4 Haziran 2020 Perşembe

Cumartesi Anneleri: İnsanlığa karşı suç işleyenler cezalandırılsın

'94'te Diyarbakır Kulp'ta gözaltına alınan Mehmet Selim Örhan, Hasan Örhan ve Cezayir Örhan'ın kaybedildi. 11 yıl sonra kemiklerinin bir toplu mezarda olduğu söylendi. Başvuru yapan aileye "kemikler kayıp" denildi. Kemikler kimsesizler mezarlığında bulundu ancak bu kez de 8 kişinin kemikleri bir kutuda ve aynı mezarda olduğu için verilmedi. Örsan ailesinin hala bir mezarı yok. Cumartesi Anneleri, insanlığa karşı işlenen suçların cezalandırılmasını istedi.

Cumartesi Anneleri, 791. haftalarında Diyarbakır Kulp'ta baskın yapan askerler tarafından gözaltına alınarak kaybedilen Örhan ailesinin akıbetini sordu, sorumluların yargılanmasını istedi.

YALÇINDAĞ: İNSANLIĞA KARŞI İŞLENEN SUÇLARDA ZAMANAŞIMI OLMAZ
Örhan ailesinin avukatı Reyhan Yalçındağ, ailenin İHD Diyarbakır Şubesi'ne yaptığı başvuru üzüreni hukuki sürecin başladığını ve 2002 yılında Türkiye'nin yaşam hakkını ihlal ettiği için AİHM'de mahkum olduğunu söyledi.

20 yılın ardından zamanaşımı uygulanarak dosyanın kapatılmak istendiğini hatırlatan Yalçındağ, "Ama insan hakları savunucuları olarak bizler bitti demeden bitmeyecek. Çünkü gözaltında kayıplar, gözaltında işkence, faili gizlenen cinayetler insanlığa karşı işlenen suçlardır ve zamanaşımına tabi tutulamaz. Sorumluların kimler olduğu belli olduğu için de zamanaşamının hükmü yoktur" dedi.

ÖNCE KENDİLERİ KAYBEDİLDİ, SONRA KEMİKLERİ
Mehmet Selim Örhan'ın oğlu Adnan Örhan, babasının gözaltına alındığı yerden seslendi. Babası, amcası ve kuzenin '94'te Bolu Komando Tugayı'ndan geldiklerini söyleyen askerler tarafından gözaltına alındığını ve bir daha haber alamadıklarını belirten Örhan, yaptıkları tüm müracatların sonuçsuz kaldığını söyledi.

11 yıl sonra Kulp'un Alaca Köyü'nde 8 kişinin olduğu mezarda, babası, amcası ve kuzenine ait kemiklerinde olduğunu kaydeden Adnan Örhan, "Bir mezarımız olsun diye kemiklerimizi almak için başvuru yaptık ama kemiklerin de kaybolduğunu söylediler. 2 yıl boyunca aradık, kemiklerin kimsesizler mezarlığında olduğu söylendi. Yine müracat ettik ancak Kulp Savcılığı, 8 insanın kemiklerinin bir torbada ve tek mezarda gömülü olduğunu belirterek 'bu nedenden dolayı mezarın açılmamasına karar verilmiştir' dedi.

"Ve bir mezarımız olmadı. Mücadelemizden vazgeçmedik, vazgeçmeyeceğiz. Yıllardır verdiğimiz hak hukuk mücadelesi devam ediyor. Taki katiller cezalandırılana ve adalet sağlanana kadar."

'İNSANLIĞA KARŞI SUÇ AÇIĞA ÇIKARILSIN, FAİLLER YARGILANSIN'
Haftanın açıklamasını 12 Eylül'ün kayıplarından Hayrettin Eren'in yeğeni Setenay Yarıcı okudu.

"791. haftamızda son nefesini kaybedilen iki oğlunun ve torununun ismiyle veren Fatma Örhan'ın, torunlarına devrettiği hakikat ve adalet mücadelesine tanıklık edeceğiz" diyen Yarıcı, Mehmet Selim Örhan, Hasan Örhan ve Cezayir Örhan'ın gözaltına alınma hikayelerini hatırlattı.

