokağa taşan tepkiler söz konusu. Ezilenlerin çıkış arayışına nasıl yanıt verileceği sorusunun cevabını da içinde barındıran, devrimcilerin, sosyalistlerin, yurtsever güçlerin faşizme karşı birleşik mücadele arayışı sürüyor.

Neoliberal politikalara, kapitalizme, faşizme karşı mücadelede yol arayışlarına ilişkin tartışmada bu haftaki konuğumuz Toplumsal Özgürlük Partisi (TÖP) Sözcüsü Perihan Koca. ETHA'nın sorularını yanıtlayan Koca, faşizme karşı ortak mücadele arayışlarının oldukça önemli olduğuna dikkat çekti, halkın taleplerinin üzerinden atlamadan, “Sol yapıların yukarıdan temsili birlikler sağlayarak kuracağı bir odak olmamalı bu. Aşağıdan, tabanda, toplumsal dinamiklerin halk güçlerinin yan yana geleceği, herkesin kendi talepleriyle, kendi üslubuyla kendini ifade edebileceği yan yana gelişin zeminini yaratmak gerekiyor” dedi.

'GEZİ'DEN BAŞLAYAN OLAĞANÜSTÜ MOMENTİ YAŞIYORUZ'

2015 sonrasında artan saldırı dalgasından birçok kesim etkilendi. Öncelikle bu süreci değerlendirmenizi isteriz. Son 5 yıllık süreci nasıl tanımlıyorsunuz?
Sadece Türkiye'de değil tüm dünyada uzun soluklu bir çözülme anının içerisinde olduğumuz ara dönemi, çoklu krizlerin derinleştiği, melez bir dünya halini yaşıyoruz. Ekonomik, ekolojik krizin giderek yapısal bir gerçeklik kazandığı, dünya çapında egemenlerin hegemonya krizinin derinleştiği, pandemi krizi ile beraber neoliberalizmin çökmeye yüz tuttuğu, kapitalizmin yaldızlarının dökülmeye başladı bir süreç bu. Elbette ki egemenler bu krizden çıkış için hareket alanlarını genişletmeye, daha fazla inisiyatif almaya, daha fazla otoriterleşmeye, sağ popülist, neofaşist yönetme biçimlerine sarılarak süreci yönetilebilir kılmaya çalışıyor.

Türkiye'de ise tekli bir bakış açısıyla sadece faşist gidişten, faşist rejimin inşasından bahsedemeyiz. Uzun zamandır Türkiye olağanüstü bir siyasal iklim içerisinde. 2015 önemli bir moment, ama özellikle 2013 Gezi isyanı ile başlayan süreç, yeni bir dönemin kapılarını açmış oldu. 2013 Gezi isyanından 2014 Rojava'ya, 2015 7 Haziran seçimlerinden, 7 Haziran-1 Kasım arasında Suruç ile başlayan ve 10 Ekim'e uzanan bombalar, katliamlar düzlemine, oradan 1 Kasım baskın seçimine, 2016 15 Temmuz darbe darbe girişimi ve OHAL koşullarına, oradan referandum ve başkanlık seçimine, ardından 31 Mart-23 Haziran seçimlerine ve bugüne uzanan ayaklanmalarla, darbelerle, katliamlarla, ardı ardına gelen seçimlerle sarmalanmış bir olağanüstü momenti yaşamış olduk.

Tüm bunlar siyasetin ritmini, toplumsal alanın içerisinde bulunduğu koşulları hızlandırdı. Hem egemenler nezdinde, hem ezilenler nezdinde yeni bir durum açığa çıkardı. Ve çoklu kriz dinamiklerinin derinleştiği, ekonomik krizin, devlet krizinin, rejim krizinin, hegemonya krizinin iç içe geçip derinleştiği bir krizler sarmalı açığa çıkmış oldu.

'DEVRİMCİ OLANAKLARI AÇIĞA ÇIKARMALIYIZ'
2021 dünyasına bakarak konuşacak olursak, sağdan soldan, yukarıdan aşağıdan her türlü olanağın önünün açıldığı, giderek kaotikleşen bir zaman dilimini yaşıyoruz. Faşizmin karşısında halkın barajı olarak tariflenebilecek olasılıklar denklemi sözkonusu. Biz sosyalistler, devrimciler, eğer devrimin güncelliğinin peşinden gidiyorsak, bu dönemin görevleri ve sorumluluklarını gören bir yerden, devrimci olanakları açığa çıkarmak bakımından bir eşikteyiz.

