28 Mayıs 2022 Cumartesi

İzmir'de kayıp yakınları Abdulvahap Timurtaş'ın akıbetini sordu

İzmir'de İHD ve kayıp yakınları eyleminde 25 yıl önce Silopi'de yolda jandarma tarafından gözaltına alındıktan sonra kendisinden bir daha haber alınamayan Abdulvahap Timurtaş'ın akıbetini soruldu.
İnsan Hakları Derneği (İHD) İzmir Şubesi, "Kayıplar bulunsun failleri yargılansın" eylemi Konak'ta bulunan Başbakanlık Binası önünde gerçekleştirildi. Bu hafta 13 Haziran 1993'te Şırnak'ın Silopi ilçesine bağlı Yeniköy'den Esenli köyüne giderken yolda jandarma tarafından gözaltına alındıktan sonra kendisinden bir daha haber alınamayan Abdulvahap Timurtaş'ın akıbeti soruldu.
 
Kayıp yakınları, HDP İzmir İl Örgütü, Barış Anneleri'nin katıldığı eylemde basın açıklamasını İHD yöneticisi Caner Canlı okudu. Abdulvahap Timurtaş'ın babası Mehmet Timurtaş, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin (AİHM) 13 Haziran 2000 yılı kararındaki ifadelerine göre; 14 Ağustos 1993 tarihinde isimsiz bir telefonun geldiğini söyleyen Canlı, baba Timurtaş'ın oğlunun Yeniköy'den Esenli köyüne giderken yolda jandarma tarafından gözaltına alındığını ve Silopi İlçe Jandarma Komutanlığına götürüldüğünü öğrendiğini belirtti. Telefondaki kişinin Timurtaş'ın yanında Suriyeli bir arkadaşı ve muhtarla birlikte gözaltına alındığını aktardığını dile getiren Canlı, muhtarın daha sonra serbest bırakıldığını hatırlattı. Baba Timurtaş'ın bir diğer oğlunun da 1991'de gözaltında öldürüldüğünü dile getiren Canlı, bundan şüphelenerek 15 Ekim 1993'te avukatı aracılığıyla savcılık ve emniyet müdürlüğüne başvurduğunu söyledi. Canlı, 20 Ekim'de Silopi İlçe Jandarma Komutanı Hüsam Durmuşun, Timurtaş'ın gözaltında olmadığını bildirdiğini söyledi. 
 
SAVCILIK SORUŞTURMASINDA İLERLEME OLMAYINCA...
 
Savcılık soruşturmasında ilerleme olmayınca baba Timurtaş'ın Güçlükonak Belediye Başkanı olan akrabaları Bahattin Aktuğ'u aradığını söyleyen Canlı, "Aktuğ o sırada Şırnak'ta gözaltında olan Nimet Nas ve Sedik Erdoğan adlı iki itirafçıyla görüştüğünü, Abdulvahap'ın da onlarla birlikte Şırnak'ta gözaltında olduğunu öğrendiğini söyledi. Olaydan yaklaşık 45 gün sonra Güçlükonak'a giden Mehmet Timurtaş 20 gün önce serbest bırakılan Nimet Nas ve Sedik Erdoğan ile bizzat görüştü. İki itirafçı kendileri bırakıldığı sırada Abdulvahap'ın hala gözaltında olduğunu, birlikte alıkonulduğu Suriyeli arkadaşını da gördüklerini söyledi" dedi.
 
'TAKİPSİZLİK KARARI VERİLEREK DOSYA KAPANDI'
 
Aktuğ, bilgi almak için Şırnak Jandarma Komutanlığını tekrar aradığını, ancak bu kez Timurtaş'la ilgili bir daha aramaması cevabını aldıklarını kaydeden Canlı, baba Timurtaş'ın bunun üzerine Şırnak Cumhuriyet Başsavcılığına tekrar gittiğini ifade etti. Canlı, baba Timurtaş'ın Nas ve Erdoğan'ın oğlunu gözaltındayken gören tanıklar olarak bildirdiğini söyledi. Baba Timurtaş'ın defalarca Şırnak Jandarma Komutanlığına giderek oğluyla ilgili bilgi almaya çalıştığını hatırlatan Canlı, "Hukuki olarak herhangi bir ilerleme kaydedilmeyince Timurtaş ailesi 9 Şubat 1994'te olayı AİHM'ye taşıdı. 13 Temmuz 1995'te Türkiye'deki soruşturmayı yürüten Silopi Cumhuriyet Başsavcılığı görevsizlik kararı vererek dosyayı Şırnak Cumhuriyet Başsavcılığına gönderdi. Şırnak Cumhuriyet Başsavcılığı da 3 Haziran 1996'da delil yetersizliğinden takipsizlik kararı vererek dosyayı kapattı" şeklinde konuştu.
 
MADDİ VE MANEVİ TAZMİNAT
 
Canlı, devamla şunları söyledi: "Mahkeme ve devlet Abdulvahap'ın gözaltına alındığını inkar etse de Timurtaş ailesinin avukatının sunduğu ve üzerinde 14 Ağustos 1993 tarihi, referans numarası ve Silopi İlçe Jandarma Komutanı Hüsam Durmuş'un imzası olan jandarma operasyon raporunun fotokopisinin, orijinal bir belgeden çoğaltıldığına kanaat getirerek başvuranın argümanlarını doğruladığını kabul etti. Belgede, Abdulvahap Timurtaş'ın yanındaki Suriyeli şahısla beraber Yeniköy civarında yakalanması ve ilk sorgularına ilişkin bilgiler yer alıyordu. AİHM 13 Haziran 2000 tarihli kararında AİHS'nin yaşam hakkını düzenleyen 2. maddesinin, işkence yasağını düzenleyen 3. maddesinin özgürlük ve güvenlik hakkını düzenleyen 5. maddesinin, etkili başvuru hakkını düzenleyen 13. maddesinin ihlal edildiğine karar vererek hükumeti maddi ve manevi tazminat ödemeye mahkum etti" diye konuştu.