Dilan Karaman soruşturmasına sorular: Başka türlü mümkün olamaz mıydı?
Bunun kadar önemli olan bir diğer nokta ise, "Kadın özgürlük mücadelesinin bu kadar birikimine rağmen Dilan Karaman soruşturmasında neden tökezledik?" sorusunun yanıtı. Bu sorunun yanıtını aramalıyız; günah keçileri bulmak için değil, düzlüğe çıkmak için. Eleştirenlerden düşmanlar yaratmadan açık yüreklilikle tartışmalı ve konuşmalıyız. Dileğim bu yazının böylesi bir tartışmaya vesile olmasıdır.
Yazılan hiçbir yazı, yapılan hiçbir tartışma Dilan'ı geri getirmeyecek. Ancak ölümünün ardından yazılanlar, anlatılanlar, yapılanlar, bu süreçten, kolektif geleceğimiz için kimi sonuçlar çıkartılmasına katkı sunması bakımından yazmayı gerekli kılıyor.
Söylemek zor ancak gerçek şu ki; Dilan'ın hastaneye kaldırıldığı andan itibaren anısına, yaşamına hak ettiği hürmet eksik kaldı. O'nun ölümü üzerinden yürütülen "eteğindeki taşları dökme" azmi ile kimi savunma refleksleri gerçeğin açığa çıkartılması ve adaletin sağlanmasında bir sis perdesi oluşturdu. Buna sosyal medyanın dipsiz, ölçüsüz ve etik ilkelerden uzak atmosferi de eklenince, kim adalet arıyor, kim günah keçisinin peşinde, ortalık toz duman oldu.
RAPORUN CİNSEL SUÇLA MÜCADELEDE YÖNTEM HATASI
TJA, ÖHD, DAKAHDER, Rosa Kadın Derneği ve Amed Barosu Kadın Hakları Merkezi'nin hazırladığı ve tepkiler üzerine geri çektiği raporun iki temel hatası vardı. Birincisi; Mazlum Toprak adlı fail erkeğin şiddetine maruz kalan, ölümle tehdit edilen, başkaca faktörlerin de etkisiyle ölüme sürüklenen Dilan'ın tüm yaşamının teşhir tahtasına oturtulmasıydı. İkincisi ise; mobbing suçuna yaklaşımdaki ilkesel yanlışlıktı.
Birincisinden başlarsak. Raporun1 amaç bölümünde, "Dilan'ı ölüme sürükleyen nedenin yalnızca içinde bulunduğu ruhsal etkiler ya da özel yaşamına indirgenen bir olayla sınırlı kalmadığı"na dikkat çekilerek, konuya yaklaşımdaki ilke belirlenmiş oluyor. Ancak bu ilkenin nasıl uygulandığı asıl tartışma konumuz.
Rapor geri çekilirken yapılan açıklamaya bakılırsa, 5 kurum, Dilan'ın yaşamındaki detayları vermeyi özellikle tercih etti. Konunun iyi anlaşılması için açıklamadan uzun bir alıntı yapacağım2: "Amacımız, bir kadının yaşamını yitirmesine giden süreci kadın mücadelesi perspektifiyle anlamak ve tartışmaya açmak; bu acı sonuca yol açabilecek olgu ve olayları yalnızca son ana odaklanarak değil, daha geniş bir toplumsal ve ilişkisel bağlam içinde ele almak ve bu değerlendirmelerin toplumsal ve kurumsal düzeyde dönüştürücü bir tartışma zemini yaratmasına katkı sunmaktı.
Yine amacımız yaşanan süreci bütün boyutlarıyla anlamaya ve benzer kayıpların tekrar yaşanmaması için toplumsal bir yüzleşme alanı açmaya katkı sunmaktı. Kadınların yaşam hakkı söz konusu olduğunda hiçbir kaybın yalnızca bireysel bir trajedi olarak görülmemesi gerektiğine inanıyoruz."
Buradaki temel soru şu; kadına karşı işlenen erkek şiddetinin tüm yönleriyle açığa çıkartılması amaçlanırken, katledilen ya da hayatta kalan kadının yaşamının ne kadarı gözler önüne serilmeli? Bu amaç, suça uğrayan kadının, yani Dilan'ın geçmiş ve bugünkü yaşamının, rapordaki gibi detaylıca anlatılmasını gerektirir mi? Söz konusu raporda Dilan ile ilgili yazıların doğru mu ya da yanlış mı olduğu tartışmasını yapmıyorum. Bu konuda aile zaten itirazlarını dile getirirken, ailenin anlatımına da karşı çıkanlar oldu.
