27 Eylül 2020 Pazar

Cevahir Yıldız yazdı: O haykırışlar akacağı kalpleri bulacaktır

Yoksulların, işçilerin, kadınların ve mezarları konuşmaya devam eden ölümsüzlerin emaneti olan o haykırışlar, kentlerin varoşlarında, işçi havzalarında, fakir kondularda, fabrikalarda, atölyelerde, liselerde, üniversitelerde, işsiz kahvelerinde, köylerde, zindanlarda, adressiz üslerde, dağ başlarında bıkmadan, usanmadan öfke mayalıyor. 

Öfkemizin alev alev yanmasından daha doğal ne olabilir ki? Birer ateş topuna dönüşmeyi istemekten, daha etkili, daha sarsıcı darbeler için bilenmekten daha anlaşılır olan ne var? Tek tek kurumlar, tek tek isimler ve düzenin bütünü hakkında yüreklerde çoğalan adalet tutkusuna neden şaşılsın? Kinimizin derinliğinin, hesap sorma isteğimizin hudutsuzluğunun nesi aşırılık? Bir cehennemin, bir Nazi kampının içinden büyüyen bu haykırışta küçük burjuva hümanizmin yumuşak tonunu bulamamaktan şikayet edenlere acıyarak bakmamız neden anlayışsızlık olsun?

***

19 Aralık 2017'de Bitlis'teki mezarlarından çıkarılan 261 aziz bedenin, İstanbul'da, üst üste konmuş plastik kutularda, bir kaldırımın altına gömüldüğünü gösteren fotoğraflara iyi bakın! İyi bakın, faşist şeflik rejimine, onun siyasi gerçeğine, ahlakına, inançlarına ayna tutan o fotoğraflara. Ve kalbinize kazıyın o fotoğrafların haykırışını: bunun hesabını sorun!

İşte bakın, bayramın ilk günü, kızlarının, oğullarının, kardeşlerinin mezarına giden yoksulları, faşizmin parçaladığı mezar taşları karşılıyor Amed'de ve pek çok şehirde!

Devletin bir kutuda kargoyla gönderdiği cenazesinin taptaze acısını duyarak uyanıyor, bayram sabahına, bir anne.

Ramazan ayı üzerine ahkam kesmeye, anneler gününü kutlamaya, emireri basına poz vermeye devam ediyor faşist şef. 

***

İşte bakın, Sakarya'da, zihinsel engelli kızına yıllarca cinsel istismarda bulunup işkence çektiren bir erkeklik alçağı, dört ay tutukluluktan sonra serbest bırakılıyor. Oysa insanlık dışı suçunu itiraf ettiği konuşmalar telefona kaydedilip mahkemeye sunulmuş anne tarafından. Ve 17 yıl hapis hükmüne rağmen tutuksuz! 

İşte bakın, Nadira Kadirova cinayeti örtbas ediliyor! Rabia Naz'ın canını alanlar korunuyor! Gülistan Doku hala kayıp!

Öldürüleceğini söyleyerek karakola şikayete giden genç bir kadın, geri gönderildiği evden cansız bedeniyle çıkıyor! 

İşte bakın, Roza Kadın Derneği basılıp kadından kadına kişisel anlatıların yer aldığı metinler dahil, tüm evraklara el konuluyor, yönetici ve üyeleri tutuklanıyor!

İnsanlığını, bedenini, onurunu korumak için özsavunma eylemi yapan kadınların kimi onlarca yıl, kimi müebbet hapse mahkum halde zindanda!

Sorun bunların hesabını diye haykırıyor, katledilen, hayatı zindan edilen kadınlar. Özsavunma hakkını kullandıkları için zindanda tutulanlar.

Faşist politik İslamcı demagoglar İstanbul Sözleşmesinden çıkılması, kız çocukların cinsel istismarına evlilik adı altında izin verilmesi, "kutsal aile ocağı"nın sağlamlaştırılması için kampanya yürütüyorlar. 

***

İşte bakın, fakir halktan bir insan, İstanbul'da bir üst geçitte, "beni korona virüs değil, yoksulluk, sahipsizlik, kimsesizlik öldürdü" notunu bırakarak son veriyor yaşamına. Tıpkı İstanbul Fatih'te, 48-60 yaş arası dört kardeşin birlikte canlarına kıydıkları gibi. Hani mahalle esnafı, "çok güzel insanlardır. Parasızlıktan böyle bir şey yaptılar. Maaşına haciz koyulursa, bakkala borcu olursa, kirayı veremezse ne olur?" demişti arkalarından. 

Ve tıpkı, geçtiğimiz Şubat'ta, Konya'da 37 yaşında iki çocuklu kamyon şoförünün, yoksulluğun her gün sıktığı boğazına ip geçirmesi; Kocaeli Derince'de, hastane işçiliğinden emekli Binnet Simit'in borçlarının yazılı olduğu bir liste bırakıp yaşamına son vermesi gibi.

Tıpkı, Hatay'da, Valiliğin önünde bedenini ateşe veren Adem Yarıcı'nın, geriye, "açım, işsizim, çocuklarım aç"; İstanbul Üniversitesi öğrencisi gencecik Sibel Ünli'nin, "bir liraya karnımı doyurabilir miyim enter. Yemekhane kartımda para kalmamış sadece bir liram var. Bir lira kırk kuruşmuş" haykırışını bıraktıkları gibi.

