25 Eylül 2020 Cuma

İbrahim Okçuoğlu yazdı | Belarus'ta ‘renkli devrim' girişimi

Sarkaç politikasının temel özelliği şudur: Her iki güç arasında; somutta da Batı ve Rusya arasında söz konusu ülke üzerine nüfuz etme dengesi bozulduğunda o ülke yönetimi her iki güç arasında sarkaç politikası uygulanamaz. Yani her iki tarafın kendi aralarındaki çelişkilerden yararlanma imkanı kalmaz. Denge kimin aleyhine bozulduysa kazanan diğer taraf olur. Belarus'ta olan da budur. Görünen o ki,  Belarus'ta Batılı emperyalist güçler kaybetmiştir. Belarus'u "kazanan" Rus emperyalizmi olmuştur.

Seçim sahtekarlığından dolayı Belarus'ta yüz binlere varan katılımla sokaklar ve meydanlar doldu. Yığınların sokağa inmesine devlet terörü de engel olamadı. Yeni seçim, tutuklananların serbest bırakılması, devlet terörüne son verilmesi ana talepleri oluşturuyordu. Batılı güçler bu seçimde Swetlana Tihanovskaya'yı desteklediler. Ülkeden kaçan Batı güçlerinin bu adayı, geri döneceğini ve "İktidarı Devralmak İçin Koordinasyon Konseyi" kurduğunu açıkladı. Bu adayın listesi neyin ne olduğunu gösteriyor: Batılı emperyalistlerin taktirini kazanmış, ödüllendirilmiş Nobel Ödülü kazanmış Swetlana Aleksiyeviç, insan hakları savunucusu Ales Byalazki yer alıyor. Bunlar, Belarus'ta Batılı emperyalist güçlerin desteğini alan, oldukça önem verilen anti-komünistlerdir.

Protestolar sadece sokağa çıkmakla sınırlı kalmamış, 40'dan fazla büyük işletmelerde greve gidilmiştir. Devlet terörüne karşı verilen bu mücadelelerde şimdiye kadar iki kişi yaşamını yitirmiştir. Çaresiz kalan Lukaşenko 7000 tutukludan 1000'ini serbest bıraktı. Bu arada Lukaşenko, iktidarını Rusya'nın yanında yer almakla koruyabileceğini de anlamıştır.                 

Belarus, özellikle son seçimlerden bu yana rejim değişimi kavgası içinde. Halk bir diktatörden kurtulmak için mi sokakları dolduruyor yoksa Batılı güçlerin yönlendirmesiyle yeni bir "renkli devrim"le mi karşı karşıya? Bu karmaşa son aşamasına geldi; yenilen Batılı güçler, yenen de Putin oldu. Sokakları, meydanları dolduran çoğunluğu gençlerden oluşan protestocuların insan hakları, ifade özgürlüğü gibi talepleri ne Batı sermayesini ve ne de doğal olarak Rus sermayesini ilgilendiriyor. Her ne kadar, demokrasi, özgürlük dense de Belarus'ta iki güç karşı karşıya: Bir taraftan Batılı güçler, özellikle de Almanya, dolayısıyla AB ve ABD, diğer taraftan da Rusya. Belarus, bu iki gücün jeopolitik ve jeostratejik çekişmesine/rekabetine sahne olmaktadır.

Belarus, Polonya, Ukrayna, Litvanya, Letonya ve Rusya ile sınırları olan bir Doğu Avrupa ülkesi. Birçok bakımdan Rusya'ya bağlı veya onun güçlü etkisi altında. Belarus ordusu, ama özellikle de hava savunması Rus savunmasına entegre edilmiş, ona tamamen bağımlıdır. Bu durum bir yandan bu ülkede Rusya'nın istemediği bir rejim değişimini zorlaştırırken, diğer taraftan da Batı'nın bu bölgedeki etkinliğini tehdit etmektedir. Bu nedenle Rusya rejim değişimine karşıyken, Batı değişimden yanadır.

"Renkli devrim" yanlıları şimdiye kadarki denemelerinde pek başarılı olamadılar. Belarus halkı daha önceki "renkli devrim"lerin, özellikle de komşu ülke Ukrayna'daki gelişmelerin ne anlama geldiğinin farkında.
 
Her iki cephe arasında kalan Lukaşenko, diktatörlüğünü şimdiye kadar diktatör Erdoğan taktiğiyle sürdürdü (belki de diktatör Erdoğan bu taktiği ondan almıştır); Rusya sıkıştırınca Batı'ya yanaştı, Batı üstüne gelince de Rusya'ya yanaştı.

Kabul etmek gerekir ki, SSCB dağıldıktan sonra, yani 1990'lı yılların başından bu yana Lukaşenko eski sistemi uygulamaya devam etme konusunda hem Batı'ya hem de Rusya'ya adeta meydan okuyarak bugünlere geldi. Bu ülkede hemen hemen bütün ulusal varlık değerleri devletin elindedir. Devlet kapitalizminin hakim olduğu bir ülke. Bu durumu ne Rusya ne de Batı istiyor. Rus tekelci sermayesi, sermaye oligarşisi ve Batı sermayesi Belarus'ta devlet işletmelerinin; genelde sanayi ve tarımın özelleştirilmeye açılmasını talep ediyorlar. Lukaşenko buna şimdiye kadar direndi. Ama şu da bir gerçek ki, bu ülkede ekonomik olarak Batı'dan ziyade Rusya daha etkilidir. Ne de olsa Belarus, Rusya kontrolünde olan Avrupa-Asya Ekonomik Birliği üyesidir.
 
