28 Kasım 2020 Cumartesi

Değişim, ama nasıl? 

Hem Trump'ın seçim yenilgisi hem de Albayrak'ın istifası halklarımız içinde baskı ve sömürü politikalarına, faşist rejime duydukları öfkeyi ve gerçek bir değişim beklentisini objektif olarak açığa çıkardı bir kez daha. Ne var ki, sorun bu öfke ve değişime yanıt olabilecek devrimci bir kanalın yaratılmasıdır. Birleşik antifaşist mücadeleye, devrimci bir programa ve eyleme olan ihtiyaç bu kriz anlarında daha fazla kendisini dayatıyor.

Biri ABD'de diğeri Türkiye'de peşi sıra iki önemli gelişme yaşandı. Bunlardan ilki, neredeyse hemen her konuda kitlelerle demagojik bir iletişim kuran, 21. yüzyılda faşist politikaların gudubet bir temsilcisi diyebileceğimiz Donald Trump'ın 7 Kasım'da seçimi kaybetmesi ve Joe Biden'ın emperyalist ABD'nin 46. başkanı seçilmesiydi. Diğeri ise emperyalizmin işbirlikçisi Türk burjuva devletinin ekonomik sömürü politikalarından sorumlu bakan Albayrak'ın 8 Kasım'daki istifasıydı. Her iki gelişme de politik önem taşımakta, işçi sınıfının ve ezilenlerin mücadelesini değişik düzeylerde etkilemektedir. İki olaydan hareketle gelişmelerin yönüne dair analizler yapmak, olasılıkları ve olanakları saptamak her politik gücün kendi durduğu yerden yapacağı bir iştir.

Ancak ilginç olan bu her iki gelişmenin burjuva muhalefet bir yana emekçi soldan azımsanmayacak bir kesimde sevinç ve heyecan yaratmasıdır. Yalnızca bunu yaratmakla da kalmadı, Erdoğan'dan ve onun liderliğindeki faşist rejimden seçim yoluyla kurtulma hayallerini bir anda yeşertiverdi. "Güle güle Trump" diyenler esasta "Sana da yol göründü Erdoğan" demeye getirdiler konuyu. Albayrak'ın istifası ise aynı kesimlerde Trump örneğinden hareketle Erdoğan'dan seçim yoluyla kurtulma duygusunu politik bir perspektife bağladı ve "erken seçim" yeniden gündemleştirildi.

Toplumun her katmanından kesimleri etkileyen bir gelişmenin, bazen bir seçimin, bir savaşın ya da politik bir skandalın egemen düzene karşı konumlanmış ilerici, devrimci güçler için bir fırsat olduğuna şüphe yok. Yanı sıra seçimler dahil her türlü mücadele aracı ve yöntemi öncü güçler için amaca uygun şekilde kullanılabilir. Bunda bir terslik de yok. Ancak bu tür gelişmelerin hangi görüş açısıyla ele alındığı, hangi hedefle hareket edildiği ve nasıl bir propaganda yapıldığı belirleyicidir. Eşitsizliği ve sömürüyü kural olarak işleyen bir ekonomik toplumsal düzende bir devlet başkanının veya yöneticisinin seçimle ya da istifayla gitmesini değişimin politik parolası haline getirmek –hele ki faşist diktatörlük koşullarında– en iyi halde hayalden ibaret bir eşitlik dünyası önermek ile aynı anlamdadır. Boş hayaller yaymaktır ve bu berbat bir propaganda olduğu kadar yanlış bir stratejidir.

Trump'ın gitmesi ve yerine Biden'ın gelmesi –kimi olası konjonktürel gelişmelere ve kimi güç dengelerine bağlı taktik değişimler olsa bile– ABD'nin dünya halklarına uyguladığı savaş, baskı ve sömürü politikalarını stratejik olarak zerre kadar etkilemez. Antikapitalist, antiemperyalist olduğu iddiasıyla hareket eden politik özneler için bu bir sevinç ve değişim umudu kaynağı olamaz.

Özellikle dış politika başta gelmek üzere hiçbir politika ABD'nin sömürücü tekellerinin arzusu hilafına kararlaştırılmaz, aksine onlar tarafından belirlenir. ABD söz konusu olduğunda başkanların seçim dönemlerine tekabül eden iç ve dış politikalar, kimi zaman ilan edilen doktrinler, daima tarihsel, iktisadi, siyasal, ideolojik, teknolojik ve askeri güç sürekliliğiyle bağı içinde emperyalist çıkarların yörüngesinde biçimlenirler. Basitçe örneklersek, ABD'nin siyah ırka karşı yüzlerce yıldır örgütlediği ırkçılık ve şovenizm, siyah ırktan bir başkan olan Obama'nın seçilmesiyle değişmediği gibi, siyahi vatandaşlara yönelik polis ve beyaz ırkçı terörü Obama döneminde azalmamıştır da. ABD'nin tüm ekonomik ve politik çıkarlarının belirleyeni askeri-politik stratejisi olan "ulusal güvenlik stratejisi"dir. Önceki başkanlar olmadığı gibi, Trump da değildi, Biden da olmayacak.

