31 Ekim 2020 Cumartesi

Deniz Yılmaz yazdı | Buz kırıldı, yol açıldı: Rojava devrimi 8 yaşında

Gelecek devrimlerindir. Kürdistanın bu en küçük parçası dünya halklarına devrimi müjdeleyeli sekiz yıl oluyor. Şimdi bu müjdeli ana sahip çıkmak, emperyalistlerin ve bölge sömürgecilerinin gözü dönmüş saldırganlığına karşı savunmak tüm ilerici insanlığın omuzlarında ağır ama bir o kadar onurlu görev olarak durmaktadır. Rojava devriminin kesin zaferi ise, bölge devrimi ve dünya devrimiyle iç içe geçmiştir. Rojava'nın çağrısı, günümüzün devrimci akınlarından zafer çıkarmaktır.

Toplumsal devrimler çağındayız. Yeryüzü, dünya halklarının ayaklanmalarıyla alt üst oluyor. Sokakları dolduran ezilenlerin isyanı kapitalizme karşı öfkenin kitle şiddeti biçimlerini yaratırken, özgürlük talebi halk ayaklanmalarına damgasını vuruyor. Ancak kapitalizmin köhnemiş surları hala ayakta. Bu kalenin sahipleri bütün zor ve ideolojik aygıtlarını kullanarak "en iyi savunma saldırıdır" taktiğine başvuruyor. Bu kaleye devrimci akınlar düzenleyen halk isyanları ise bütün kudretine rağmen tarihin kilidini kırabilmiş değil. Tarih, devrimci akınlara komutanlık edecek olan öncü kurmayın savaş sahasına çıkmasını bekliyor.

İşte Rojava devrimi, dönemin devrimci yol göstericisi olarak sekizinci yaşını kutluyor. Devrimci mücadelenin çıtasını isyandan iktidara taşıyan devrim, doğru hazırlık yapıldığı koşullarda zaferin mümkün olduğunu gösteriyor. Ayaklanmaların diyalektiğini devrime doğru işletmek isteyen tüm devrimci öncüler için Rojava devrimini anlamak önemli bir yenilenme ve stratejik olarak güçlenme fırsatıdır.

Rojava devriminin sekizinci yıl dönümü vesilesiyle devrimin ortaya çıkış koşullarını ve gelişim süreçlerini incelemek, devrimin önünde duran sorunları analiz etmek ve komünistlerin bu devrimdeki varlığına bir kez daha bakmak öğretici olacaktır.

DEVRİM ÖNCESİNDE ROJAVA KÜRDİSTANI
Lozan Antlaşması, Kürdistan topraklarını dört sömürgeci bölge devleti arasında bölüştürürken Kürt halkını da inkar, imha, asimilasyon ve soykırım saldırıları altında statüsüz bir yaşamı kabullenmeye zorlar. Ancak Kürdistan'ın dört parçaya bölünmesi, Kürt halkının kendi arasındaki birlik ve dayanışma ruhunu bitiremez. Öyle ki sömürgeciliğe isyan eden ulusal özgürlük savaşçıları, ayaklanma önderleri ve Kürt ulusunun özgürlük davasına inanmış çok sayıda kadro yaşanan yenilgilerin ardından Rojava'ya çekilirler. Rojava halkı ise direnişçilere evlerini açar, acılarını paylaşır ve direnişin devam etmesi için bütün olanaklarını seferber eder. Rojava Kürdistanı, ulusal özgürlük mücadelesinin deneyimlerini birleştiren ve özgürlük mücadelesinin yeniden toparlanmasına hizmet eden önemli bir işlev görür.

Ancak Rojava Kürdistanının üzerinde de sömürgecilik kılıcı sallanmaktadır. Özellikle milliyetçi-sömürgeci Baas rejiminin iktidara gelmesiyle birlikte, başta Kürtler olmak üzere halklara karşı inkar-imha ve asimilasyon saldırıları yoğunlaşmıştır. Baas rejimi, Kürtlerin yabancı mülteciler olduğunu ve vatandaş olarak kabul edilmeyeceğini duyurur. Sonrasında ise Kürtlerin önemli bir bölümü vatandaşlıktan çıkarılır, mülkiyetlerine el konulur, kendi adlarına mülk satın alma, eğitim ve resmi kurumlarda çalışma hakları gasp edilir. Aynı süreçte Baas rejimi, Arap Kemeri politikasıyla Rojava Kürdistanı üzerindeki sömürgeci siyasetini derinleştirir.

