Hakikatin sesi kısılabilir mi?
Dicle Fırat Gazeteciler Derneği Eşbaşkanları Kesira Önel ve Selman Çiçek, ajansımıza yönelik saldırılara karşı başlattığımız "Dayanışma Yazıları" kampanyası kapsamında yazdı.
İstanbul merkezli 22 kentte Ezilenlerin Sosyalist Partisi'ne (ESP) ve demokratik kurumlara yönelik 3 Şubat'ta düzenlenen operasyonda 77 sosyalist, "örgüt üyeliği" ve "örgüt propagandası" iddialarıyla tutuklandı. Tutuklama gerekçeleri ise artık alışıldık: Komünist Manifesto bulundurmak, Grup Vardiya albümü taşımak, demokratik eylemlere katılmak…
Demokratik kurumlara yönelik operasyonlarda ilk hedefin basın olması tesadüf değil. ESP operasyonunda da aynı tablo yaşandı. Etkin Haber Ajansı'nın (ETHA) bürosu basıldı, kapılar kırıldı, bilgisayar ve tüm haber ekipmanlarına el konuldu. İki editör ve üç muhabir gözaltına alındı. Amaç açıktı: Hakikatin sesini kısmak.
Onlara göre; bu operasyonlarla hukuk dışı baskınlar görünmez kılınacak, gerçekler karartılacak, kamuoyunun bilgilenme hakkı ortadan kaldırılacaktı.
Oysa bu saldırılar ne ilk ne de tesadüf.
6 Ocak'tan itibaren hem Kürt bölgelerine dönük saldırılar artarken hem de Türkiye'de basın özgürlüğüne yönelik ihlaller hız kazandı. 14 Ocak'ta Şırnak'ın Cizre ilçesinde haber takibi yapan Ajansa Welat muhabiri Nedim Oruç darp edilerek gözaltına alındı ve 17 Ocak'ta tutuklandı. Nusaybin'de gazeteciler Kesira Önal, Ferhat Akıncı, Pelşin Çetinkaya, Muhammed Ali Yılmaz ve Heval Önkol darp edilerek gözaltına alındı. Urfa'nın Suruç ve Nusaybin ilçelerinde çok sayıda gazetecinin haber takibi engellendi, fiziksel saldırıya uğradılar.
Saldırılar yalnızca fiziksel şiddetle sınırlı kalmadı. HTŞ'nin Rojava'ya yönelik saldırılarını haberleştiren 39 sosyal medya hesabına erişim engeli getirildi. Bu hesapların 23'ü gazetecilere, 16'sı ajans, gazete ve televizyonlara aitti. Engellenen hesapların toplam takipçi sayısı 640 bin, paylaşımlarının görüntülenme sayısı ise 232 milyonu buluyordu.
Aynı süreçte Mezopotamya Ajansı ve Jinnews'in web siteleri erişime engellendi. Dijital hesapları defalarca kapatıldı. Bu satırlar yazılırken dahi yeni erişim engelleri devam ediyordu.
Ve son olarak ESP operasyonunda ETHA editörleri Nadiya Gürbüz, Pınar Gayıp ile muhabirler Elif Bayburt ve Müslüm Koyun tutuklandı.
Bütün bu tabloyu tek kelimeyle özetlemek mümkün: baskı rejimi.
Basın özgürlüğü bir ülkenin demokrasi göstergesidir. Sadece bir ayda yaşanan hak ihlallerine bakıldığında Türkiye'de demokrasiden söz etmek mümkün mü?
Peki tüm bu saldırılar karşısında hakikatin sesi kısıldı mı?
Hayır.
Özgür ve sosyalist basın gücünü hakikatten ve direnişten alır. 90'lı yıllarda faili meçhullerle susturulmak istenen basın, bugün tutuklamalar ve dijital sansürle susturulmaya çalışılıyor. Ancak hakikati susturma girişimleri, dayanışmayı büyütüyor.
Tutuklamalara karşı daha fazla haber üretildi. Atılım Gazetesi dayanışmayla hazırlandı ve dağıtıldı. Adliye önlerinde meslektaşlar için ses olundu. Bugün ETHA için yazılıyor, haber üretiliyor. Dört gazeteci tutuklansa da onların yerine onlarca gazeteci kalem tutmaya devam ediyor.
Irkçılığı ve nefreti esas alan savaş gazeteciliği yerine barış gazeteciliğinde ısrar edeceğiz. Çünkü barış gazeteciliği, hakikat gazeteciliğidir. Hakikat odaklıdır.
Hakikatin sesini kısmaya çalışanlara karşı dayanışarak, çoğalarak ve direnerek gazetecilik yapmaya devam edeceğiz.
Çünkü tarih göstermiştir:
Hakikat susturulamaz.