25 Kasım 2020 Çarşamba

'Haklarımıza ve hayatlarımıza sahip çıkmaktan başka seçeneğimiz yok'

ESP Fındıklı İlçe Örgütü'nün düzenlediği panelde konuşan SKM MYK Üyesi Ebru Yiğit, kadınların tüm saldırılar karşısında yan yana gelmekten, haklarına ve hayatlarına sahip çıkmaktan başka bir seçenekleri olmadığını vurguladı.

Ezilenlerin Sosyalist Partisi (ESP) Fındıklı İlçe Örgütü, İstanbul Sözleşmesi ile ilgili söyleşi düzenlendi. Sosyalist Kadın Meclisleri (SKM) MYK Üyesi Ebru Yiğit'in konuşmacı olduğu etkinlik Fındıklı Belediyesi Sosyal Tesislerinde yapıldı.

25 Kasım Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele Günü öncesi İstanbul Sözleşmesi'ni konuşmanın önemine dikkat çeken Yiğit, İstanbul Sözleşmesi'nin ve 6284 Sayılı yasanın kadınların kazanımı olduğuna dikkat çekti. Koruma kararlarının, nafaka hakının sözleşmenin kazanımları olduğunu kaydeden Yiğit, "Sözleşme aynı zamanda imzacı devletlere kadına yönelik şiddeti önleme, buna yönelik düzenlemeler yapma sorumluluğu yüklüyor. Hazırladığı raporlarla devletlerin sorumluluklarını yerine getirip getirmediğini denetliyor. AKP ilk imzacı olmakla övündüğü sözleşmenin yükümlülüklerini yerine getirmediği için İstanbul Sözleşmesi'nden rahatsızlık duyuyor" dedi.

İkdarın kadın düşmanı politikalarının, medyanın kadına yönelik şiddeti meşrulaştırmasının, erkek yargının şiddeti özendiren kararlarının bu raporlar aracılığıyla teşhir edildiğini söyleyen Yiğit, şöyle devam etti: "AKP kadın düşmanlığı, homofobi ve transfobi ile toplumsal kutuplaştırma yaratma ve tabanını kendi etrafında birleştirme amacı güttü. Aynı zamanda kadın hareketinin kazanımlarına saldırarak türlü baskıya rağmen sindiremediği kadınların direncini kırma planları yaptı. Ancak kadına yönelik şiddetin cins kırımına dönüşmesi, kadınların cins öfkesinin geldiği düzey ve erkek adalete duyulan öfke bu planı bozdu. Kadın hareketinin yıllardır biriktirdiği deneyim ve kadınların erkek şiddetine ve devletin bunu meşrulaştıran politikalarına isyanı sözleşme etrafında kenetlenmeyi doğurdu."

Kadınların eylemleri nedeniyle AKP'nin İstanbul Sözleşmesi'nden çekilmeyi ertelendiğini ancak vazgeçmediğini ifade eden Yiğit," İstanbul Sözleşmesi'ne sahip çıkmak tek başına yeterli değil. Erkek şiddetinin beslendiği, erkeğin cesaret aldığı, her gün erkek egemenliğini besleyerek kadın cinayetlerini, tacizi, tecavüzü meşrulaştıran ve tüm bunlar karşısında kadının özsavunma hakkını en ağır biçimde cezalandıran erkek devlete karşıda mücadele etmeliyiz" dedi.

'ERKEK-DEVLET İŞBİRLİĞİNİN KANITI'
Aleyna Çakır'ın katilinin devlete seslenerek yardım istediğine, İpek Er'e tecavüz ederek ölümüne sebep olan uzman çavuş Musa Orhan'ın tutuklanmamasına, Gülistan Doku'nun hala bulunmamasına dikkat çeken Yiğit, "Tüm bu kadın katillerinin devletten medet umması tesadüf olabilir mi? Çok açık bir işbirliğinin kanıtı değil mi?" diye sordu.

Tüm bu saldırılar karşısında kadınların yan yana gelmekten, haklarına ve hayatlarına sahip çıkmaktan başka bir seçenekleri olmadığını vurgulayan Yiğit, sözlerini şöyle tamamladı: "Erkek egemen sistem artık kadınları eskisi gibi eve hapsedemediğinin, 'makbul kadınlığı' kabul ettiremediğinin, cinsel ve sınıfsal sömürüye rıza üretemediğinin farkında. Örgütlenen, susmayan, itiraz eden, hesap soran, kadın dayanışmasını büyüten kadınların yargının erkeği koruyan kararlarını engellediğini görüyor. Dolayısıyla büyüyen kadın öfkesini ve isyanını daha fazla saldırarak engellemeye çalışıyor. Bu yüzden bizim daha fazla yan yana gelmeye, sadece erkek şiddetine değil erkek devletin buradaki politikalarına karşı da mücadele etmemiz gerekiyor."