Ne var ki, bu uzun yıllar süresince Kürt halkının ve diğer ulusal toplulukların Baas diktatörlüğüne karşı öfkesi de içten içe birikmekteydi. Bu öfke 2004 yılında serhildana dönüştü. Qamişlo'da futbol maçı bahanesiyle bir katliam saldırısı planlayan Baas rejimine başkaldıran Qamişlo'lu Kürtlerin isyanı tüm Rojava'ya yayıldı ve Suriye devletinin sömürgeci politikalarına önemli darbeler indirdi. Özgürlük yürüyüşüne başlayan Rojava Kürdistanı, bu sayede Rojava devrimine giden yolda önemli bir adım atıyordu.

ROJAVA DEVRİMİ: EN KÜÇÜK PARÇADA BÜYÜK BİR KAPI AÇILIYOR
2010 yılına gelindiğinde Ortadoğu'nun bütün halkları için yeni bir dönem başladı. Tunus'ta bir gencin işsizliği ve yoksulluğu protesto etmek için bedenini ateşe vermesi, Ortadoğu'nun bütün ezilen halklarını ayağa kaldırdı. Diktatörlere ve onların faşist baskı politikalarına karşı özgürlük isteyen halklar, aynı zamanda kapitalizme karşı olan öfkeleriyle meydanları doldurarak yeni bir devrim rüzgarı estirdiler. Bu devrimci rüzgar Tunus, Mısır ve Libya'nın ardından 2011 yılı ile birlikte Suriye'ye ulaştı. Gerici faşist Baas diktatörlüğüne karşı özgürlüğe susamış yoksul, emekçi Arap halkı militan kitle gösterileri ile sert çatışmalara girişti. Devrimci önderlik boşluğu nedeniyle politik İslamcı gericilik öne çıktı ve emekçi Arap halkının politik özgürlük mücadelesini yolundan saptırdı. Baas rejimiyle birlikte halkın direnişi ve çeteler gerici bir iç savaşa tutuştular.

Kürt halkı ve onun devrimci öncüleri ise emperyalistler ve gerici bölgesel devletlerin kışkırttığı gerici iç savaşta kendi özgürlükçü çizgisini esas aldı. Burjuva yönetim krizini, otorite boşluğunu, istikrarsızlığı stratejik bir hamlenin başlangıç adımına dönüştüren devrimci öncüler, 19 Temmuz 2012'de devrim ateşini Kobanê'de tutuşturdu. Elbette ki tüm bunlar bir anda olmuyor, devrim birden bire gelişmiyordu. Devrimin öncüleri Suriye'deki siyasal krizin başlamasıyla birlikte silahlı hazırlığını yapmaya başlamış, devrim savaşçılarını kentlerde konumlandırmış, askeri lojistiğini örgütlemiş, olası hareket planlarını oluşturmuş bulunuyordu. Bir anlamda Rojava Kürdistanı'ndaki her yurtsever ailenin evi, bir komuta merkezi gibi işlemekteydi.

Devrimin öngünleri geldiğinde ise rejim artık valilik, kaymakamlık, emniyet gibi binalarda sıkışıp kalmış bulunuyordu. Koşulları doğru değerlendiren devrimci öncüler yönetimi ele alarak devrimin zaferini ilan etmekte gecikmedi. Devrimci iktidar devlet yapılarına el koyarak temel hizmetlerin halka ulaştırılmasını sağladı. Halkın güvenliğini sağlamak için halkı silahlandırdı ve öz savunma güçlerini geliştirdi.

Aynı zamanda bir kadın devrimi olan Rojava devrimi, kadınların kurtuluşu için önemli adımlar atmayı önüne koydu. Kadınların eşit ve özgürce yaşayabildiği yeni toplumsal sistemin inşası Rojava devrimi ile birlikte başladı. Rojava devriminin kadın bakış açısı, kadın örgütlülüğü, kadın temsiliyeti ve kadın özgürlükçü toplumsal sözleşmesi, devrimin en temel ilkeleri oldu. Kadın politikaları, kadın ekonomisi, kadın adaleti ve kadın ordulaşması ile Rojava kadın devrimi, tüm Ortadoğu'lu kadınların kurtuluş umudu, dünya kadınlarının ise ilham kaynağıdır.

