26 Kasım 2020 Perşembe

ÇEVİRİ | Çin ve ABD’nin gücü

Dünya ekonomisindeki rekabetler beklenmedik sonuçlar doğurabilir, özellikle de rekabette eskiden mağdur ve mazlum durumdaki tarafın artık proaktif olarak direnebildiği durumlarda. Dünya düzeni artık tamamen, Bob Dylan gibi söylersek “Sana söyledikleri kişiyle dans edersin ya da hiç dans etmezsin” biçiminde işlemiyor. ABD’nin müdahalesini sınırlayan bir ekonomik alan oluşturmak için Çin’in ne kadar istikrarlı ittifaklar kurabileceğini ve onun da baskıcı olup olmayacağını bekleyip göreceğiz. Ancak bu arada, Çin pek çok ülkeye, yoksul ülkeleri yoksul bırakan zengin ülkelerin kalkınma modeline alternatif bir model sunmuş oldu.

ABD’nin dünya ekonomisinde sahip olduğu güce karşı savaşmak için Çin’in elinden çok bir şey gelebilir mi? İlk bakışta bu pek olası görünmüyor. Çin büyük bir ülke, ancak dünya ticareti dolar cinsinden yapılıyor ve ABD dünya genelinde ekonomik, politik ve askeri geniş bir etkiye sahip. ABD’nin ihtişamının bir çetelesini tutmanın olağan sonucu, onun hegemon olarak konumunun tartışılmaz, itiraz edilmez ya da saldırılmaz olması çıkarımını yapmak oluyor. Ancak bu çıkarım, onun gücünün ölçülerinin, dünyanın yine onun gücünün 1945’te yarattığı biçimde kalmasına ne kadar bağlı olduğunu gözden kaçırır. Eğer dünya o zamanki haliyle kalmıyor ise, bu ölçüler o kadar da önem arz etmeyecektir. Tahmin edilebileceği gibi Çin, ABD saldırılarına bir süredir yanıt veriyor ve sonucun dünya ekonomisinde bir bölünmeye yol açması muhtemel.

Bir şehirden diğerine seyahat etmek istediğinizi, ancak tren şirketinin size bilet satmadığını hayal edin. Keza otobüs şirketinin de satmadığını. Ayrıca araba satın almanıza veya kiralamanıza da izin verilmiyor olsun. Ve size araba satan ya da bisiklet ödünç veren herkes para cezasına çarptırılıyor ya da hapis cezasıyla yüzleşiyor olsun. Teşbihteki hata payı da dikkate alınırsa, Küba, Venezuela, İran, Kuzey Kore ve ABD’nin hoşlanmadığı herhangi bir ülkenin başına gelenler buna benzemektedir.

ABD ile ters düşmüşseniz vah halinize. Zira, dünya ekonomisinde ‘seyahat etmenin’, yani herhangi bir ticari ya da finansal ilişkide bulunmanın çok zor olduğunu göreceksiniz demektir bu. Yalnızca ABD’nin uyguladığı yaptırımlar değil; aynı zamanda Avrupa, Japonya ve diğer müttefikleri de bunlara farklı derecelerde uyuyor ve takip ediyor. Aynı şey Çin’e de olabilir mi? Aslında zaten oldu, ancak şimdiye kadar sadece sınırlı bir ölçüde.

Ekonomik, ticari ve finansal yönlere odaklanarak ABD’nin dünyadaki gücünün önemli boyutlarını tartışarak başlayacağım. Bunlar kayda değer olmasına rağmen ABD’nin cephanesinin heybetiyle veya dünya çapındaki askeri üsleri sayesinde sahip olduğu sindirme ve korkutma araçlarıyla ilgilenmeyeceğim. Makalenin geri kalanı, Çin’in yükselişinin dünya ekonomisini nasıl yeniden şekillendirdiğini ve Çin’in nasıl ABD’ye alternatif bir odak noktası olarak hareket ettiğini ele alıyor.[i] “Batılı” güçler hoşlanmasa bile birçok ülke buna dikkat kesilmiş durumda.

ABD-ÇİN DENGESİNDE EKONOMİ VE TİCARET 

Geçtiğimiz birkaç yıl içinde, Trump liderliğindeki ABD yönetimi Çin karşıtı hamleleri hızlandırdı. Kasım ayında Trump yeniden seçilmese bile, bu politik hat, muhtemelen Demokratlar tarafından tersine çevrilmeyecek. Çin’in ihracatına daha yüksek gümrük vergileri uygulandığını gördük, Çin şirketlerinin özellikle teknoloji alanında ABD yapımı (veya ABD tasarımı) ürünleri almasının engellenmesi girişimlerini ve ABD müttefiklerine, sözde ‘güvenlik’ gerekçeleriyle Huawei ve diğer önemli Çinli şirketleri kendi iç pazarlarına dahil etmemeleri için yapılan baskıları gördük.[ii]

Çin’in dünya ekonomisindeki önemi, bu dışlama taktiklerinin öyle kolayca uzatılamayacağı anlamını taşıyor. ABD yönetimi, büyük şirketlerinin on yıllardır kârlı bir şekilde kullandığı tedarik zincirlerinden Çin’i çıkarmak gibi yeni bir hedefin deyim yerindeyse çığırtkanlığını yapıyor olsa da “yeniden büyük” Amerika bile bunun başarılmasının uzun yıllar alacağını bilmelidir.

ABD, dünyanın en büyük ekonomisi. Yaklaşık 328 milyonluk nüfusu ile 2019’da 21.439 milyar dolarlık bir GSYİH’ye sahipti. Çin, yaklaşık 1,4 milyar insanla çok daha büyük bir nüfusa sahip, ancak tahmini 14.140 milyar dolar olan daha küçük bir GSYİH’si var. Yine de Çin dünyada ikinci sırada, ayrıca Hong Kong’un 373 milyar dolarlık GSYİH’si Çin anakarasına eklendiğinde ABD’ye biraz daha yaklaşmış olur. Her iki ülke de yabancı şirketler için büyük iç pazarlara sahiptir ve her biri GSYİH’leri ile karşılaştırıldığında nispeten küçük bir uluslararası ticaret hacmine sahiptir, bu da ülke içi ekonomilerine dünya pazarının aşırılıklarından ve belirsizliklerinden bir miktar yalıtım sağlar. Çin ve ABD, en büyük iki küresel meta ihracatçısı ve ithalatçısıdır, ancak Çin ihracatta çok önde iken ABD ithalatta başı çekmektedir.

