18 Eylül 2020 Cuma

Katliamın üzerini itinayla örtme çabası

10 Ekim Ankara katliamında 103 özgürlük ve barış insanının IŞİD'in canlı bomba saldırısı sonucu yaşamını yitirdiği dava 31 Temmuz, 1 ve 2 Ağustos tarihinde Ankara'da görülecek. Mahkeme katliamın tüm yönleriyle aydınlatılması yerine hızlıca bitirerek üzerini örtme telaşında.
103 kişinin yaşamını yitirdiği Ankara katliamına ilişkin dava 31 Temmuz-1, 2 Ağustos tarihlerinde Sincan Cezaevi Kampüsü'nde görülecek. Türkiye tarihinin en büyük politik katliamlarından biri olan 10 Ekim Ankara katliamı, 7 Haziran seçimlerinden sonra 1 Kasım seçimlerine doğru "400 vekil vermezseniz kaos olur" diyen aklın önce 20 Temmuz'da Suruç'ta 33 düş yolcusunun katledilmesine giden sürecin bir devamı niteliğinde. Bu nedenle 1 Kasım seçimlerine doğru halkta "kaos" korkusunu geliştirme hedefinin önemli bir adımı olarak ele alınabilir. Nitekim mahkeme süreci bunu doğrulayan bir dizi veriyi içinde barındırdığını açığa çıkardı.
 
Bir çok ilden, Sıhhiye Meydanı'nda yapılması planlanan Barış mitingine katılmak için Ankara'ya gelen binlerce kişi tren garı önünde toplanmış, burada meydana gelen IŞİD saldırısında 103 kişi hayatını kaybetmişti.
 
YAĞAN İSTİHBARATA RAĞMEN KATLİAM
 
10 Ekim 2015 tarihinde gerçekleştirilen canlı bomba saldırısına dair yargılamada, savcı Adnan Gümüş 12-13 Haziran'da görülen duruşmada mütalaasını açıkladı. Şimdiye kadar 50 duruşması yapılan 19'u tutuklu 36 sanıklı davada, iddianamenin kabul edilmemesi gerektiği üzerinde ısrarla duran müşteki avukatlarına rağmen savcı, 9 sanık hakkında 101 kez ağırlaştırılmış müebbet hapis, sanıklardan bir kısmına 'örgüt üyesi olmak' ve bir kısım sanığa da 'patlayıcı madde bulundurmaktan' ceza istedi. 
 
İçişleri Bakanlığı mülkiye müfettişlerinin, emniyet görevlileri hakkında hazırladığı ön inceleme raporunda, Ankara Emniyeti'ne Suruç katliamının ardından istihbarat yağdığı ve Ankara'nın da istihbarat bilgilerinde saldırı girişimi olabilecek yerler arasında olduğu ortaya çıkmıştı. Bu nedenle kalabalık alanlar, miting ve gösterilerde ek tedbirler alınması yönünde çok sayıda uyarılar yapıldığı da raporda yer aldı.
 
Sonradan çıkan detaylarla birlikte bombacıların kimlik bilgilerine kadar aslında istihbarat toplandığı ancak gerekli önlemin alınmadığı anlaşıldı. Emniyet İstihbarat Daire Başkanlığı'nın 10 Ekim katliamının gerçekleştiği sabah TEM Daire Başkanlığı'na aralarında bombacı Yunus Emre Alagöz'ün de bulunduğu 3 ismin sansasyonel eylemler yapabilecekleri yönündeki 'gizli' ibareli yazısı sonradan dosyada yer aldı. Ancak yazı patlamadan sonra Ankara TEM Şube Müdürlüğü'ne iletildi.
 
Cumhuriyet Savcılığı tarafından 28 Haziran'da tamamlanan iddianame Ankara 4'üncü Ağır Ceza Mahkemesi'nce 12 Temmuz 2016'da kabul edildi. Kamu görevlileri hakkında avukatlar ve ailelerce yapılan suç duyurularının tamamı reddedildi. Polisler hakkında soruşturma açılmasına ise Valilik izin vermezken, Başbakan, İçişleri Bakanı, MİT Müsteşarı, Emniyet Genel Müdürü ve diğer kamu görevlileri hakkında yapılan suç duyuruları da kabul edilmedi.
 
