24 Şubat 2020 Pazartesi

Çatlama

Her halükarda kriz-çatışma denklemi şiddetlenecek, açık örtük biçimlerde sürecektir. AKP, bir tür hayatta kalma refleksini güçlendiren tecrübelere sahip. Karşıtları da iktidar oyunlarında tecrübelidir. Bağışıklık kazanamadıkları alanlar da çok. Maharet bu başlık ve imkanları toplumsal özgürlük mücadelesi üzerinden ele almak, daha somut olarak da toplumsal örgütlenmelerde somutlamaktır.

Geçen hafta meydana gelen olaylar hem iç hem dış politikada önümüzdeki döneme yayılan etkilere yol açacak denli önemli.

Bunlardan ilki, Suriye'de TSK personelinin, art arda Suriye ordusunun nokta atışlarıyla öldürülmesidir. Esad rejimi, kuşkusuz Putin'in oluru ve desteğiyle TSK unsurlarını açık hedef haline getirerek TSK ve AKP'ye karşı bir duvar/çizgi çekmekte ve daha ağır saldırıları haber vermektedir.

Türkiye'nin Suriye'de bulunması devletler hukukunun açık ihlali. Bir aşamada mecbur kalınan bu ilhak-işgal hali, Esad'ın güçlerini tahkim etmesi, ABD'yi kendi iktidarını tanımaya ikna etme ve Rusya desteği ile birlikte AKP'ye "geri çekil" ihtarı aşamasına vardırıldı.

Bundan sonra daha hızlı, daha karmaşık süreçler akacaktır. Suriye ölçeğindeki anayasa çalışmaları, oradaki politik İslamcı ve IŞİD artığı çetelerin ötesinde Sünni Müslüman Araplar ve Kürtler tarafından tanınırsa kaçınılmaz bir seçim süreci ardından AKP, BM gibi platformlarda "işgalcilikle" suçlanıp yaptırım süreçleri talep edilecektir. Muhtemel sonuçları henüz tam kestirilemese bile, gelişmelerin Rojava'ya uluslararası yasal statü kazandırması ve fiili kazanımlar sağlaması gayet mümkün.

Daha önemlisi şudur: TSK'nın vurulmasına olur veren Putin, ölümlerin ardından Erdoğan'ı aramadığı gibi, Rus basını ÖSO çetelerinin bazı Rus askerlerini öldürmesi üzerine TSK'nın vurulduğunu anlatan/ima eden haberlerle doldu. AKP'de bir grip olsa "geçmiş olsun"a gelen/telefon açan Putin'in bu tavrı, hiç de alttan almayacağını gösterir.

Kuşku yok, bu katı tutum AKP'de şok etkisi yarattı. F-16 kaldırdık, helikopterlerle vurduk gibi açıklamaları ve fütuhatçı ajitasyonu yine Rusya yalanlayarak "gurur kırıcı" davranmaktan imtina etmedi.

AKP cenahında ikiye bölünme, Rusya'ya ateş püskürüp ABD'yi kollayan açıklamalara yönelme, 'intikam' çığlıkları atma almış yürümüşken, Erdoğan, birdenbire Rusya ile gerilimi düşüreceklerini, ilişkilerin stratejik olduğunu vurgulaması kayda değer. Zira, AKP, Rusya ile ilişkisinde, Rusya ile ilişkinin bozulması halinde tepetaklak olacağını bilmenin tedirginliğiyle, Rusya'nın istediği koşullarda ilişkileri kabullenmiştir. Artık aralarında vasalite ilişkisi vardır.

Ancak bu bir sürekliliğe değil, ilişki tekelinin Rusya'da olduğuna ve birdenbire kopabileceğine işaret eder. Konu Rusya-Türkiye ilişkisi değil, Rusya-AKP ilişkisidir ve gayet kırılgandır.

Rusya o kadar rahattır ki, Perinçek gibi AKP müttefikleri dahi AKP'ye bozuk atmaktadır. Kırım Türklerinden Libya'ya dek her konuda Rusya himayeciliğini, giderek daha net ifadelerle dayatmaktadır.