Öte yandan Berat Albayrak'ın istifa etmesi de işçi sınıfı ve ezilenler için önemli bir gelişmedir ve muhakkak doğru sonuçlar çıkarmayı hak eden politik bir vakıadır. Bu istifa ekonomik-mali kriz koşullarında şiddetlenen yönetememe krizinin en çarpıcı dışavurumudur. Emperyalist tekellerin çıkarlarına bağlı ancak kendi hükümetlerinden bağımsız pozisyonuyla bilinen Merkez Bankası'nın başkanının Erdoğan'ın kararıyla kısa süre içinde ikinci kez değiştirilmesi, yanı sıra bürokrasideki farklı kademelerden görevden alma ve atamalar krizin bir diğer görünümüdür. Bu türden gelişmeler teşhiri hak eder ve ilerici, devrimci güçler milyonlara bunu etkili şekilde teşhir etmeyi bir görev olarak görmelidir. Faşist rejimle daha cepheden mücadeleye girişen devrimci güçler açısından propaganda ve yöntem ise gelişmelerin siyasal açıklamasını ve iktidar politikalarının teşhirini yapmak olduğu kadar işçi sınıfı ve ezilenlere örgütlenerek faşizme karşı mücadeleyi büyütme, iktidarı alma parolasını koymaktır. Devrimci propagandanın sihri içeriğine uygun eylemlerin varlığında gizlidir. Eylem yoksa propaganda yanılsama yaratma tehlikesine düşer ve bundan kesinkes sakınılmalıdır. Dolayısıyla bu tür kriz anlarının yarattığı atmosfer içinde anın görevi yalnızca bir bakanın istifasını teşhire dönüştürmek olmadığı gibi tüm hükümetin istifasını dillendirmek de değil, doğrudan doğruya diktatörün istifasını gündemleştirmek ve bunun için eylemli bir mücadele programını hayata geçirmektir.

İster Trump'ın gitmesine sevinmek ve bunu coğrafyamız ölçeğinde değişimin umudu haline getirmek şeklindeki yaklaşım olsun, isterse Albayrak'ın istifasıyla yaşanan krizin çözümünü bakan değişikliğinde, "akılcı ekonomik politikaların" uygulanmasında veya erken seçimle iktidarın değiştirilmesi perspektifinde olsun, her iki yol da objektif olarak faşizme karşı mücadeleyi törpülemekte, ham hayaller yaymaktadır. Bu anlayışların propagandasını yapan güçler gerçekte politik mücadelenin yüklediği görevleri sırtlamaktan, faşizmle açık bir kavgaya tutuşma görevinden, birleşik mücadele sorumluluğundan uzak durmayı vaaz etmektedir.

Oysa ekonomik-mali kriz bir yana, diktatörlük derinleşen ve artık daha sert iç çatışma ihtimalini de güçlendiren bir yönetememe krizi içinde giderek zayıflıyor. İktidar içi gerilimlerin tırmanması yeni bir düzey kazanabilir, yeni kargaşa ve kaotik durumlara yol açabilir. Tam da böylesi bir dönemde faşizme karşı gerçek bir eşitlik, özgürlük mücadelesi için pozisyon almak, etkili bir teşhir ve propaganda hattıyla krizi tüm toplumsal sınıf ve katmanlara yayılacak düzeye çıkarmak, faşizme karşı birleşik mücadelenin sokakta mevzilenmesini başarmak ve bu yolla iktidar blokundaki krizi derinleştirerek onu yıkıma götürecek yolu açmak temel perspektif olmalıdır. Bu aynı zamanda krizi kendi programının fırsatına dönüştürmek, faşizme ve sömürüye olan halk öfkesini kendine yedeklemek için konumlanan burjuva muhalefetle de en temel ayrım çizgisidir.

Tehlikeli olan politik İslamcı faşist rejimin geçici olduğunu veya bir sapma, belirli bir anda "tek adam" tarafından uygulamaya sokulan bir rejim olduğunu sanmaktır. Haliyle bu anlayış seçimler yoluyla iktidar değişimini esas almakta, konjonktürel gelişmelerden, uluslararası, bölgesel veya ulusal düzeydeki çelişkilerden kendiliğinden sonuç çıkmasını beklemektedir. Bu fikri zemin, böyle düşünen güçleri kaçınılmaz olarak burjuva reformcu programdan medet ummaya itiyor, Erdoğan'a muhalif burjuva kesimlerle değişik türden ittifak arayışlarının yolunu döşüyor.

Hem Trump'ın seçim yenilgisi hem de Albayrak'ın istifası halklarımız içinde baskı ve sömürü politikalarına, faşist rejime duydukları öfkeyi ve gerçek bir değişim beklentisini objektif olarak bir kez daha açığa çıkardı. Ne var ki, sorun bu öfke ve değişime yanıt olabilecek devrimci bir kanalın yaratılmasıdır. Birleşik antifaşist mücadeleye, devrimci programa ve eyleme olan ihtiyaç bu kriz anlarında daha fazla kendisini dayatıyor. "At izinin it izine karıştığı" bu günlerde yolumuzu aydınlatacak parola halkın öfkesini açığa çıkaracak, onu faşizmi yıkma ve politik özgürlüğü kazanacak mücadeleyi yükseltmek olmalıdır. Sonlarının hayırlı olmamasının tek ve gerçek yolu budur. Burjuva reformcu değişim programlarının dahi ömrünü tükettiği günümüzde tek çıkış yolu devrimci demokratik programı tek alternatif olarak haklarımıza sunmaktır.

* Atılım Gazetesi'nin 13 Kasım tarihli 452. sayı başyazısı.