Bank of England’ın bir raporu, Çin’in Asya ve Güney Amerika ile ticarette ABD’den ve ABD’nin de Kuzey Amerika ve Avrupa ile ticarette Çin’den ne kadar daha büyük olduğunu gösteren uluslararası mal ticaretine dair ilginç bir grafik içeriyordu. Ne yazık ki, Afrika bu grafikte hesaba katılmamıştı, ama Çin’in Afrika ile doğrudan ticareti 2019’da ABD’ninkinden 3 kat daha büyüktü.

Ticaret desenleri, iki ülkenin dünyanın geri kalanıyla ilişkide zaten farklı göreceli güçleri olduğunu gösteriyor. Coğrafya bu farkı hesaba katmada belli bir mesafe kat edilmesini sağlar, ancak ABD şirketlerinin ABD dışından -Çin dahil- nasıl ihracat yaptığını ve Çin’den gelen birçok ürünün ABD menşeli bileşenler içereceğini de not etmek gerekiyor. Çin, çok daha küçük bir doğrudan yabancı yatırım hacmine ve çok daha az yabancı şirketin mülkiyetine sahiptir, bu nedenle, bu basit ülkeden-ülkeye ticari tabloya bakıldığında Çin’in ABD’ye kıyasla dünya ticaretindeki rolü abartılmış olur.

DÖVİZ PİYASASINDA GÜÇ OYUNLARI

ABD’nin dünyadaki ekonomik gücü en kolay döviz piyasasında görülür. Bu, hisse senetleri, tahviller, emtia, emlak, vb. satın almak ve satmak için para akışlarını, mal ve hizmetler için genellikle sınır ötesi çok sayıda işlemi içerir. Silahlar ve yasa dışı uyuşturucuların yanı sıra, uçak ve kimyasallar gibi birçok endüstriyel ürün de dahil, petrol, bakır, buğday ve altın gibi uluslararası alanda ticareti yapılan emtiaların çoğu ABD doları cinsinden fiyatlandırılır. Pek çok ülkenin kendi para birimleri dolara ya doğrudan ya da daha gevşek bir şekilde bağlı ve neredeyse tüm merkez bankaları menkul kıymet rezervlerini ABD doları bazlı tutuyor ve tüm uluslararası şirketlerin dolar cinsinden banka hesapları var. Sonuç olarak, ABD doları, uluslararası piyasada bir para birimi ile diğeri arasındaki tüm değişimlerin %88’inde yer almaktadır.[iii]

Bu, ABD hükümetine düşündüğünüzden daha fazla güç veriyor. Bir kişi veya şirket satıştan para kazanırsa veya bir şey satın almak için para öderse, o zaman bu paranın alıcının ve satıcının banka hesapları arasında yer değiştirmesi gerekir. Bu para ABD doları olduğunda hem alıcı hem de satıcı ABD’de bulunmasa bile, belki doğrudan belki de dolaylı olarak, işlemin ABD bankacılık sisteminden geçmesi gerekir. Yani, ABD hükümeti sizi, şirketinizi veya ülkenizi sevmiyorsa, ABD bankacılık sistemini kullanabilmenizi engelleyebilir.

Bu sizi dünya ticaretinin ve uluslararası ticari işlemlerin olağan kanallarının dışında bırakacaktır. Dolardan tamamen kaçınmanın ve bir işlemi gerçekleştirmenin başka yolları da olabilir, ancak bunlar muhtemelen daha maliyetli olacaktır. Ayrıca, ABD hükümetinin diğer sindirme yöntemlerini kullanma riskini de tetikleyeceklerdir -örneğin, sizinle anlaşma yapan herhangi bir bankaya para cezası uyguladığında ve bu bankanın ABD’de faaliyet göstermesini durdurmakla tehdit ettiğinde. ABD yönetiminin siyasi hedeflerinin silahların ateşlenmesine gerek kalmadan, ekonomik gücü ve etkisiyle gerçekleşmesinin tek bir yolu var.

AĞIRLIK MERKEZİ

ABD dolarının açık ara en yaygın kullanılan küresel para birimi olmanın ötesinde, ABD aynı zamanda finansal menkul kıymetler, yani tahviller, hisse senetleri, vadeli işlemler ve opsiyon sözleşmeleri için en geniş piyasalara sahiptir.[iv] ABD piyasaları, dünya kapitalizminin ağırlık merkezidir. Bu tür piyasalardaki işlemlerin çoğu ABD içinde yapılsa da küresel sistemdeki bağlantılar, hızlı bir şekilde diğer ülkelerin içine doğru sızılabildiği anlamına gelir. Finans haberlerindeki raporların en çok ABD Merkez Bankası, Federal Rezerv’in politika kararlarına odaklanmasının ve ABD borsalarının iniş ve çıkışlarının genellikle başka yerlerde vurucu etkileri olmasının nedeni budur.

New York Menkul Kıymetler Borsası, 2019’un sonunda yaklaşık 23.000 milyar dolarlık sermaye ile açık ara en büyük hisse senedi piyasasıdır. Yine New York’ta bulunan Nasdaq, yaklaşık 11.000 milyar dolarlık sermaye hacmiyle ikinci en büyük piyasaydı. Bunların ardından, yalnızca 5.700 milyar dolar ile Japonya'nın Tokyo Borsası ve 5.000 milyar doların altındaki Londra gelmektedir.

Çin’in Hong Kong, Şanghay ve Şenzen’deki üç borsası bir araya getirildiğinde ancak ABD’dekilerin yanına yaklaşabilmektedir. 2019’un sonunda, bunların piyasadaki toplam sermaye miktarı yaklaşık 10.500 milyar dolar oldu. Bununla birlikte, Çin borsalarında listelenen şirket sayısı biraz daha fazla sayıda, bu iki ABD pazarındaki 5.300 şirketin biraz üzerinde, 5.900 civarında şirket yer almaktadır.[v]

Bunların dikkate alınmasının nedeni, dar anlamda finansal olmamalarıdır. Örneğin, bir şirketin piyasa değeri -hisselerinin toplam değeri- şirketin daha geniş pazarda sahip olduğu potansiyel kozu gösterir. Daha yüksek bir piyasa değeri, bankalardan daha kolay fon borç alabileceği, fon elde etmek için tahvil çıkarabileceği veya diğer şirketleri devralırken ödeme aracı olarak kendi hisselerini kullanabileceği anlamına gelir. Mevcut veya potansiyel rakiplerini ya da pazarda tekelci bir konum oluşturmalarına imkân sunacak şirketleri yutan, her biri 200’den fazla şirket devralan Microsoft ve Google burada öne çıkıyor.