DEVRİMİ KORUMAK VE YAŞATMAK İÇİN: DEVRİMCİ SAVAŞ
Bu ışığı söndürmeyi amaçlayan ve bölge halklarının en büyük düşmanı olan sömürgeci Türk devleti başta olmak üzere, emperyalistler ve gerici bölge devletleri, Rojava devrimini boğmak için açık gizli her türlü saldırıyı örgütlediler. Bu amaçla ÖSO ve El Nusra çeteleri, Rojava devrimine karşı harekete geçirilir. Başta Serekaniye olmak üzere bir çok yerde devrime saldıran çeteler büyük bir direnişle karşılaşırlar. Rojava halkı, devrimin özsavunma gücü olan YPG ve YPJ'nin etrafında kenetlenir.

Türkiye ve Kuzey Kürdistandan komünistlerse, partileri MLKP'nin bayrağı altında en başından itibaren Rojava devriminin savunmasında görev aldılar ve tüm cephelerde devrimi savunma savaşlarına katıldılar. Rojava devrimi, şehitlerin fedailiği ve savaşçıların kahramanlığı sonucunda çetelerin saldırısını kırdı ve büyük bir zafer kazandı.

Ne var ki sömürgeci faşist Türk devleti üst üste aldığı yenilgilere karşın Rojava devrimine düşmanlıktan vazgeçmez. El Nusra ve Özgür Suriye Ordusu gibi çetelerle yapamadığını DAİŞ çeteleri ile yapmaya koyulur. Emperyalistler, Baas rejimi ve diğer gerici bölge devletleri de bu saldırganlığa onay verir. DAİŞ çeteleri, tüm dünyanın gözü önünde önce Şengal'e, ardından Kobanê'ye saldırır.

Ancak Türk devleti ve desteklediği DAİŞ çeteleri amaçlarına ulaşamaz özgürlük savaşçıları DAİŞ çetelerinin Şengal Dağı'na ulaşmasına izin vermez. Tarihi bir direniş sergileyen savaşçılar, Ezidi halkını yeni bir soykırım saldırısından kurtarır. Kobanê ise faşist katil Erdoğan ve DAİŞ çeteleri için hezimet olur. "Kobanê ha düştü ha düşecek" diye bekleyen Erdoğan tarihin en görkemli direnişlerinden biriyle karşı karşıya kalmıştır Yenilen Kobanê değil, faşist Türk devleti ve DAİŞ çeteleridir. II. emperyalist paylaşım savaşında Hitler ordularına karşı Stalingrad direnişi ile benzeştirilen Kobanê direnişi, geleceğe ezilenlerin tarihsel direnişlerinden birisi olarak geçer.

YPG-YPJ ve MLKP'li savaşçıların omuz omuza yürüttüğü savaşa bir çok enternasyonalist devrimci de katılır. Arin Mirkan, Paramaz Kızılbaş, Sarya Özgür, Viyan Peyman, Alişer Dersim, Oğuz Saruhan, Diyar Bagok ve Cudi Amed'lerin Kobanê'de büyüttüğü direniş ateşi Rojava devriminin geleceğini aydınlatır.

Artık faşist DAİŞ çeteleri ve sömürgeci Türk devleti için yenilgi süreci başlamıştır. Önce Girê Spî, ardından Minbic DAİŞ çetelerinden temizlenerek özgürleştirilir. Rojava halklarının öz savunma gücü olan DSG-YPG-YPJ ve MLKP savaşçıları, dünya halklarının başına bela olan DAİŞ çetelerini kendilerine başkent yaptıkları Rakka'da ağır bir yenilgiye uğratır. Rakka'nın özgürleştirilmesi ile başta kadınlar olmak üzere halklar üzerindeki DAİŞ tehdidi ortadan kaldırılmıştır.

