24 Şubat 2020 Pazartesi

Duyarsızlığa itiraz: Kadir Şeker

Kadir, vicdanının sesini susturmadı, öylece çekip gitmedi o parktan. Ertesi gün gazetelerde "Bir kadın parkta öldürüldü" haberini okumadık onun sayesinde. Şimdi bizim de Kadir'e ve vicdanın sesini susturmak istemeyenlere sahip çıkmamız gerekiyor. 

Kadın katillerini koruyan medyanın, yargının, polisin, iktidarın rolünü çokça yazdık. Katledilen, tacize ve tecavüze uğrayan her kadının ardından devreye giren erkek akıl ve alışıldık politikaları: Medya hemen erkeği aklayacak hikaye bulsun, polis erkek lehine delilleri toplasın ve kadın örgütlerini sustursun, yargı çeşit çeşit bahaneyi indirime gerekçe yapsın ve iktidar hepsini ödüllendirsin. Buraya kadar hep bildiğimiz hikaye. Ne zaman kadın örgütleri bir davaya sahip çıkıp kadın dayanışmasını toplumsal basınç olarak uygularsa bu hikayenin sonu değişiyor elbette. Bu da kadınların örgütlü gücünün göstergesidir.

Toplumsal basıncı engellemenin en tipik yolu ise kayıtsızlığı örgütlemek. 18 yıl boyunca AKP, birçok toplumsal konuya duyarsız hale getirdi bu toplumu. Ensar Vakfı'nda 45 çocuk istismara uğradığında Konya'da görülen mahkemeye gittiğimde yaşamıştım bu duyguyu: Konyalıların mahkemeye duyarsızlığı. Toplumun büyük bir kısmında öfke yaratan bu vahşet, bir kentte gündem olmamış, hatta hiç 'yaşanmamış' kabul ediliyordu.

Sonra Emine Bulut'un çığlıklarına şahit olduğumuz o son videoda… Emine "Ölmek istemiyorum" derken sadece seyreden insanlar. Ne ironiktir ki, el ele tutuşan gençlere karşı devreye giren toplumsal 'hassasiyet'; otobüste tacize uğrasak başını çeviriyor, erkek şiddetine sessiz kalıyor, çocuk istismarına kayıtsız kalıyor, yolsuzluğa karşı umursamaz oluyor…

Kadına yönelik şiddetin bireysel bir suç olmadığını ve toplumsal bir sorun olduğunu anlattık yıllarca. Bu, toplumsal bir soruna toplumsal çözüm önerileri getirmenin zorunluluğunu anlatmak içindi. Sadece kadınların, erkek şiddetine karşı çıkması ile bu sorunun çözülemeyeceğini, erkeklerin de kadına yönelik şiddeti önlemek için hem devleti zorlaması hem de bireysel sorumlulukla davranmaları gerektiğini anlatmaya çalıştık. Biz "Bu sorun toplumsaldır" dedikçe iktidar "Bireyseldir" dedi. "Aile meselesidir, karışmayın", "Namus meselesidir, yaklaşmayın", "Şahit yazarlar, görmeyin" sözleri sinsice topluma nakşedildi. Sonuç mu? Baksa da görmeyen, duysa da işitmeyen duyarsız bir kalabalık yarattı.

Ama hala kirlenmemiş vicdanların olduğuna inanmamıza neden olan örnekler de var: Kadir Şeker. Sokakta bir kadının şiddete uğramasına müdahale etti, yaşanan boğuşmada kadına şiddet uygulayan erkek öldü ve Kadir tutuklandı. Kadın katillerini, tacizcileri ve tecavüzcü erkekleri tutuksuz yargılayan mahkemeler, Kadir'i tutuklu yargılamayı tercih etti. Çünkü o, "Karışmayın", "Görmezden gelin" ezberini bozdu ve kayıtsızlık politikasının toplumda tutmayacağına örnek oluşturdu. Biliyoruz ki Kadir'e verilecek ceza, şiddete uğradığımızda "Dur" diyen herkese verilecektir. Bir daha kimse sokak ortasında şiddete uğrayan bir kadının yardımına koşmayacak, bir kadın ölürken sadece seyredecektir. Kadir Şeker'e sahip çıkmak, bir toplumun kayıtsızlığına karşı itiraz etmektir. "Ölmek istemiyorum" çığlığına ses vermek ve erkek şiddetine ortak olmamaktır.

Kadir, vicdanının sesini susturmadı, öylece çekip gitmedi o parktan. Ertesi gün gazetelerde "Bir kadın parkta öldürüldü" haberini okumadık onun sayesinde. Şimdi bizim de Kadir'e ve vicdanın sesini susturmak istemeyenlere sahip çıkmamız gerekiyor. Erkek şiddetinin genetik bir kod, fıtrat olmadığını gösteren Kadir, bizim dayanışmamızı bekliyor. Nasıl kadın katillerine ağır cezalar verdirdiysek, Kadir için de tutuksuz yargılama sağlayabiliriz.