Piyasa değeri sıralamasında üst sıralarda yer alanlar çoğunlukla ABD şirketleridir. Son yıllarda, bu en tepedekiler, Apple, Amazon ve Microsoft gibi her biri 1.000 milyar doların üzerinde bir değere sahip Büyük Teknoloji şirketleri oldu. Çin’in Alibaba ve Tencent şirketleri, bu üst sıralardaki ABD dışından iki şirkettir, ancak en büyük ABD şirketlerinin yarısı kadar bir değere sahiplerdir.

Finansal piyasalar, ABD’nin ekonomik gücünü büyütür. ABD borsası, şirketlerine milyarlarca piyasa değeri sunmakla kalmaz sadece, bu değer aynı zamanda dünyanın çoğu tarafından kabul edilebilir bir para birimi olan ABD doları cinsinden ifade edilir. Küresel anlamda, “gerçek para” odur. Bir başka şirketi devralmak isteyen şirket, bunu, Avustralya doları veya Norveç kronunu bir yana bırakın, avro, Japon yeni veya sterlin’dense ABD dolarıyla daha kolay yapacaktır. Büyüklüğü, likiditesi ve fonlara erişiminin yanı sıra, şirketler için ABD hisse senedi piyasasında işlem görmenin cazibesini bu durum açıklıyor.

ÇİN VE ABD DOLARI

Dolara erişimi, ABD otoriteleri, özellikle de Hazine ve Federal Rezerv Merkez Bankası sağlıyor. Öyleyse neden ABD’nin en tehlikeli rakibi olarak gördüğü Çin, ekonomisinin doların egemenliğine girmesine izin verdi?

Birincisi, Çin dünya ekonomisinde faaliyet yürütmek istiyorsa, 30-40 yıl önce dünya ticaretinin ve finansının mevcut yapısını kabul etmekten başka seçeneği yoktu. Özellikle Asya ekonomileri, para birimleri arasındaki yakın bağlar ve ticaret, yatırım ve kredi akışları yoluyla ABD dolarına bağlıydı ve hâlâ da bağlı. Çin ayrıca, 1990’ların sonlarında yükselen piyasaları vuran şiddetli krizin ardından uzun bir süredir yerel para birimini dolar karşısında göreceli olarak stabil tutma politikası izledi. Bu, sermaye kontrolleriyle birlikte, potansiyel bir istikrarsızlık kaynağı olan bu bağımlılığı sınırlayarak ekonomisinin istikrarlı bir şekilde büyümesini sürdürmesine yardımcı oldu.

İkincisi, olası sermaye kaçışının etkisini sınırlamanın bir yolu, döviz rezervleri oluşturmaktır. Yabancı yatırımcıların Çin’de fabrikalara doğrudan yatırım, hisse senedi veya borçlanma senetleri satın alma yoluyla varlıkları varsa, bu varlıkları sattıkları takdirde bunun piyasa fiyatları üzerindeki yerel etkisiyle ilgili elden çok az şey gelir. Ancak eğer Çin merkez bankası zaten sahip olduğu doları, bu akışlara karşı koymak için satabilirse bu, ciddi bir fon sıkıntısına veya para biriminin çökmesine yol açmayacaktı.

Çin’in resmi döviz rezervlerini 1994’te sadece 5 milyar dolar olan düzeyden 2014 yılına kadar devasa bir miktar olan 3,84 trilyon dolara çıkarmasının arkasındaki önemli mantıklı gerekçelerden biri buydu. Bazı rezervler, -sıklıkla ABD doları kullanılarak yapılan- devlet sponsorluğundaki yabancı varlık alımlarına, bazıları yerli bankaların kötü kredilerini karşılamaya ve bazıları da Çin para biriminin döviz piyasasındaki değeri üzerindeki aşağı yönlü baskıyı telafi etmeye kaydırıldı.

Bu, 2020 Haziran ayı sonu itibariyle abartılı gibi görünebilecek toplam 3,1 trilyon ABD doları bulan bir rezerv hacmi bıraktı geride. Ancak, bu tür fonlar, “önce güvenlik” politikasının gerekliliklerindendi.

Çin’in büyük miktarda yabancı yatırım aldığını göz önünde bulundurmalıyız. 2018 sonuna gelindiğinde yabancı yatırım girişinin kümülatif miktarı, 2,8 trilyon dolar Çin’de doğrudan yatırım, 0,7 trilyon dolar hisse senedi ve 0,4 trilyon dolar Çin borç tahvilleri şeklinde oldu. Yaklaşık 4 trilyon doların tamamı da sermaye kaçışı nedeniyle risk altında değil -bir kısmı Hong Kong’dan gelecek- ama sonuçta ne kadarının savunmasız olabileceği bilinmiyor. Çin ayrıca gerektiğinde satılabilecek kendi dış varlıklarına da sahip: Doğrudan yabancı yatırımlarda 1,9 trilyon dolar ve dış sermaye ve borçlanma senetlerinde kabaca 0,5 trilyon dolarlık bir varlık birikimi var. Bu hesaplama, absürt derecede saçma büyüklükte görünecek döviz rezervlerini bir perspektife oturtur.

Bir ülkenin döviz rezervlerinin, onun uluslararası mal ve hizmet ticaretiyle yakından ilgisi olduğunu düşünen biri varsa, bu önceki rakamlar buna yorulmalıdır. Ya da potansiyel olarak istikrarsızlaştırıcı bir fon akışının insafına o kadar da kalmadığınız durumda neler olduğu ile karşılaştırın. ABD’nin döviz rezervi sadece 129 milyar dolar, Çin’in %10’undan az.

ÇİN’İN DOLAR VARLIKLARI RİSK ALTINDA MI?

Çin’in döviz rezervlerinin yarısına yakını, banka hesaplarından ABD hazine bonolarına ve diğer faizli menkul kıymetlerden altına[vi] ABD doları[vii] cinsinden tutulmaktadır. Geri kalanı ise özellikle avro olmak üzere diğer para birimlerinde tutuluyor. Sadece merkez bankası değil, Çin devlet kurumları, devlete ait olmayan şirketler ve yatırımcılar da ABD menkul kıymetlerine, dolar cinsinden banka hesaplarına ve de dolar yükümlülüklerine sahip. Peki ABD hükümeti Çin’in dolar varlıklarına el koyabilir mi veya Çin’in bunlara erişimini sınırlayabilir mi?