Suça uğrayan ya da erkek şiddetine rağmen hayatta kalan kadının, geçmiş ya da bugünkü yaşamının konuşulması, failin belli olduğu durumlarda, erkeğin elini güçlendiren bir sonuç yaratır. Niyetten bağımsız olarak varılan nokta budur. Hele kadının geçmişinde, kimi travmalar varsa, bu durum kısa sürede erkek şiddetinin meşruiyet zeminine dönüşebilir. Kadın cinayeti davalarında bunun sayısız örneğine tanık olduk. Dilan'ın ölüme sürüklendiği sürecin faillerinden biri olarak Mazlum Toprak ismi ve cismi ile varken, Dilan'ın travmalarını, çocukluğunu, yoksulluğunu vs. anlatmanın, hakikat arayışına ve adalet beklentisine nasıl bir katkısı oldu?
Genç bir kadını ölüme sürükleyen etkenlerden biri partner şiddeti ise, dikkatin merkezinde bu şiddeti uygulayan fail olmalıydı. Dilan'ın değil, fail erkeğin yaşamını teşhir tahtasına oturtmalıydık. Genç bir kadına şiddet uygulayan, bıçak çeken, ölümle tehdit eden bir erkeğin, geçmişinde başka fiiller var mıydı örneğin?
Raporda, "Kadınların yaşamını yitirdiği ve ölümün intihar olarak kayıtlara geçtiği durumlarda çoğu zaman tek bir fail anlatısı ile değerlendirme yapılarak sonuca ulaşılması mümkün değildir" deniliyor. Ancak rapora baktığımızda bu yaklaşımın da izdüşümünü görmek mümkün olmuyor. Fail erkeğin iddialarına bir dirhem bile değer biçmeden, çokça tanık anlatımıyla bu failin, yaşamına, dününe ve bugününe odaklanmak ancak komisyonun amaçladığı gibi olayın "tüm yönleriyle araştırılması"nın zeminini oluştururdu.
Fail erkeği, koruyan, kollayan mekanizmalar, kişiler, kurumlar var mı örneğin? Sosyal medyada adı geçen kimi isimler oldu. Hatta bu isimler tarafından fail Mazlum Toprak'ın korunduğu iddia edildi. Bu iddialara ilişkin olarak rapor neden bir şey demedi?
Kadına yönelik erkek şiddetine karşı mücadelede yıllardır yaratılan tüm ilke, deneyim, birikim ve kurumlara rağmen, aile, akraba dayanışmasının, siyasal ve kurumsal yetkilerin, mesleki kariyer ve statülerin, sosyal ilişkilerin devreye girdiği örnekler de ortak tarihimizde az değil. Dilan'ın ölüme sürüklenmesi, bu konuda daha çok yol katetmemiz gerektiğini açığa çıkardı.
Komisyonun yoğunlaşması gereken noktalar, Dilan'ın nasıl bir çocukluk geçirdiği ya da travmalarından öte, bu alanlara bakmak olsaydı, raporun girişinde yönteme dair söylediklerinin tam anlamıyla pratik karşılığı görülecekti. Bu olmadığı durumda, kamuoyunda gündeme getirilen "Kim korundu?" ya da "Failler aklandı mı?" gibi sorular da meşru bir zemin buluyor.
MOBBİNG VE İLKESEL YAKLAŞIM
Raporun ikinci temel ilkesel hatası ise mobbing suçuna yaklaşım. Mobbing, bir psikolojik şiddet biçimi ama herhangi bir psikolojik şiddet biçimi de değildir. O'nun ayırt edici noktası, hiyerarşik ilişkilerin bir sonucu olmasıdır. Mobbing, kimi zaman cinsiyet temelli unsurlar taşır ancak cinsiyet temelli bir şiddet değildir. Örneğin bu suçun failinin illa da erkek olması gerekmez. Patron ile işçi, müdür ile personel, yöneten ile yönetilen gibi hiyerarşinin olduğu ilişkilerde açığa çıkan bir suç tipidir. Dolayısıyla burada, mobbing iddialarının merkezinde olan kişinin kadın olmasının "önemi" yoktur. Raporun, ilkesel hatası tam da bu noktada başlıyor. Raporda büyük harflerle şöyle yazılmıştı: "5 kadın örgütü kadın hareketi temsilcileri olarak başkaca kadınlar hakkında aleni değerlendirme yapmanın ilkesel olarak doğru olmayacağı değerlendirilerek bu kısımda yalnızca tespitlere yer verilecektir."