7 Temmuz 2016 tarihinde ortaya çıkan bir belgede IŞİD yöneticilerinden 'Ebu Enes' kod ismini kullanan Deniz Büyükçelebi'ye ilişkin Yunus Durmaz'dan elde edilen bilgilerde Büyükçelebi'nin hem katliam öncesi hem de sonrasında takip edildiği ve Türkiye'de bulunduğu ortaya çıktı. Örgütün üst düzey sorumlularından olan ve emniyet tarafından takip edilen Büyükçelebi hakkından Ankara katliamından 8 gün sonra Ankara 3'üncü Sulh Ceza Hakimliği'nce yakalama kararı çıkarıldı.
 
Sanıklardan Suphi Alpfidan'ın canlı bombaları Ankara'ya getiren araca eskortluk yaptığı belirtilen araçta parmak izi bulunan ve tutuklu sanıkların tamamı tarafından tanınan firari sanık Suphi Alpfidan'ın 4 Mart 2016 tarihinde Almanya'dan Türkiye'ye giriş yaptıktan sonra gözaltına alındığı, sorgusunun ardından yurtdışı yasağı konularak serbest bırakıldığı basına yansıdı.
 
İHMAL GÖRÜNTÜLERE YANSIDI DELİLLER SÜPÜRÜLDÜ
 
30 Eylül 2017 tarihinde dosyada elde edilen görüntülerde ihmalin görüntülerine ulaşıldı. Katliamın faillerinden Yunus Emre Alagöz ve Halil İbrahim Durgun'un katliamı günü sabah saatlerinde, Ankara Gölbaşı'nda bindikleri taksiden indikten sonra Meclis Dikmen Kapısı ve Hava Kuvvetleri Komutanlığı'nın olduğu kavşaktan, İsmet İnönü Bulvarı boyunca, Meclis Çankaya Kapısı yönünde yürüdükleri görüntülere yansıdı. Buradan başka bir taksiye binen bombacılar, Hipodrom Caddesi ve Kazım Karabekir Caddesi'ni kesen kavşak yani TCDD Genel Müdürlüğünün yanındaki yolda indikleri görüldü.
 
Diğer yandan, olay yeri inceleme görüntülerinde, delillerin tümü toplanmamışken belediye ekiplerinin patlama alanında temizlik yaptığı tespit edildi.
 
21 Kasım 2017 tarihinde kamuoyuna katliamın firari sanığı Edremit Türe'nin, El-Kaide üyesi olarak emniyet tarafından 2012 yılında takibe alınmasına rağmen yakalanmadığı duruşmalar devam ederken kamuoyuna yansıdı. O dönem Suriye'den Kırıkkale ve Kırşehir'e gelip gittiği tespit edilen ancak gözaltına alınmayan Türe, katliamın organizatörlerinden biri olarak aranıyor.
 
IŞİD'in Türkiye ayağında önemli bir konumu olan İlhami Balı'nın Antep'te yürütülen soruşturma dosyaları Ankara'daki Gar katliamı davasına girdi. Bu dosya içinde Antep Emniyeti'nin Balı hakkında düzenlediği fezleke de çıktı. Fezlekeye göre Antep polisi, Balı'yı 4 Haziran-4 Kasım 2014 tarihleri arasında dinledi, fiziki takibe aldı. Bunun sonucunda Balı'nın 997 adet tapesi oluşturuldu, 19 adet takip yapıldı. Bunlarda Balı'nın hastane ziyaretleri yaptığı, yaralı IŞİD'lileri hastanelere sevk ettiği gündeme geldi. Balı'nın Kilis Ağır Ceza Mahkemesinden gelen tapelerinde Temmuz 2015'ten Eylül 2015'e kadar sınır geçişlerini organize ettiği anlaşıldı. Balı'nın askere "Buralardan bir isteğin var mı?" diye sorduğu ve askerin Balı'ya "Şıhım" diye hitap ettiği görüldü.
 