Belarus, aynı zamanda enerji alanında da Rusya'ya oldukça bağımlıdır.

Lukaşenko'nun siyasi önderliğinde Belarus devlet kapitalizmi şimdiye kadar ayakta kalmasını Rus emperyalizmiyle Batı'nın emperyalist üçleri, özellikle de AB ve ABD arasındaki rekabete borçludur. Lukaşenko, her iki cephe arasında bir nevi sarkaç politikasıyla şimdiye kadar ayakta kaldı. Ancak bu politikanın da artık maddi zemini pek kalmadı veya her iki cephe Belarus üzerine hakimiyeti kendi lehine sağlamak için son girişimlerde bulunuyor. Lukaşenko, ya Batı yanlısı veya da Rus yanlısı olmak durumuyla karşı karşıya kaldı.

Rus emperyalizmi Belarus'u Rusya ile ‘90'lı yıllarda kurduğu ortak birlik devleti üzerinden oldukça sıkıştırmaktadır. Lukaşenko, bu birliğin gereklerini yerine getirmedi, gerçekleşmemesi için oyalama taktiğine baş vurdu. Bu durumu Putin, Lukaşenko'yu zayıflatarak aşmak istedi. Bu nedenle toplumsal-ekonomik krizi körükledi. Putin'in mesajı açıktı: Ya gidersin veya da Rusya-Belarus birliğinin gereğini yerine getirirsin. Putin'in amacına ulaşmadığı söylenemez.

Sarkaç politikasının temel özelliği şudur: Her iki güç arasında; somutta da Batı ve Rusya arasında söz konusu ülke üzerine nüfuz etme dengesi bozulduğunda o ülke yönetimi her iki güç arasında sarkaç politikası (gerektiğinde Rusya'ya karşı Batıya veya tersi) uygulanamaz. Yani her iki tarafın kendi aralarındaki çelişkilerden yararlanma imkanı kalmaz. Denge kimin aleyhine bozulduysa kazanan diğer taraf olur. Belarus'ta olan da budur. Görünen o ki,  Belarus'ta Batılı emperyalist güçler kaybetmiştir. Belarus'u "kazanan" Rus emperyalizmi olmuştur.

Batı sermayesinin korktuğu başına geldi. "Renkli devrim" girişimini Putin boğdu. En azından son gelişmeler; Putin-Lukaşenko görüşmeleri bunu göstermektedir.

Belarus-Rusya birliğinin Lukaşenko tarafından savsaklanmasını, gereğinin yerine getirilmemesini Putin engellemiş oldu.
Belarus Şanghai İşbirliği Örgütü'ne üyedir. Bunun yanı sıra Avrupa-Asya Ekonomik Birliğine de üyedir, Rusya ile güvenlik irtifakı kurmuştur. Bütün bunlar Belarus'un Rus emperyalizminin pençesinde olduğunu göstermektedir.

ABD'yi, AB'yi, NATO'yu açıktan korkutan Belarus-Rusya birliğinin Rus emperyalizmini, tekelci sermayesini güçlendireceğidir; Rusya'nın Batı hattında çevrelenmesini durduracağıdır.

Bu yılın Kasım ayında Belarus-Rusya birliği oylanacaktır, karara bağlanacaktır. Böylece Belarus, Rusya-Belarus birliği üzerinden Rusya'ya bağlanmış olacaktır. Belarus, her bakımdan bu bölgede Rus emperyalizminin jeopolitik ve jeostratejik hedeflerinin gereğini yerine getirecektir. Böylece, şimdiye kadar Lukaşenko'nun sarkaç politikasıyla varlığını her iki güç arasında "tampon bölge" olarak sürdüren Belarus, Rus emperyalizminin Batı cephesini oluşturacaktır. 

Kendi durumunun zayıf olduğunu gören Batılı güçler birliği önlemek için "renkli devrim" hareketine giriştiler.

Rus sermayesi, Belarus ekonomisini; devlet kapitalizmini özelleştirilecektir, Rus emperyalizminin Batı'daki arka bahçesi olacaktır. 

Belarus'ta Lukaşenko diktatörlüğüne karşı direnen kitle esas itibariyle küçük burjuva ve işçilerden oluşmaktadır. Siyasi olarak homojen bir yapı yok. Hemen hemen her bir gücün kendine özgü olan bir programatik anlayışı var. Bunların bir kısmı Türkçe olarak da yayınlandı. Ancak, bu protestolar kendiliğindenci bir karakter taşımaktadır, eylemler belli bir siyasi yapı tarafından yönlendirilmemektedir. Bu zaafiyeti de Lukaşenko kullanmıştır.

Protestolar, katılımcıların öznel niyetinden bağımsız olarak Belarus'ta dengenin Batılı güçler lehine mi yoksa Rusya lehine mi bozulacağı konusunda bir kaldıraç olmuştu. Ancak, son süreçte bu dengeyi Rus emperyalizmi lehine bozan Putin olmuştur.