Tıpkı Üsküdar belediyesinin işten çıkardığı Recep Kılıçarslan'ın, adaletsizliğin üzerine canıyla yürümesi, Çorum'da boğazına ip geçirerek kapitalizmin lanetli dünyasının yüzüne tüküren, Oktay A.'nın eşinin, "maddi sıkıntımız vardı, evde yiyecek ekmeğimiz yoktu" sözlerinde şaklayan tokat gibi.

Sorun bunların hesabını diyor, kapitalist sömürü, işsizlik ve yoksulluk düzenine isyanlarını yaşamla köprülerini atarak haykıranlar. Sorun bunların hesabını!

Açlıktan, işsizlikten kimse canına kıymaz demeye devam ediyor faşist politik İslamcı zengin asalaklar, faşist şeflik rejiminin halk düşmanı kalemşörleri. Açlık, işsizlik değil, psikolojik denge bozukluğu fetvası veriyor, aylık gelirleri onbinlerle, yüzbinlerle sayılan "mağdur Müslüman" rozetli din tacirleri.

***

İşte bakın, iş cinayetleriyle, 2019 yılında, 115'i kadın, 1621'i erkek, 1736 işçinin canını aldılar. 67'si çocuk, 112'si göçmen mülteciydi!

Parmaklarını, ellerini, kollarını, yürüme yeteneklerini, gözlerini kaybedenler haber bile olmuyor.

Sorun bunun hesabını diye haykırıyor iş cinayetleriyle canları alınan işçiler.

İşçinin koronavirüse yakalanması dert değil, işsiz işçi bol nasılsa, asıl mesele patronun çıkarı, kapitalist düzenin bekasıdır fetvası veriyor Saray cuntasının Kalın üyesi.

"Koronavirüs meslek hastalıklarına dahil değildir" kararı alıyor faşizmin "sağlık güvelik kurumu."

Soma'nın yükünü sırtında taşıyan kömür işçilerinin 300'ünün katilleri de dahil, tepki yatıştırmak amaçlı önemsiz cezalar verilmiş olan tüm işçi cinayeti failleri serbest bırakılıyor Saray-MHP anlaşmasıyla! Yine kıymetli işveren, yine, insanlığını satıp firma yöneticiliği satın almış "milli ve yerli" mühendis! Yine Saray katında yüksek itibarlı şahsiyettir her biri!

***

Tablonun her karesi ekranlardan, gazete, dergi sayfalarından usul usul akıyor.

Faşist şef, saray cuntasının üyeleri, faşist terör ve sömürgeci savaş bakanı, hükümet ve AKP yöneticileri "icraatlarından gurur duyuyorlar!" Faşist politik İslamcı ve ırkçı güruhlar, "Türkiye sizinle gurur duyuyor" diye bağırıyor! 

Diyanet İşleri Başkanı, faşist şef ve saray cuntası üyeleri için uzun ömür duası ediyor ve cennetteki yerlerinin güvencede olduğunu haber veriyor!

Cumhuriyet savcıları, hukuk profesörü namlı niceleri, dekanlar, rektörler, yargıtay, sayıştay ve HSK başkanları, cübbeli Ahmet Hoca soyundan din bezirganları ve Perinçek şarlatanı avuçları paralanana kadar alkışlıyorlar.

"Ana muhalefet partisi" CHP, gözlerini sımsıkı kapıyor! Akşener ve Karamollaoğluyla birlikte Kılıçdaroğlu da "milli birlik" için  faşist şefin gösterdiği siperlere koşuyor. 

***

Yoksulların, işçilerin, kadınların ve mezarları konuşmaya devam eden ölümsüzlerin emaneti olan o haykırışlar, kentlerin varoşlarında, işçi havzalarında, fakir kondularda, fabrikalarda, atölyelerde, liselerde, üniversitelerde, işsiz kahvelerinde, köylerde, zindanlarda, adressiz üslerde, dağ başlarında bıkmadan, usanmadan öfke mayalıyor. 

Sömürülen, ezilen, yoksulluğa, cefaya mahkum edilen milyonlar, doğrulup ileri atılamamanın sancısıyla şimdilik izliyor, susmayan ve baş eğmeyen devrimcileri. Yürekleri onların yüreklerinde atıyor, özlemleri, onların cüretinde nefes alıp veriyor, umutları onlarla gücünü korumayı sürdürüyor.

Direnen, daha büyük savaşlara bilenen devrimciler; adressiz üslerin ve dağ başlarının rüzgara karışan metaneti ve öfkesi; halklarımızın korku halatlarıyla bağlı kollarını çözme arzusunun yankısı; elinde işçilerin, kadınların, gençlerin, yoksulların kanı bulunan tüm halk düşmanlarının huzurunu dinamitliyor. Sayısız "huzur operasyonu" da yatıştıramıyor korkularını. 

Halk düşmanlarının da faşizme karşı savaşanların da aklında o iki harika manzara hep ayakta:

Berlin'de dünya işçi sınıfının ve ezilenlerin özgürlük bayrağı dalgalanıyor.

Musollini bir elektrik direğinde sallanıyor.