Dilan'ın, DEM Parti Milletvekili Saliha Aydeniz'in danışmanı olduğu bir sır değil. Bir cinsel suç soruşturmasında, raporu hazırlayan kadın örgütlerinin, yukarıdaki alıntıda yer alan hassasiyetlerinin bir anlamı olabilir. Suça uğrayan kadın için adalet ararken, başka bir kadını hedef tahtasına oturtmamak, günah keçisi ilan etmemek önemli elbette. Ancak başka örnekler için gerekli olan ilkenin ve hassasiyetin sonucu, Dilan Karaman soruşturmasında mobbingin failini korumak anlamına gelebiliyor. Dilan, kadın olduğu için değil, "bir ücret ilişkisi" kapsamında "işçi" ya da "personel" olduğu için mobbing şiddetine maruz kaldı. Bu nedenle, mobbingle suçlanan kişi kadın olduğu için ismini vermemek, bu suçla mücadelede baştan hata ve eksik bir yaklaşım anlamına geliyor.
"Dijital süreklilik baskısı", "online çalışmanın gerçek insan ilişkilerinin içini boşaltması" gibi raporda yer alan danışmanların çalışma koşullarına dair değerlendirmeler çok önemli. Ancak, bunları, raporun akışına göre mobbing konusuna gelmeden önce anlatmak, "işte mobbing bu yüzden olmuştur" diyerek suçu gerekçelendirerek, en basit deyimiyle hafifletilmesinin de zeminini yaratıyor. Bu ağır çalışma koşulları elbette değişmeli, ancak bu ağır koşullar içerisinde neden başka bir ilişki biçiminin kurulamadığı üzerine de kapsamlı düşünmek zorundayız.
Milletvekili Saliha Aydeniz, rapor açıklandıktan sonra X3 paylaşımında şunları söyledi: "Komisyonun tespitleri ve ortaya koyduğu durumlar karşısında yaşadıklarını göremediğimi, hissiyatla değil teknik yaklaştığımı, günlük yoğunluklar içerisinde özel zaman ayırmadığımı belirtmek isterim. Bir ekip olma yaklaşımıyla çalışalım dediğim halde bu ekip olma durumuna sadece iş odaklı yaklaştığımı belirtmeliyim. Her şeyden önce ben 2,5 yıldır birlikte çalıştığım danışmanımın, kadın arkadaşımın içinde bulunduğu sorunlarını bilmediğim, yanında olamadığım için bu sonuçtan bende sorumluyum. Çalışma koşullarımız yoğun ve zaman zaman stresliydi. Ben bu yoğun ve stres içinde Dilanı anlayan, zaman zaman sohbet eden olmadım."
Saliha Aydeniz'in samimiyetiyle ilgili değilim. Genç bir kadını, bir çalışma arkadaşını, yoldaşını kaybetmiş olmanın elbette üzüntüsünü yaşamıştır. Ancak açıklama, tam gerçeğe işaret etmiyor, mobbingin üzerinden atlıyor. Durum, stresli ve yoğun iş ortamından yanındaki kişinin yaşadıklarını fark etmemek olarak izah edilemez. Neden eşit ilişki kurulması başarılamamıştır? Çalışma, milletvekili olarak elbette görev ve sorumlulukları nedeniyle bir "hiyerarşi"yi gerektirir ancak bu meşruiyet zemini olan bir hiyerarşidir. Yetkilerin değil, uzmanlığın, görev ve sorumlulukların getirdiği "hiyerarşi"dir.