Çin’in varlıklarına el konulması mantıksız ya da imkânsız görünüyorsa, Venezuela’nın İngiltere Merkez Bankası’nın kasalarında tutulan altın rezervlerine ya da İran’a tarihi çoktan gecikmiş ödemelere ne olduğuna bir bakın! ABD, prensip olarak, Çin’in sahip olduğu -genellikle Bank of New York Mellon, State Street, JPMorgan Chase, vb. gibi büyük ABD merkezli emanetçi bankalarda tutulan- güvenlik sertifikalarının düşman bir devlete ait olan ve artık tanınmayacak olan geçersiz kâğıt parçaları ya da bilgisayara kayıtları olduğunu söyleyebilir. Bu, ABD’nin kendi fon ve yatırım çekme kabiliyetini de zayıflatan aşırı bir önlem olacaktır, bu yüzden olası değildir. Bu tür şeyler genellikle sadece “küçük” ülkelere kimin patron olduğunu göstermek için yapılır. Ancak bu, Çin politikasının yönetmesi gereken bir risk olmaya devam ediyor.

Son yıllarda, Çin’in, Çin hükümetinin ve şirketlerinin sahip olduğu fon ve gelirleri ve diğer ABD tahvillerini satarak dolar riskini azaltabileceğine dair birçok spekülasyon yapıldı. Bu, büyük ölçekte bakıldığında hızla yapılacak aptalca bir şey olurdu, çünkü menkul kıymetlerin fiyatları buna karşılık olarak düşebilir.[viii] Çok daha önemlisi, böyle bir hamle dolar ağırlıklı küresel finans sistemi göz önünde bulundurulduğunda, Çin’in sahip olduğu ve ihtiyaç duyacağı ABD doları fonlarına kolay erişimini de ortadan kaldıracaktır. Bunun yerine Çin makamlarının bugüne kadar yaptıkları şey, yeni dolar riskini azaltmak ve piyasadaki dolarları sessizce azaltmak oldu.

Çin’in ABD yaptırımlarından kaynaklı karşı karşıya olduğu riski azaltmasının daha kapsamlı bir yolu, başka bir ekonomik, ticari ve finansal ağ oluşturmak olacaktır. Son on yılda, Çin’in yaptığı tam olarak budur.

SENİN PARAN BURADA GEÇMEZ

ABD’nin ekonomik gücünün altını çizmek için kullanılan hemen hemen tüm önlemler, dolar temelli sistemle olan bir bağlantı üzerinden işlev görür; örneğin, doların küresel döviz piyasasındaki hakimiyeti, ABD şirketlerinin devasa kapitalizasyon değerleri ve ABD finans piyasalarının ölçeği ve etkisi böyledir. Peki ya herhangi bir şey bu gücün temellerini sarsarsa ve küresel sistem farklı bir biçim almaya başlarsa?

Şimdiye kadar, Çin’in yükselişi üretim ve ticaret rakamlarında açıkça görülüyordu. Karşılaştırmak gerekirse, daha finansal alanlardaki gelişimi sınırlıydı, ancak bu rakamlardan bazılarına ve ne anlama geldiklerine bir göz atalım.

ABD doları, 6,6 trilyon dolarlık günlük işlem hacminin, işlemin bir tarafında dolar olan %88’iyle döviz piyasaları sistemine yön verir. Dolar ile kıyaslandığında, avro bile sadece %32’de kalırken Çin’in para birimi olan renminbi sadece %4’ü bulur.[ix] Yine de toplam döviz alım satım hacminin %38’i işlem yapan bankalar arasında ve %55’i bankalar ile diğer finans kurumları arasındadır, %9’u bulan risk (hedge) fonları ve diğer spekülatörler bunlara dahildir. Döviz piyasası ticaretinin sadece%7’si finansal olmayan firmalarla yapılmaktadır! Uluslararası finansal işlemler, özellikle ABD menkul kıymetlerinde gerçekleşenler daha az önemli olsaydı ne olurdu? Bu, doların döviz piyasalarındaki ve genel olarak dünyadaki üstün konumunun sağlamlığının sorgulanmasına neden olur.

Benzer bir şey, büyük ABD şirketlerinin finansal gücü için de geçerlidir. Örneğin, her biri yaklaşık 1,6 trilyon doları bulan Temmuz ayı ortası piyasa değerleri ile Amazon, Apple ve Microsoft hemen hemen ne isterlerse yapabilirler: alanında gelişip büyüyen herhangi bir rakip şirketi satın almak, yıkıcı-yağmacı bir fiyatlandırma politikası yürütmek veya tekelci konumlarını başka yollardan daha da genişletmek. Ancak tıpkı bir şirketin hisse fiyatı, şirketin geleceği ve beklentiler artık eskisi kadar pembe görünmediğinde çökebildiği gibi, şirket istediği gibi çalışamaz ve piyasalarının kesildiğini görürse, görünürdeki finansal gücü de çökebilir.

Şimdiye kadar bunlar büyük ABD şirketlerini çok fazla etkilemedi, ancak Çin’in iç pazarında, olmasını istediklerinden daha fazla kısıtlama ile karşı karşıya kaldılar. Çin’in yerli lider şirketleri Alibaba (e-ticaret, ödeme sistemleri, finans), Baidu (bir arama motoru) ve Tencent (video oyunlarından e-ticarete ve finansa kadar çeşitli faaliyetler) ile Çin iç pazarında iyi rekabet edemediler. Madalyonun öteki yüzünde ise Çin’in büyük şirketleri, ABD dışında tutuldukları ve ABD’li ortakların pazarlarında kısıtlamalarla karşı karşıya kaldıkları için ibre tersine dönmektedir. Yine de dünya piyasalarının ABD hakimiyetindeki yapısı değişirse bu durum değişebilir, ki bu çoktan ilerlemekte olan bir süreç.

AKIŞTAKİ DÜNYA

Çin, yıllardır ABD düşmanlığına karşı kendini hazırladı. ABD Kongresi’ne sunulan, Çin ‘tehdidinden’ -yani basitçe askeri bir hesap olarak değil de, ABD’nin dünya ekonomisindeki hegemonyasına yönelik tehditten - bahseden çok sayıda rapor göz önüne alındığında, bu çok fazla stratejik iç görü de gerektirmedi. Üç uluslararası proje kilit önemde olmuştur: 2013’te başlatılan ve şimdi “Kuşak ve Yol Girişimi” (Belt&Road Initiative, BRI) olarak adlandırılan “Tek Kuşak Tek Yol” projesi; 2013-14’te Çin tarafından başlatılan Asya Altyapı Yatırım Bankası (Asian Infrastructure Investment Bank, AIIB) ve 2013-14’te önerilen ve 2015’te faaliyete geçen ve şimdi Yeni Kalkınma Bankası (New Development Bank, NDB) olarak adlandırılan BRICS Kalkınma Bankası.