Hatay 2'nci Ağır Ceza Mahkemesi'nden gelen dosyadaki Ahmet Güneş, IŞİD'in firari sanıklarından. Hatay İl Emniyet Müdürlüğü Olay Yeri İnceleme Müdürlüğü'nün 6 Temmuz 2017 tarihindeki uzmanlık raporuna göre, olay yerinden elde edilen bomba düzeneği üzerinde parmak izi çıktı. Metal plakalar üzerine sarılı şeffaf koli bantları yapışkan yüzeylerinden Ahmet Güneş'in 2, yine firari olan Ömer Deniz Dündar'ın da 4 adet parmak izi belirlendi. Ayrıca firari sanık Ömer Deniz Dündar hakkında da canlı bomba yeleklerinden çıkan parmak izi nedeniyle 6 Temmuz 2017 tarihinde hakkında tutuklamaya yönelik yakalama emri çıkarıldığı son olarak dosyaya giren deliller arasında yer aldı.
 
Katliamın planlayıcısı olan ve polis baskınında kendini patlatan IŞİD emiri Yunus Durmaz'ın yakalama kararına rağmen sadece fiziki ve teknik takibe alındığı ortaya çıktı. Durmaz'ın 2014 yılına kadar izlendiği, bu süreçte Genç Ensar ve Genç Müslümanlar Derneği'nde yürüttüğü örgütsel faaliyetlerden evinde yürüttüğü faaliyetlere kadar her şey bilinmesine rağmen yakalanmadı. Durmaz hakkında, İstanbul 16'ncı Ceza Mahkemesi tarafından çıkarılan yakalama kararına rağmen, Antep Emniyeti ve Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından bu kararın yerine getirilmediği anlaşıldı.
 
'ANKARA BOMBACILARININ HEDEFİNDE ESP DE VARDI'
 
Oysa daha sonra basına Ankara katliamının birkaç gün sonra Avrupa Birliği'nin istihbarat birimi EUINTCEN'in AB içindeki en üst düzey karar mekanizmalarına gönderdiği 'çok gizli' kayıtlı bir istihbarat raporunda yer aldığı açığa çıktı.
 
Raporun ''Değerlendirme'' başlığı altında 20 Temmuz 2015'te Urfa'nın Suruç ilçesinde Ezilenlerin Sosyalist Partisi (ESP) mensubu göstericileri hedef aldığı anlaşılan, 33 kişinin ölümü 109 kişinin yaralanmasına yol açan IŞİD saldırısı ile Ankara katliamı arasında 'devamlılık' bağı kuruluyor.
 
Raporda, ''10 Ekim 2015 Ankara terör saldırısı, AKP'nin IŞİD militanlarını bizzat görevlendirmesi sonucunda gerçekleşti...'' denilerek AKP ile katliam arasındaki ilişkiye dikkat çeken ifadelere yer verilmişti.
 
''Ankara bombacılarının hedefinde ESP de vardı. ESP'nin kurucuları arasında HDP eş genel başkanı Figen Yüksekdağ da bulunuyordu. Ankara saldırısı, 1 Kasım'da tekrarlanacak parlamento seçimleri için yapılan yoğun seçim kampanyaları ve hükumetin PKK'ya yönelik sürmekte olan şiddetli askerî harekâtları sırasında gerçekleşti.
 
''Suruç ve Ankara saldırıları arasında benzerlikler bulunmakta. Her iki bombalı saldırıda da kalabalıklara yönelik polis koruması yetersizdi ya da hiç yoktu. Her iki mitingde de ESP bulunuyordu. İki miting de Kürtlerle ilgiliydi. Hem Suruç hem de Ankara saldırısında süpheli IŞİD'di..." denilerek saldırının asıl hedeflerinden biri istihbarat AB istihbarat raporlarına böyle yansıyordu.
 
SURUÇ VE ANKARA KATLİAMI AYDINLATILMALIDIR
 
Ankara katliamı davası mahkemenin delilleri halının altına süpürme çabalarına karşın aileler, avukatlar ve demokratik kamuoyu tarafından dikkatle izleniyor. 31 Temmuz, 1 ve 2 Ağustos tarihleri arasında görülecek duruşma adalet arayışına bir kez daha tanıklık edecek. Baştan sona gerçeklerin, katliamı planlayan ve organize  açığa çıkarılması ve yargılanması halkın temel beklentisidir.
 
7 Haziran 2015'ten 1 Kasım seçimlerine oradan da 24 Haziran 2018 seçimlerine giden zincirleme sürecin önemli halkalarından biri olarak Ankara katliamı aydınlatılmadan, bunun devlet içerisindeki bağlantıları ve koruyucuları açığa çıkarılmadan ve katliamcılar hesap vermeden yeni katliamların önlenmesi zor görünüyor.