Saliha Aydeniz, sessizliğini, "raporun açıklanmasını beklemek" olarak izah etti. Bu tutum önemli ancak yine de eksik. Sessizliğini korurken, Amed'deki komisyon kurulur kurulmaz Meclis idare amirliği görevini ve varsa diğer yetkilerini bırakamaz mıydı? Böylesi bir adım, komisyon çalışmasını rahatlatmaz mıydı?
ERKEK BİREY FAİL SİSTEMİN NERESİNDE?
Raporda bu iki temel soruna ek olarak, kimliği belirsiz bir kişiden gelen Dilan'ın "bir çete tarafından tehdit edildiği" yönündeki mesajın da raporda genişçe yer alması önemli bir hata. "Yüz yüze görüşmek istemeyen bir kişinin yazılı mesajla bildirdiği" iddialar hem Dilan'ın yaşamına dair şüpheler oluşturuyor hem de fail Mazlum Toprak'ın suçunu hafifletiyor. Kürt kentlerinde bir psikolojik savaş yöntemi olarak çeteleşme elbette devlet tarafından yaygınlaştırılıyor. Bu politikanın özellikle genç kadınlar bakımından ağır sonuçları var. Ancak, Dilan'ı ölüme sürükleyen süreç içerisinde, "kimliği meçhul" bir kişinin iddiasının bu kadar geniş yer almasının, hakikat ve adalet için nasıl bir katkısı oldu?
Raporda, komisyonun kendi misyonuyla ilgili yaptığı şu iki tanım da meseleye yaklaşımdaki eksikliğe işaret ediyor: "Komisyon, ceza sorumluluğu tespiti yapmak, suç isnadında bulunmak ya da yargısal bir hüküm kurmak iddiasında değildir."
"Yani: • Amaç bir kişiyi mahkûm etmek değildir • Amaç zararı üreten yapıyı görünür kılmaktır."
Komisyonun kendisine getirdiği bu sınırın gerekçesi nedir? Komisyon örneğin fail erkek Mazlum Toprak'a, yasal mahkemelerin yürüteceği olası yargı sürecine ek olarak örneğin sosyal tecrit uygulanmasını talep edemez miydi? Ya da Saliha Aydeniz hakkında DEM Parti'nin bir disiplin soruşturması başlatmasını isteyemez miydi?
Fail ya da failleri mahkûm etmek bu tip komisyonlar için de neden amaç olmasın? Erkek egemenliği; devleti, okulu, ideolojisi, ekonomisi, medyası vs. ile bir sistemdir. Raporun dili ile söylersek "yapı"dır. Ancak bu sistemden ve ilişkilerden güç alarak kadına karşı suç işleyen fail ise "birey erkek"tir. Suçun toplumsallığı, o suçu üreten koşullara, örneğin, erkek egemenliğine işaret eder. Ancak o toplumsal koşullar içerisinde fail Mazlum Toprak, birey erkek olarak, Dilan'a şiddet uygulamıştır, tehdit etmiştir.
DEM PARTİ KADIN MECLİSİ'NİN AÇIKLAMASI
DEM Parti Kadın Meclisi, rapora ilişkin ilk itirazını4 11 Mart'ta, yani rapor açıklandıktan iki gün sonra yaptı. Kısa açıklamasında, raporun geri çekilmesini istedi. 13 Mart'ta yaptığı açıklama5 biraz daha kapsamlıydı: "Ancak birlikte yol yürüdüğümüz bir arkadaşımızla kadın yoldaşlığı bağlamında güçlü bir ilişki kuramamış olmamız en büyük özeleştirimizdir."
Kadın yoldaşlığı öncelikli olarak eşit ilişkiler kurmayı gerektirir. Burjuva siyasetin mekânı olan parlamentoda, üstelik ortada bir "ücret ilişkisi" varken bu eşit ilişkinin nasıl kurulacağı sorusu, temel bir sorun alanı. Raporda dile getirilen "Düzenli temas, geri bildirim ve karşılıklı hal hatır sorma pratikleri kurumsal kültürün parçası haline getirilmelidir" önerisinin de ötesinde yeni örgütsel mekanizmalar ve güvencelerin inşa edilmesinin gerekliliği bir kez daha açığa çıktı.
LGBTİ+'LARI KONUŞACAK MIYIZ?