SAVAŞ VE TOPLUMSAL İNŞA BİRLİKTE SÜRECEK, ZAFERE KADAR
Belirtmek gerekir ki bu savaş süreci boyunca komünistler, Rojava'nın askeri savunmasına özgün katkılar sundular. Komünistlerin öncülüğünde kurulan ve DAİŞ'in yenilmesinde önemli görevler üstlenen Enternasyonal Özgürlük Taburu, dünya devrimcilerinin Rojava devrimi ile buluşmasında önemli bir köprü işlevi gördü. Rojava halklarının kardeşlik, eşitlik ve özsavunma güçlerinden birisi olan Şehit Alişer Focu da komünistlerin Rojava devriminin savunmasında inşa ettiği önemli bir mevzi olarak cephelerdeki yerini aldı.

Tüm bu zorlu savaş sürecinin içerisinde toplumsal, siyasal ve ekonomik inşa çalışmaları da kesintisiz biçimde sürdü. Komünistler, devrimi savunma görevlerinde olduğu gibi devrimin siyasal ve toplumsal inşa süreçlerinde de önemli sorumluluklar üstlendiler. Bu kapsamda Rojava'nın insansızlaştırılmasına karşı "Ez Naçim" kampanyası, toplumun örgütsüzlüğüne karşı "Komünlerde Örgütlen, Federasyona Sahip Çık" kampanyası, işgale karşı "Devrimimizi Savunacağız" ve devrimin toplumsallaşması için "Evlerinizin Kapılarını Devrime Açın" kampanyaları ile dikkat çektiler.

Rojava devrimi, büyük bir kararlılık ve büyük bedeller içerisinde demokratik Ortadoğu devrimine doğru ilerlerken, devrimin düşmanları da yeni saldırılar için hazırlıklarını sürdürüyordu. Çeteler eliyle Rojava devriminin gelişimini durduramayan Türk devleti, bu sefer de Türk ordusu ve çetelerden kurduğu paralı askerlerle Efrin'i işgal saldırısını başlattı. Efrin halkı ise sömürgeci Türk devletinin uçaklarına, yasaklı silahlarına ve işlediği onca savaş suçuna karşı direnişten vazgeçmedi, aylar boyunca şehitler ve gaziler vererek direnişi sürdürdü. Efrin Kurtuluş Güçleri, işgalcilere ağır kayıplar yaşatmaya ve Efrin'i özgürleştirmek için savaşmaya devam etmektedir.

Rojava devriminin sömürgeci Türk devletinin işgal altında bulunan bir diğer coğrafyası ise Serêkaniyê ve Girê Spî arasındaki topraklardır. Ancak işgale karşı sokakları ve meydanları dolduran Rojava halkları, ağır koşullara rağmen devrime sırtını dönmez. Şehitlerini onbinlerin omuzlarında en görkemli şekilde uğurlayarak işgalci Türk devletine gereken cevabını verir. Bugün de işgalci Türk devletine karşı onur ve özgürlük savaşı devam ediyor. Direniş savaşı, işgal altında kalan devrim topraklarını özgürleştirene dek sürecektir.

Giderek daha açık görülüyor ki işgalci Türk devleti ve devrim düşmanları halklarımızın aydınlık geleceğini temsil eden devrimimize saldırmaktan vazgeçmeyecek. Çünkü sömürgeciler ve emperyalistler halkların onuru ve umudu olan bu devrimin büyümesinden korkuyorlar. Bu yüzden siyasi ve askeri saldırılarını bir arada yürütüyorlar. Bir yandan devrim topraklarını parça parça ortadan kaldırmak isterken diğer taraftan Rojava devriminin halkçı, kadın özgürlükçü ve demokratik niteliklerini tasfiye etmeyi amaçlıyorlar.

Ancak gelecek devrimlerindir. Kürdistanın bu en küçük parçası dünya halklarına devrimi müjdeleyeli sekiz yıl oluyor. Şimdi bu müjdeli ana sahip çıkmak, emperyalistlerin ve bölge sömürgecilerinin gözü dönmüş saldırganlığına karşı savunmak tüm ilerici insanlığın omuzlarında ağır ama bir o kadar onurlu görev olarak durmaktadır. Rojava devriminin kesin zaferi ise, bölge devrimi ve dünya devrimiyle iç içe geçmiştir. Rojava'nın çağrısı, günümüzün devrimci akınlarından zafer çıkarmaktır.