Genel merkezi Şangay’da olan NDB girişimi başlangıçta tüm kurucu üyeleri Brezilya, Rusya, Hindistan, Çin ve Güney Afrika’dan (yani BRICS’ten) coşkulu bir destek almıştı. BRICS ülkeleri dünya GSYİH’sinin %20’sini ve dünya nüfusunun %40’ını oluşturuyorlar ve NDB, kalkınma finansmanında büyük bir oyuncu olacak gibi görünüyordu. Ancak, Çin ile Rusya ve Çin ile İran arasında önemli, ayrı ayrı ikili anlaşmalar olmasına rağmen, son birkaç yılda çok az hareketlilik yaşanmış gibi görünüyor.[x]

En azından kısmen, bunun nedeni Hindistan ile Çin arasındaki, en sonuncuları Hindistan’ın kuzeybatısındaki ortak sınırlar üzerinden gelişen ve Hindistan’ın TikTok da dahil olmak üzere 59 Çin menşeli telefon uygulamasının kullanımını yasaklaması olan, güncellenmiş gerginliklerden kaynaklanıyor. Brezilya’da, Çin’in ülkedeki yatırımlarını eleştiren Bolsonaro’nun seçilmesi de bir başka faktör. Daha da önemlisi, son yıllarda hem Hindistan hem de Brezilya, daha çok ABD etkisi altına girerken politik tutumlarında daha fazla Çin karşıtı hale geldiler. Bolsonaro, feci şekilde kötü yönettiği koronavirüs salgını sürecinde olduğu gibi, bu konuda bile Trump’ı taklit etmeye çalıştı.

Asya Altyapı Yatırım Bankası (AIIB) daha canlı bir süreç yaşayarak şu anda 100’den fazla üye ülkeye ulaştı. Hiç de şaşırtıcı olmayan bir şekilde, ABD buna katılmadı, ancak İngiltere ve Avustralya da dahil olmak üzere yakın müttefiklerinin birçoğu katıldı. Bunlardan ikincisinin ABD’ye karşı gelip gelmediği ya da herhangi bir yeni anlaşma ihalesinde dışarıda kalmak istememesi dışında, katılmayı Çin’in neyin peşinde olduğunu takip etmek için gözünün önünde bulundurmanın bir yolu olarak görüp görmediği tartışmalı bir konudur. Çin, AIIB’nin 100 milyar dolarlık sermayesinin yaklaşık %30’unu ve banka yönetimindeki oy gücünün %26’sını elinde bulunduruyor. 2016 yılından bu yana, bu banka Filipinler, Bangladeş, Pakistan, Hindistan, Endonezya, Mısır, Türkiye ve başka yerlerde bir dizi güç santrali, enerji ve yol projesini finanse etmiştir.

KUŞAK VE YOL

Kuşak ve Yol Girişimi, Çin’in geliştirdiği çok daha ciddi bir plan. Girişimin projeleri 130’dan fazla ülkeyi ve 30 civarı uluslararası organizasyonu kapsamaktadır. Temel fikir, önümüzdeki 30 yıla yayılan dev bir girişim içinde yüksek voltaj elektrik şebekeleri dahil olmak üzere limanlar, gemi nakliye güzergâhları, karayolları ve diğer altyapıları geliştirmektir.

Rotaları tüm Asya ve Avrupa’dan geçen ve Doğu Afrika’ya kadar uzanan planın kapsamı, aşağıdaki resimde görülebilir. Bir ortak pazar alanının başlangıcı olarak düşünülebilir, ancak henüz böyle bir çapa erişmekten çok uzak. Güzergahlar boyunca diğer ülkelerle ticaret, yatırım ve transit geçiş düzenlemeleri yapılmış olsa da bu ülkeler genellikle Çin ile anlaşma konusunda ihtiyatlı bir yaklaşıma sahip olabilirler.

KuşKuşak ve Yol’un güzergâhları, Kaynak: Ewa Oziewicz ve Joanna Bednarz, ‘Challenges and opportunities of the Maritime Silk Road initiative’, Ekim 2019

Özellikle Avrupa ihtiyatlı. Bunun sebebi sadece ilgili güçlerin elinde çok fazla koz bulunduran ‘gelişmekte olan bir ülkeye’ alışık olmamalarından değil, aynı zamanda bu güçlerin ABD’nin etki alanı içinde olmalarındandır. Yine de Trump’ın ekstra ithalat tarifeleri ile Avrupalı güçlerin sanayilerini de hedef alan tek taraflı ‘Önce Amerika’ (America First!) yaklaşımı ve ABD’li büyük teknoloji şirketlerinin rolünden duydukları korku göz önüne alındığında, bu konuda endişeleri artıyor. Çinli şirketleri engellemek için bazı hamlelere katılmış olsalar da bu şimdiye kadar sadece sınırlı bir ölçüde oldu.

Avrupa Birliği’nin siyasi liderleri olarak Almanya ve Fransa, hangi yöne sıçrayacaklarına karar vermek zorunda kalacaklar. Yine de bu sürecin tamamlanması biraz zaman alacak. Şimdilik, Birleşik Krallık ayrılırken AB’nin kendisini birleştirmekle uğraşıyorlar ve AB’nin dünya ekonomisinde bağımsız bir aktör rolünü oynayabileceğini umuyorlar.

Eski AB’li ve eski başka bir sürü şey olan Birleşik Krallık, ABD’ye çok daha fazla bağlı. BM Güvenlik Konseyi’nden askeri iş birliğine ve ‘Beş Göz’ (Five Eyes) casus ağından BIS (Uluslararası Yerleşmeler Bankası), IMF ve DTÖ’deki finans ve ticaret için uygulanan kurallara, gelecekte ABD ile özel bir Brexit-vâri ilişki kurmak için avutucu umutlara Anglofon küresel yapı ile bütünleşmiş politik figür bölüklerine ve ekonomik çıkarlara sahip. Tüm bu şeyler İngilizlerin karar alma sürecini etkileyecektir. Küstah bir emperyal gücün içine düştüğü kargaşa ve kafa karışıklığını gözlemlemek eğlenceli olmalı.

Kuşak ve Yol projesi Çin için çok önemli ve rakipleri bunu kolaylıkla Çin’in ihracat ve ithalatında kullanacağı güvenli yolları sağlama almak için bir araç olarak yorumlayabilirler. Proje aynı zamanda, eşitsiz anlaşmalara dair emareler, ilgili ülke için büyük bir borçlanmaya yol açan alt projeler veya (Sri Lanka'da olduğu gibi) ticaret limanı olduğu iddia edilen ancak potansiyel bir Çin deniz üssünün örtüsü olan projeler veya borçlar geri ödenemediğinde veya tahsil edilemediğinde Çin’in potansiyel yutmaları ve mülkiyet devirleri gibi nedenlerle medyada olumsuz yer almıştır.