Tüm bu tablonun içinde mobbinge ek olarak Dilan'ın LGBTİ+ kimliğinin etkisi nasıl oldu? Sosyal medyaya yansıyanlara bakarsak, açık kimlikli değil. Raporda bu konuda şöyle yazıyor: "Ancak tanık anlatımları, Dilan'ın söz konusu kimliksel aidiyetlerini yaşamı boyunca dar bir çevre dışında paylaşmama yönünde açık bir irade gösterdiğini ortaya koymaktadır. Komisyonumuz, kadın mücadelesi etiği gereği bu iradeyi kişinin mahremiyet tercihi olarak kabul etmiş; bu nedenle ilgili hususlar, kişinin gizlilik tercihine sadık kalınarak raporda sınırlı ve genel bir çerçevede ele alınmıştı."
Elbette, burada temel ilke; LGBTİ+ bireyin kendini nasıl beyan ettiği ya da etmediğidir. Ancak Dilan'ın ölüme sürüklenmesinin ardından bu kapalılık durumunu O'nun bireysel tercihi olarak mı kabul edeceğiz yoksa "Kimliğini gizlemek zorunda mı kaldı?" sorusunu da soracak mıyız?
Geri çekilen raporun sorduğu şu soru çok önemli: "Neden bu kadar çok insanın bildiği, gördüğü, hissettiği bir tehlike, fiili bir korumaya dönüşemedi? Neden: ‘Yanındayım' demek, ‘Yanına gitmeye' dönüşmedi? ‘Bir şey olursa ara' demek, ‘Gel, seni buradan alıyorum'a dönüşmedi? ‘Dayan' demek, ‘Artık dayanmak zorunda değilsin'e dönüşmedi?"
Aslında bu sorulara da açık yüreklilikle, gerçeklerden kaçmadan yanıt vermek hepimizin omuzlarındaki büyük bir sorumluluk.
KADINLAR HER DURUMDA HEDEF
Dilan'ı kaybetmenin derin acısı ve yaşananlara duyulan öfkenin meşruiyeti başka bir şey, ancak gerçek ilişkilerden uzak sosyal medya ortamında özellikle de kadınların ve kadın kurumlarının hızlıca hedef tahtasına oturtulması da başka bir sorun. Mobbing suçlamalarının merkezinde Saliha Aydeniz yerine bir erkek vekil olsaydı, sosyal medyanın tepkisi nasıl olacaktı? Ya da soruşturmayı kadın kurumları değil de parti ya da örgütlerin disiplin kurulları yürütseydi, toptan bir mücadele geleneği mi mahkum edilecekti? Hayır. Mağdur ya da suçlu, kadınlar her durumda en kolay ve hızlı hedef haline getiriliyor.
BU YAZININ TEMMENİSİ
Yeniden yazının girişine dönersem… Hiçbir şey, o kara toprağın altına koyduğumuz canları geri getirmiyor. Ancak "adaletin yerini bulduğu" duygusu ve "hakikatin açığa çıktığı" fikrinin, zamandan çok daha iyi bir ilaç olduğu kanısındayım. Adalete ve hakikate hepimizin ihtiyacı var. Bunun kadar önemli olan bir diğer nokta ise, "Kadın özgürlük mücadelesinin bu kadar birikimine rağmen Dilan Karaman soruşturmasında neden tökezledik?" sorusunun yanıtı.
Bu sorunun yanıtını aramalıyız; günah keçileri bulmak için değil, düzlüğe çıkmak için. Eleştirenlerden düşmanlar yaratmadan açık yüreklilikle tartışmalı ve konuşmalıyız. Dileğim bu yazının böylesi bir tartışmaya vesile olmasıdır.
1 Rapor basına açıklandığında paylaşılan indirme linki artık "onay" gerektiriyor. O nedenle raporu yeniden aşağıdaki linke yükledim. Ancak onun da bir süre limiti var: https://we.tl/t-7m9QqK8bvhzv6fwp
2 Açıklamanın tamamı için https://mezopotamyaajansi44.com/KADIN/content/view/305387?page=3
3 https://x.com/Saliha_Aydeniz/status/2031001906189844754
4 https://www.demparti.org.tr/tr/dilan-karaman-ile-ilgili-hazirlanan-rapor-geri-cekilmeli/22600/
5 İkinci açıklama: https://www.demparti.org.tr/tr/basina-ve-kamuoyuna/22607/