Mehmet Selim, Hasan ve Cezayir Örhan'ın gözaltında kaybedilişlerinin 26 yılında bir kez daha "bu insanlığa karşı suç açığa çıkartılmalı, fail ve sorumlu konumunda olanlar yargılanarak cezalandırılmalıdır" diyen Yarıcı, AİHM'in verdiği ihlal kararı üzerinden adli ve idari makamların hızla harekete geçmesini ve ciddi bir adli sürecin yeniden başlatılmasını istedi. Yarıcı, AİHM kararı doğrultusunda uluslararası hukuka uygun yeni bir kararın tesis edilmesini de istedi.

"Mehmet Selim, Hasan ve Cezayir Örhan için, tüm kayıplarımız için adalet istemekten vazgeçmeyeceğiz" diyen Yarıcı, 92 haftadır hukuksuz bir biçimde kayıp yakınlarına kapatılan, kayıplarla buluşma mekanı olan Galatasaray'dan da vazgeçmeyeceklerini vurguladı.

NE OLMUŞTU?
24 Mayıs 1994 günü Bolu Komando Tugayı'na bağlı askerler Diyarbakır/ Kulp Deveboyu Mezrası'na baskın yaptı. Baskın sırasında askerler köylülerden 46 yaşındaki Mehmet Selim Örhan, kardeşi 40 yaşındaki Hasan Örhan ve yeğenleri 17 yaşındaki Cezayir Örhan'ı zorla götürdüler. Aile üyelerinin itirazı üzerine rütbeli bir asker merak etmemelerini onları kendilerine rehberlik etmeleri için götürdüklerini ve daha sonra serbest bırakacaklarını söyledi.

Ertesi gün civardaki Jandarma Komutanlıklarına giden aile bizde yok cevabı aldı. Bunun üzerine Aile, Kulp Cumhuriyet Başsavcılığına, Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi Savcılığına, OHAL Valiliğine, Diyarbakır Jandarma Asayiş Komutanlığı'na Adalet ve İçişleri Bakanlıklarına resmi başvurular yaptı.

Selim, Hasan ve Cezayir Örhan'ın gözaltına alındığına, önce Serik Karakolu'na ardından Lice Jandarma Karakolu'na götürüldüklerine, son olarak da bir kısmı işkencehaneye çevrilen Lice Yatılı Okulu'nda 20 gün tutulduklarına dair tanıklar vardı. Tanık beyanları soruşturulmadı, Kulp Başsavcılığı gözaltı kayıtlarında Selim, Hasan ve Cezair Örhan'ın adlarının bulunmadığı gerekçesiyle soruşturmaya yer olmadığı kararı verdi.

Tüm başvuruları sonuçsuz kalan Örhan Ailesi, İHD avukatlarının aracılığıyla davayı AİHM'e taşıdı. 6 Kasım 2002 tarihinde AİHM, "Mahkeme, Örhanların güvenlik güçleri tarafından tutuklandıktan sonra ölmüş olduklarının varsayılması gerektiği görüşündedir. Bunun sonucunda davalı Devlet'in onların ölümü konusundaki sorumluluğu söz konusudur." Diyerek Türkiye'yi Selim, Hasan ve Cezayir Örhan'ın gözaltında kaybedilmesinden sorumlu tutarak mahkum etti. (Başvuru No. 25656/94)

Ailenin ve İHD'nin ısrarlı arayışı sonunda 2003 yılında Mehmet Selim ve Hasan Örhan'a ait kemikler Kulp'a bağlı Bağcılar köyü yakınlarında bir toplu mezarda bulundu. Cezayir Örhan'a ise hala ulaşılamadı.

İstanbul Adli Tıp Kurumu'nda kimliklendirme çalışması yapılan kemikler 16 Temmuz 2004'te postayla Kulp Savcılığı'na gönderildi. Ancak defnetmek için kemikleri isteyen aileye Savcılık kemiklerin kaybolduğu bilgisini verdi. Aile ve İHD bu sefer de kaybedilen kemiklerin peşine düştü. Altı yıllık arayışın ardından Örhanlara ait kemiklerin, aynı toplu mezardan çıkan 6 kişiyle birlikte topluca kimsesizler mezarlığına gömüldüğü anlaşıldı.

Savcılığa başvuran aile olayın maneviyatları üzerinde yarattığı tahribatlara dikkati çekerek, toplu gömülen sekiz kişiye ait kemiklerin ayrıştırılarak kendilerine teslim edilmesini talep etti. Ancak savcılık bu talebi "Ailelerin maneviyatının daha fazla bozulmaması adına" diyerek reddetti."