3 Mart 2026 Salı

Hannan Spencer'in seçim zaferi: İnsanlar değişim arıyor!

Spencer'ın zaferi yalnızca çoğunluğu oluşturan emekçilerin, kadınların ve gençlerin bugünkü kriz ortamında bir çözüm ve umut kaynağı aradığını göstermiyor; aynı zamanda ekolojik mücadele ile işçi mücadelesi arasındaki inkâr edilemez bağı da ortaya koyuyor. Birinin diğerini takip etmesi gerektiğini ve bunun karşılıklı olduğunu kanıtlıyor.

Geçtiğimiz hafta, Britanya Yeşiller Partisi adayı Hannah Spencer, büyük bir merakla beklenen Greater Manchester Bölgesi Gorton ve Denton ara seçimlerinde parlamentoda bir koltuk kazandı. Bu koltuğun, ırkçı ve göçmen karşıtı Reform UK adayı Matt Goodwin lehine olduğu söyleniyordu; Goodwin yenilgisinin ardından gözleri dolu şekilde basına yansıdı. 

Gorton ve Denton tarihsel olarak İşçi Partisi'nin güçlü kalelerinden biri olduğundan, Birleşik Krallık hükümetinin hâlen İşçi Partisi tarafından yönetildiği düşünüldüğünde Yeşillerin bu seçim zaferi daha da dikkat çekici hale geldi.

Ancak önce şunu soralım: Hannah Spencer kimdir? 

Seçim sonuçlarının açıklanmasının ardından kendini şöyle anlatmıştı: "Ben büyürken politikacı olmak istemedim. Ben bir tesisatçıyım. Ve iki hafta önce, tüm bu süreç yaşanırken aynı zamanda sıvacı olarak da yeterlilik kazandım. Çünkü kaosun içinde, baskı altında bile işleri hallederim. Bu seçim bölgesindeki herkesten farklı değilim. Çok çalışırım. Bizim yaptığımız budur."

Buradan onun işçi sınıfı kökenine sahip olduğu sonucunu çıkarabiliriz. Erkek egemen bir fiziksel emek alanında çalışan bir kadın olarak ve Yeşiller Partisi üyesi kimliğiyle, yoksulluğa, kendi topluluğundaki ırkçılığa ve iklim yıkımına karşı kampanya yürütüyor.

Konuşmasında şu sözler özellikle dikkat çekiciydi: "Ancak son birkaç on yılda çok şey değişti. Çünkü eskiden çok çalışmak size bir şey kazandırırdı. Bir ev kazandırırdı. Güzel bir hayat. Tatiller. Sizi bir yere getirirdi. Ama şimdi – çok çalışmak? Size ne kazandırıyor? Buradaki herhangi biriyle konuşun, size şunu söyleyecektir: Çok çalıştığı halde sofraya yemek koyamayan insanlar. Çocuklarına okul üniforması alamayanlar. Yeterince ısınmayanlar. Yıllarca çalışıp biriktirdikleri emekli maaşıyla geçinemeyenler. Tatil yapmayı hayal bile edemeyenler. Çünkü hayat değişti. Güzel bir hayat için çalışmak yerine, milyarderlerin ceplerini doldurmak için çalışıyoruz. Kanımız emiliyor."

Yeşiller Partisi denildiğinde aklımıza ilk olarak iklim aktivizmi ve ekoloji odaklı siyaset gelse de Hannah Spencer'ın hedefleri aynı zamanda kendi topluluğundaki işçi sınıfını temsil etme arayışını ve iradesini gösteriyor. Beyaz ya da beyaz olmayan işçiler onu kendilerinden biri olarak görüyor ve kendilerini temsil edeceğine güveniyor. Seçim kampanyasını seçmenlerinin sorunları ve talepleriyle yakın bağ kurarak yürüttüğü şüphesiz ve sonuç son derece nett: Spencer 14 bin 980 oy alırken. Reform adayı 10 bin 578 oy aldı. İktidardaki İşçi Partisi ise 2024 genel seçimlerini 13 bin oy farkla kazanmış olmasına rağmen yalnızca 9 bin 364 oy alabildi.

Spencer'ın zaferi yalnızca çoğunluğu oluşturan emekçilerin, kadınların ve gençlerin bugünkü kriz ortamında bir çözüm ve umut kaynağı aradığını göstermiyor; aynı zamanda ekolojik mücadele ile işçi mücadelesi arasındaki inkâr edilemez bağı da ortaya koyuyor. Birinin diğerini takip etmesi gerektiğini ve bunun karşılıklı olduğunu kanıtlıyor.

Bunun yanı sıra, işçi bir kadının aday olup ikinci sıradaki adaya büyük fark atarak kazanmasının önemini de unutmamak gerekir. Reform üyesi olan bu rakip, bugünün siyasi ikliminde parlamentodaki partiler arasında ırkçılık, cinsiyetçilik ve homofobinin en uç örneklerini temsil eden bir partinin üyesi.