Şu ana kadar görülen kanıtlar ise daha olumlu bir değerlendirmeye işaret ediyor. Projelerle ilgili sorunların en azından bir kısmı, herhangi bir Çin kabahati kadar yerel yolsuzluklardan kaynaklanıyor. Ayrıca, Çin’in altyapı geliştirme planlarının genellikle okullar ve hastaneler inşa etmenin yanı sıra enerji arzını iyileştirmeyi de içerdiğini belirtmek gerekir. Kuşak ve Yol Girişimi, daha izole alanları dünya ekonomisine entegre edecek, lojistiği, seyahati ve taşımacılığı büyük ölçüde hızlandıracak ve bu bölgelerin büyümesine yardımcı olacak tarzda hareket etmelidir. İş birliği yapan bölgelerin ve ülkelerin yalnızca hizmet sunan çorak araziler konumunda olması Çin’in uzun vadeli çıkarlarına uygun değildir.

SİNCAN (XİNJİAN) GEÇİDİ

BRI’nin rotaları, ABD emperyalizminin uzun süredir nüfuz kazanmaya çalıştığı, çoğu eskiden SSCB’nin içinde olan -Kazakistan, Özbekistan, Türkmenistan ve Gürcistan dahil- alanların yanı sıra ayrıca İran ve Rusya’dan da geçiyor. Son zamanlarda medyada yer alan haberlerde rota boyunca bir alan öne çıkıyor, kuzeybatı Çin’deki Sincan bölgesi.

Sincan ya da resmi unvanıyla ifade etmek gerekirse, Sincan Uygur Özerk Bölgesi, yaklaşık 25 milyon kişiye ev sahipliği yapıyor. Bunların %45’i Uygur etnik grubundan ve Uygurların çoğu Müslüman. Bölge, Çin’in en büyük doğal gaz üretim bölgesi ve özellikle 1990’lardan bu yana İslamcı ayrılıkçıların birçok saldırısının odağı olmuştur. Mantıklı varsayılabilecek raporlar bunun, 1980’lerde Afganistan’da Rusya’ya karşı savaşmaları için daha önce Çin tarafından silahlandırılan ve eğitilen İslamcı gerillaların bir “geri dönüşü” olduğunu iddia ediyor. Pakistan, Suudi Arabistan ve diğerleriyle birlikte Çin bu dönemde ABD’nin CIA’si ile iş birliği yaptı ve gerillaların eve dönmesiyle bu bölgede Çin için sıkıntılar patlak vermiş oldu.

ABD, Birleşik Krallık ve diğer Batılı güçler, çoğu zaman bu kez kendilerini ısırmak için geri gelseler de politik aksaklıklar yaratma ve istikrarsızlaştırma gibi kirli işlerini yaptırmak için İslamcı militanları kullanma konusunda uzun bir geçmişe sahipler. Sadece Usame Bin Ladin’i ve ABD’nin Bin Ladin’in örgütünün Afganistan’daki Ruslara saldırması için verdiği desteği bir düşünün. Ya da Mısır’da Nasır’a ve Libya’da Kaddafi’ye karşı İslamcı militanlara İngilizlerin verdiği desteği.[xi] Bu nedenle, ABD’nin Uygur ayrılıkçılarını destekleme işine yoğun bir şekilde müdahil olması ve Batılı haber medyasının, Çin’in ‘toplama kampları’ ve Uygurlar için beyin yıkama merkezleri hakkında hikayelerle dolu olması şaşırtıcı değil.

Bunu daha ayrıntılı olarak ele almak çok uzun bir iş ve konumuzun dışında, ancak temel görüşüm şudur: Çin, Sincan’daki ayrılıkçı güçlere karşı nazik davranmadı ve üzerlerine oldukça sert bir şekilde gitmiş olabilir. Çin, ayrıca Han Çinlilerini Sincan’a taşınmaya teşvik etmiştir. Ancak Uygurların fiili veya kültürel ‘soykırımına’ dair hiçbir kanıt yok ve hatta bölge, örneğin nüfus ve aile politikası gibi ülkenin başka yerlerinde uygulanan katı düzenlemelerden bir miktar özerkliğe bile sahipti. Batı medyasının ise tüm bunlara ilişkin görüşü çoktan hazır. (Konuyla ilgili bilgiler içeren alternatif bir görüş için, sonnotta bazı kaynaklar veriyorum.[xii]) Şüphesiz, mantığını kaybetmemiş herhangi biri, özellikle batı medyasında Sincan’la ilgili propagandanın ardında muhtemelen bir “Müslümanları Kurtarın” gerekçesi olamayacağını görecektir.

HONG KONG ÇİN İÇİN ARTIK DAHA AZ ÖNEMLİ

ABD'nin Çin konusundaki endişesi ve neredeyse histeriye dönüşmüş tutumu büyürken başka bir fırsat, özellikle 2019’un başından bu yana Hong Kong’da bir fesat yaratmak için doğdu. Çin’in bu “özel idari bölgesinde”, Çin anakarasının otoritesini artıracak ve hükümet politikasına karşı muhalefeti ve karşıt düşünceleri potansiyel olarak bastıracak yasaların çıkarılmasına karşı yaygın protestolar oldu. Esasen öğrenciler sürüklese de protestolar Hong Kong nüfusunun büyük bir kesiminden açıkça destek gördü.

Pekin’in bundan hiç hoşnut olmadığı bariz bir şekilde görülüyordu ve bazı göstericiler ABD bayrakları taşıyıp Çin’i yasa tekliflerinden vazgeçmeye zorlaması için ABD’yi Hong Kong’a yaptırımlar uygulamaya çağırdığında yüksek bir sesle paranoya alarm zillerinin çaldığını söyleyebiliriz. (Şu an ABD bunu yapmış durumda.) CIA destekli National Endowment for Democracy’nin protestoları desteklemesi ve rejim değişikliği için müdahaleciliği savunan gerici ABD Senatörü Marco Rubio’nun kabarışlarından fayda sağlamak için onunla yakınlaşan, önde gelen öğrencilerden biri olan Joshua Wong’la birlikte, sahne Çin’i sıkıştırmak için hazırlandı.