'TESLİM ALINAMAYAN HALK GÜÇLERİ ARAYIŞ İÇİNDE'

Olanaklardan bahsettiğiniz. Bu olanakları tek tek siyasal öznelerin açığa çıkarması, örgütlemesi mümkün mü?
Özellikle sol sosyalist ögeler, faşizmin kurumsallaşmasının hızlandığı bu kritik dönemeçte farklı farklı isimler, biçimlerle önemli bir arayışın içerisinde. Kimi ögeler buna antifaşist cephe, kimi ögeler antifaşist blok diyor, ittifaklar üzerinden çeşitli tartışmalar yürüten ögeler var. Bu arayışın oldukça önemli olduğunu söylemek gerekiyor. Biz Toplumsal Özgürlük Partisi olarak, sol bir odağa olan ihtiyacın her zamankinden çok daha fazla kendisini hissettirdiğini düşünüyoruz. Bunun çeşitli denemelerini 7 senedir yaşadığımız bu olağanüstü iklimde yapmaya çalıştık.

Tüm bu kaotik siyasal iklime rağmen, teslim alınamayan, teslim alınamadığı gibi her fırsatta kendisini pasif ya da aktif direniş biçimleriyle ifade eden halk güçlerinin çıkış arayışları var. İşçi sınıfının bugün parça parça ve dağınık halde direniş arayışları var. Madenden metale, PTT işçilerinden Baldur'a, hizmet sektöründen sağlık emekçilerine, işçi sınıfının lokal de olsa talepleri, artan tepkileri var. Yine kadın hareketinin giderek kitleselleşen, yaptırım gücü giderek artan, yükselen bir direnişi var. Ekolojistlerin, doğa ve yaşam savunucularının direnişleri var. Kürt halkının dirençli mücadelesi var faşizmin karşısında bir dalgakıran niteliği taşıyan. Alevilerin, çeşitli haklar ve inançların direnişi var ya da “Yaşam tarzıma karışma” diyenlerin itirazı var. Gençlerin, LGBTİ bireylerin itirazları var. Ama geldiğimiz noktada şunu görüyoruz; bu mücadeleler, direnç odakları henüz yan yana gelmiş, bir örgütlülüğe, politik bir özneye kavuşabilmiş değil.

Dolayısıyla halk güçlerinin talepleri, eylemsellikleri sosyalist bir iradenin müdahalesiyle buluşamadığı için bu çıkış olasılığı mevcut gidişatı değiştirebilecek bir güce erişemiyor. Aynı zamanda bu arayışın politik özneyle buluşma süreci ertelendikçe eskinin verili kodlarıyla, solun zaaflarıyla sınırlandığı için, kalıcı bir gerçeklik kazanamıyor. Bu ötelenme devam ettikçe toplumun arayışı bir kurtarıcı bekleme durağanlığına ya da düzen içi olasılıklara terk edilmiş olur.

'ORTAK PROGRAM, HAREKET PLANI'
Bize göre halkçı seçeneğin inşası, ortak mekanizmalar üzerinden, somut mücadelelere dayanan, asgari müştereklerde yan yana gelebilecek, neoliberal sistemi karşısına alan, ortak somut bir programla, somut bir hedef ve hareket planıyla mümkün. Sol yapıların yukarıdan temsili birlikler kuracağı bir odak olmamalı bu. Aşağıdan, tabanda, toplumsal dinamiklerin, halk güçlerinin yan yana geleceği, herkesin kendi talepleriyle, kendi üslubuyla kendini ifade edebileceği yan yana gelişin zeminini yaratmak gerekiyor.

Bu noktada kadın hareketinin yeni modeller yaratmada ön açtığını düşünüyorum. Mesela Kadınlar Birlikte Güçlü pratiği var. Orada kendine feminist diyen, demeyen, farklı bakış açıları olan kadın hareketinin çeşitli üyeleri yan yana gelmiş durumda. Ortak ve somut hareket planları ile yürüme hali söz konusu. Bu önemli bir modeldir. Ya da Hayır Meclisleri'nde yan yana gelen, kendini forumlarda ifade eden, kendi talepleri ile orada olan mahallelinin, yerelin var olabildiği, somut ortak bir program içerisinde yan yana gelme biçimlerini yaşadık. Ancak seçimler sonrasında bunu kalıcılaştıramadık. Bizim tam da o dinamiği yan yana getirip kalıcılaştırmaya ihtiyacımız var. Burayı kalıcılaştırma görevi de sol sosyalist güçlerindir.

Biz Toplumsal Özgürlük Partisi olarak bu ortak ve somut programın aracı olarak 'Demokratik Cumhuriyet Programı' ve 'Demokratik Anayasa' talebiyle bu sürecin mümkün olacağını düşünüyoruz. Bunun adımlarını kendi hareket planımızda atmaya çalışıyoruz. Elbette ki sol güçlerle yan yana gelmeye özen göstererek, bunun adımlarını atmaya çalışıyoruz.