YEŞİLLERİN YÜKSELİŞİ
Spencer ilk basın toplantısında şunları söyledi: "Bu daha başlangıç. Bunun Yeşiller Partisi'nin hedeflediği koltuklar listesinde 127. sırada olduğunu biliyor muydunuz? Burada gördüğümüzden daha küçük bir oy kaymasıyla kazanabileceğimiz en az 126 koltuk daha var."

Britanya Yeşiller Partisi'nin yeni lideri Zach Polanski göreve geldiğinden beri partinin üye sayısında büyük bir artış yaşadığı ve hızla yükseldiği inkâr edilemez. İşçi Partisi'nin yönetme kapasitesine duyulan güvensizliğin artması ve Reform'un hem Mayıs 2026'daki yerel seçimlerde hem de en geç Ağustos 2029'da yapılması planlanan genel seçimlerde birçok bölgede yükselen tehdidi karşısında Yeşiller Britanya halkı için bir umut kaynağına dönüşüyor.

Yeşiller; Gazze'deki soykırımı açıkça kınamaları, göç politikalarında değişim talep etmeleri, Birleşik Krallık'ın NATO'ya katılımını reddetmeleri ve İşçi Partisi hükümetinin trans bireylere ve gençlere karşı uyguladığı politikalar karşısında trans haklarını açıkça savunmalarıyla önemli bir yer edindi. Özellikle gençler arasında popülerlikleri arttı.

Bu durum, Keir Starmer liderliğindeki İşçi Partisi hükümetinin sosyal iyileştirmeler ve kamu harcamaları konusundaki vaatlerini yerine getirememesine doğrudan bir tepki. 2024'ten bu yana Britanya kamuoyu en az 5 milyar sterlinlik bir askeri harcama artışı ve İçişleri Bakanı tarafından iltica başvurularına yönelik daha sert yasalar gördü. En son olarak, İran'a yönelik saldırılara ABD ve İsrail ile birlikte aktif katılım açıklaması, partisine daha iyi yaşam koşulları umuduyla oy veren Britanya halkına yönelik Starmer'ın ihanetinin adeta son noktası oldu. İronik olan ise, İşçi Partisi hükümetinin, çıkarlarını temsil edeceğini düşündükleri için ona güvenen binlerce Britanyalı göçmenin oyu olmadan iktidara gelemeyecek olmasıdır.

Sosyalistler olarak önemli bir ayrım yapmamız gerekir. Oy pusulasında yer alan partilerin hiçbiri devrimci ya da gerçek umudun taşıyıcısı olarak nitelendirilemez. Ancak Yeşillerden Hannah Spencer gibi bir kadın adayın seçilmesi, çalışan ve ezilen insanların ilerici bir değişim arayışında olduğunun kanıtı. İşçilerin Spencer'ı kendilerinden biri olarak görmesi, işçi sınıfının talepleri ve meseleleri üzerinden kampanya yürüten çalışan bir kadının öne çıkması, devrimci bir meseledir. Spencer gibi adaylar aracılığıyla -ister Yeşiller Partisi'nde ister diğer ilerici alternatiflerde olsun- işçiler ve ezilenler; kadınlar, etnik ve dini azınlıklar, LGBTİ+'lar, engelliler taleplerini dile getirme fırsatı buluyor.

Buna, eski İşçi Partisi üyeleri Jeremy Corbyn ve Zarah Sultana öncülüğünde başlatılan ve ülke genelinde işçilerin, sendika örgütleyicilerinin ve sosyalistlerin bir araya gelmesini sağlayan "halk öncülüğünde sosyalist proje" niteliğindeki Your Party girişimi de dahildir. Aynı doğrultuda, yaklaşan yerel seçimler kapsamında Londra'nın Haringey ve Hackney ilçelerinde bağımsız, topluluk temelli sosyalist ittifaklar kuruldu. Her iki bölgede de geniş Türk, Kürt ve Siyahi topluluklar yaşıyor. Bu yapılar, Yeşiller Partisi ile birlikte yerel İşçi Partili meclis üyelerine karşı ciddi bir meydan okuma oluşturuyor. Son olarak, kefalet imkânı olmaksızın halen hapiste bulunan Filistin İçin Mahkûmlar açlık grevcilerinden Amu Gib'i belediye meclis adayı ilan eden Islington Borough Independents'a da özel bir parantez açmak gerekir.

Çalışanlar ve ezilenler daha iyi bir gelecek perspektifi arıyor ve Manchester'daki Hannah Spencer gibi isimlere yöneliyor. Kriz koşulları altında mücadele eden insanların bilinci gelişiyor ve bu taleplere yanıt vermek ilerici, sosyalistlere düşüyor.