Çin’in politik sistemi otoriterdir, ancak Hong Kong’daki “demokrasi geleneğine” yönelik bir tehditten yakınan Batılı güçlerin ikiyüzlülüğüne kanmamak gerekir. İngiltere’nin 1984’te Çin ile Hong Kong'un 1997’deki devri hakkında yaptığı görüşmelerden önce, ortada bir demokrasi belirtisi yoktu, aksine Britanya’dan atanan valinin danışma organı olan bir oligarşik Yasama Konseyi vardı. Bu Konsey için tam seçimler daha 1995’te başladı. Dolayısıyla, “demokrasi”, Britanya’nın 99 yıl sonra kolonisini kaybetmesinden hemen önce gündeme gelmeye başladı.

Çin’in Hong Kong’a yönelik politikası şimdi ne olacak? Bu soruyu cevaplamak için, Hong Kong’un Çin için oynadığı rolü belirtmekte fayda var.

Bir İngiliz kolonisiyken Hong Kong, büyük liman işletmesi ve büyük finans sektörü ile Asya’da bir antrepo merkezi olarak uzmanlaştı. Çin, özellikle 1980’lerden itibaren küresel bir üretim üssü olarak büyüdükçe, Hong Kong da adeta patlama yapan sınır ötesi anlaşmalarla Çin’e olan ‘batı’ geçidi olarak gelişti. Buna karşılık Çin, bir limanın en iyi nasıl işletileceğinden, bankacılık ve finansın nasıl yönetileceğine kadar uluslararası pazarlarda deneyim kazanmak için Hong Kong’u kullandı.

Hong Kong artık Çin için göründüğünden daha az önemli. GSYİH’si Çin anakarasının %3’ünden daha az ve 7,5 milyonluk nüfusu Çin’in toplamına kıyasla zar zor bir yuvarlama hatası kadardır ancak. Yine de Çin’in Hong Kong’un tamamen ‘bağımsız’ olmasına veya ayrılmasına izin vermesi siyasi olarak düşünülemez. Çin anakara yönetimine karşı gelişen protestoların devam etmesi durumunda, Çin’in Hong Kong’a olan ekonomik bağlılığını yavaşça daha da azaltması çok daha muhtemel bir politika olacaktır. Bu, hiç şüphesiz, hepsi Pekin karşıtı olmayan bazı Hong Kong sakinlerinin kafasında bir yer tutmaktadır.

Hong Kong’un nüfusu, Çin anakarasındaki ortalamadan önemli ölçüde daha yüksek yaşam standartlarına sahip ve dolar milyonerleri, şaşırtıcı bir şekilde nüfusun %7’sini oluşturmakta. Bu tür faktörler Hong Kong’daki protesto hareketini mutlaka etkilemiştir. Keza, yerel halkın anakaradakilere olan kızgınlığına dair birçok işaret bulunmaktadır. Bunlardan bazıları Pekin’e sadık olma iddiasıyla saldırıya uğradı; diğerleri, bu anakaralıların Hong Kong’daki varlıklarının fiyatları ve kiraları yukarı çektiğini düşünen yerel halkın muhalefetiyle karşı karşıya kaldı. Bana göre ekonomik olarak ‘düşük olanda eşitlenme’ korkusu, protestolarda en az herhangi bir demokratik hak çağrısı kadar önemli bir faktör olmuştur.

Sıra

Liman

2018

2017

2016

1

Şangay, Çin

42.01

40.23

37.13

2

Singapur

36.60

33.67

30.90

3

Şenzen, Çin

27.74

25.21

23.97

4

Ningbo-Zuşan, Çin

26.35

24.61

21.60

5

Guangzu Limanı, Çin

21.87

20.37

18.85

6

Busan, Güney Kore

21.66

20.49

19.85

7

Hong Kong, ÖYB, Çin

19.60

20.76

19.81

8

Qingdao, Çin

18.26

18.30

18.01

9

Tianjin, Çin

16.00

15.07

14.49

10

Cebel Ali, Dubai, Birl. Arap Emirlikleri

14.95

15.37

15.73

Dünyanın En Büyük 10 Konteyner Limanı. Veriler, boş konteynerler de dahil limanların tüm çıktısını ifade etmektedir. Milyon TEU (20 feet eşdeğer birim) cinsinden hacim olarak verilmiştir. Kaynak; worldshipping.org

Çin’in isterse Hong Kong’u yedeğe çekme kapasitesinin varlığını değerlendirmenin bir yolu, liman olarak önemine bakmaktır. Dünyanın en büyük konteyner limanlarının listesinde -konteynerler mal ticaretinde kritik öneme sahiptir- ilk 10’da Çin anakarası altı liman ile yer almaktadır. Hong Kong’un geniş bir limanı var, ancak yedinci sırada yer almaktadır ve konteyner sayısı olarak birinci sıradaki Şangay’ın kabaca yarısı büyüklüğündedir. Üçüncü sırada yer alan ve aynı zamanda Hong Kong’dan daha büyük olan Şenzen, (deniz yoluyla seyahatte biraz daha uzak olsa da) Hong Kong’a sadece 15 kilometre uzaklıktadır.

KONTROLDEN ÇIKIYOR

Dünya ekonomisindeki rekabetler beklenmedik sonuçlar doğurabilir, özellikle de rekabette eskiden mağdur ve mazlum durumdaki tarafın artık proaktif olarak direnebildiği durumlarda. Dünya düzeni artık tamamen, Bob Dylan gibi söylersek “Sana söyledikleri kişiyle dans edersin ya da hiç dans etmezsin” biçiminde işlemiyor. ABD’nin müdahalesini sınırlayan bir ekonomik alan oluşturmak için Çin’in ne kadar istikrarlı ittifaklar kurabileceğini ve onun da baskıcı olup olmayacağını bekleyip göreceğiz. Ancak bu arada, Çin pek çok ülkeye, yoksul ülkeleri yoksul bırakan zengin ülkelerin kalkınma modeline alternatif bir model sunmuş oldu.

Anglofon güçlere ilişkin beklentiler iyi değil. Nesiller boyu süregelen kibir ve küstahlıktan doğan siyasi aptallık, giderek kontrolleri dışında değişen bir dünyada artık istedikleri gibi gezinme konusunda yaşadıkları zorlukları artırıyor. Çin teknolojisine verdikleri tepkilerin son örnekleri, sorunlarını özetliyor. Çinli Huawei, altyapı ve akıllı telefonlar dahil olmak üzere çok iyi ve daha ucuz 4G ve 5G ürünleri üretiyor ve ByteDance popüler bir medya uygulaması olan TikTok’a da sahip. ABD ve yanındakiler, “bizde daha iyisi var” demek yerine, hiçbir kanıt olmaksızın, Çin ürünlerinin güvenlik riski oluşturduklarını ve reddedilmeleri gerektiğini iddia ederek yanıt veriyorlar.

Buna karşıt olarak, Avrupalı güçlerin en çok üretimci olanı Almanya, Çin’in öncülüğünü yaptığı gelişmelere diğerlerinden daha fazla ilgi gösterdi. Kuşak ve Yol Girişimi, dünyanın en büyük iç limanı olan ve Çin trenlerinin %80’i için ilk Avrupa durağı olan Duisburg’da halihazırda önemli bir satış noktasına sahip: Her hafta, yaklaşık 30 Çin treni Duisburg’un iç limanındaki geniş bir terminale varıyor, konteynerleri ya Chongqing, ya Wuhan ya da Yiwu’dan giysiler, oyuncaklar ve yüksek teknoloji ürünü elektronik aletlerle doldurulmuş oluyor ya da Alman arabaları, İskoç viskisi, Fransız şarabı ve Milan’dan tekstil ürünlerini diğer yöne doğru taşıyor.[xiii]

Duisburg’un ana sorununu şu cümle tam olarak ifade ediyor gibi görünüyor: “Avrupa’ya Çin’den gelen her iki dolu konteynere karşılık yalnızca bir konteyner diğer yöne doğru gidiyor ve liman, Çin’e geri gönderilmesi gereken boş konteynerlerden ücretin yalnızca beşte birini alıyor.”

Hattın diğer ucunda üretim yapmakta olan ama başka bir Alman şirketi olan BMW, Çin’in pratik teknik bilgisini övüyordu:

Otomobil endüstrisi, teknolojik gelişmelere bağlı olarak büyük bir dönüşüm geçiriyor. Endüstriyel iyileştirme ve dönüşümün ortasında, açık fikirli olmamız ve Çin’in seçkin inovasyon güç merkezleriyle iş birliği yapmamız gerekiyor.[xiv]

Kısacası, tüm bunlar, Çin’in dünya ekonomisinde artan öneminin ABD tarafından dizginlenmesinin zor olacağını gösteriyor.


* İlk olarak 14 Temmuz 2020’de Economics of Imperialism’de, ardından da MR Online’de 4 Ağustos’ta yayınlanan bu yazı, Yaşam Uzun tarafından ETHA için çevrilmiştir.


[i]Artan stratejik gerilimlere göz atan Mayıs 2011’deki, ekonomik ve teknolojik rekabeti inceleyen Nisan 2019’daki ve ana güçlerin göreceli konumlarına bakan Eylül 2019’daki makaleler de dahil olmak üzere bu blogdaki diğer makaleler de ABD-Çin ilişkilerini analiz ediyor. Koronavirüs salgınını da burada inceledim.
[ii]ABD, gerçek ya da iddia, bağlantıların çoğunu en üst düzey Çin şirketleriyle Çin Komünist Partisi, ordu, vb. arasında kuruyor. ABD, yalnızca şeytani bir kızılın üzerine spekülasyon yapacağı sebeplerden ötürü, Amazon, Google ve diğer sayısız ABD şirketinin, sadece silah üreticilerinden değil, ABD hükümeti, CIA ve Pentagon’dan da yüklü miktarda fon ve çok sayıda düzenli sözleşmeler aldığını unutuyor gibi görünüyor.
[iii]ABD dolarının diğer para birimlerine kıyasla rolüne ilişkin daha fazla detay için 7 Ekim 2019 tarihli bu blogdaki FX & Imperialism makalesine bakınız.
[iv]Döviz anlaşmaları ve faiz takalar (swap) için Londra en büyük piyasa olsa da bu böyledir.
[v]Her iki toplam da birden fazla piyasada yer alan bazı şirketleri içermektedir. İki ABD piyasasındaki şirketlerin yaklaşık %20’si yabancı şirketlerdir; Çin için bununla karşılaştırılabilir bir veri yok, ancak çok daha düşük olması olasıdır.
[vi]Son 10-15 yıl boyunca Çin’in merkez bankası altın rezervlerini 600 tondan 1917 tona yükseltti. Ons başına 1700 dolarlık fiyat üzerinden hesaplanırsa bu miktar ‘yalnızca’ 106,5 milyar dolara, yani toplam rezervlerin %3’ünden biraz fazlasına tekabül etmektedir.
[vii]Çin, genellikle döviz rezervlerinin döviz bileşimini açıklamaz, ancak Çin’den SAFE kurumu, rezervlerin dolar bileşeninin 1995’te %79’dan 2014’te %58’e düştüğünü bildirdi. 2014’ten bu yana daha da düşmüş olacaktır ve muhtemelen şu anda %50’nin biraz altında bulunmaktadır. Elde tutulan mutlak dolar hacmi, toplam rezervlerdeki büyük artış göz önüne alındığında 2014 yılına kadar yükselmiş olmalı, ancak o zamandan beri ise muhtemelen düşmüş durumdadır.
[viii]Bence, özellikle de Çin’in yapacağı satışa yönelik tepkiyi sınırlayacak kısa vadeli ABD varlıkları ve araçları da dahil ABD’nin faizli menkul kıymetler piyasasının devasa boyutu nedeniyle, fiyatlar “düşebilir”den ziyade “düşecektir”.
[ix]Döviz piyasası anlaşmaları iki para birimini içerir, yani ticareti yapılan tüm paranın oranı %200 eder, %100 değil.
[x]Temmuz 2020’de ABD yaptırımlarına karşı hareket eden Çin ve İran, ticaret, yatırım ve askeri iş birliğini içeren bir anlaşma hazırladılar. 11 Temmuz 2020’deki “Defying US, China and Iran Near Trade and Military Partnership” başlıklı makaleye bakınız. Bu İran-Çin iş birliği yıllardır süregiden bir durum. Dikkate değer bir şekilde, Çin ve İran arasındaki ödemelerin tamamı değilse de çoğu ABD dolarını dışarıda bırakmaktadır.
[xi]Daha az bilinen İngiliz kirli kaçamakları için Mark Curtis’in “Secret Affairs: Britain’s Collusion with Radical Islam” (2010) kitabına bakın.
[xii]Bu yazıya ve Çin resmi kaynaklarından yapılan diğer açıklamalardan buna ve şuna bakabilirsiniz.
[xiii]The Guardian, “Germany’s ‘China City’”, 1 Ağustos 2018.
[xiv]BMW Grubu Çin Bölgesi CEO’su ve başkanı Jochen Goller’in yorumu, Asia Times, 6 Temmuz 2020.