Vurgulamakta fayda var: Suriye içinde, Esad'a dönük aktif savunma kapsamında askeri karşılık verebilir ancak bu durum, ilişkideki kırılmayı derinleştirir. AKP, politik kırılganlıkla Esad ve Putin'i iki ayrı yere koyuyor. Bu oyun planı işlemeyecektir. Vurulan TSK konvoyunun koordinatlarını Rusya'ya bildirmiştik diye defalarca vurgulayan hükümete karşı, Rusya'nın ısrarla "Bildirilmedi" demesi, diplomasi düzleminde "sizi biz vurdurduk" demektir. AKP temsilcilerinin hala "koordinat verdik" açıklamaları, vahameti anlayamadıklarını gösteriyor.

Mevcut koalisyon bu gibi kırılgan ve yaralı hallerde milliyetçiliğe ve dinselliğe yaslanıyor. İsrail siyonizminin Kudüs'ü mülk edinen sömürgeci saldırganlığına dönük üretilen retorik, AKP kitlesini çözülmeye karşı tahkim edici harç olarak kullanmaktadır. Bundan nemalanan AKP iken, fiili ortağı da Kürdistan özgürlük mücadelesine patlamakta, bilinen söylemini tekrarlamaktadır. İstikrarsızlıktan istifade, koalisyonun davranış çizgisi olmayı sürdürecektir.

AKP-Cemaat şebekesi ittifakı sürerken hapsedilen emekli general İlker Başbuğ'un açıklamalarına karşı AKP'nin açıklama ve nitelemeleri de önemli. Başbuğ'a cevap verirken "Şahıs... cunta... fırsat kollama... 28 şubat... vesayet heveslisi... hükümet emrindeki bürokrat" gibi ifadeler AKP'nin duygu dünyasını da yansıtıyor. AKP, açıkça Başbuğ'u cuntacılıkla suçlamaktadır. Öylesine bir ithamın ötesi vardır bu yaklaşımda. Üstelik ifadeler defaaten vurgulandı.

Ergenekon cuntası, söz konusu dava beraatla sonuçlanana, dosya hukuken tarihe karışana dek dip dalgası üreterek yol aldı. Ancak bu arada hiziplere bölündü. Perinçek'in dahil odluğu kesim, Cemaat şebekesinden boşalan kadrolara yerleşme karşılığında AKP'yi destekledi ve Rusya himayeciliğini köpürttü.

Diğer hiziplerden biri CHP yönetimine yerleşmeye ve oradan yol almaya çalıştı. Daha kapsayıcı bir ulus-devlet söylemine yaslandı. Ancak Başbuğ'un CHP muradı boşa çıktı. Ancak bir etki alanı var. Kitle mobilizasyonu kapasitesi olduğuna da emin. Son "FETÖ'nün siyasi ayağı" açıklaması ise reaksiyon almaya dönüktü. Bir eski asker olarak keşif kolu faaliyeti yürütmüş oldu. Mümkünse bunu uygun koşullarda "mevzii savaşı" ve "manevra savaşı" düzlemlerinde sürdürmeye çalışacaktır.

Durum bir krizin yanı sıra güç merkezleri çatışması ve bölünmüşlük görüntüsüdür. Tek, bütünleşik, çelişkisiz rejim analizleri Türkiye yakın tarihinin bütün dönemlerinde yanlışlanmıştır. Bunu Kemal-Karabekir çekişmesinden 1930'lar CHP'sine dek geri götürebiliriz. Mussolini ve Hitler döneminde de bu gibi iç savaşlar, kanlı tasfiyeler olmuştur. Tarafların hiçbirinin zerrece ilerici yanı bulunmayan karşıdevrimci hesaplaşmalar bundan sonra da olacaktır. Söz, eylem ve yönelim yine ve her halükarda özgür, bağımsız, birleşik bir üçüncü cepheye gelmektedir.

Oraya varmadan evvel durumu toparlamak gerek: Başbuğ, bir keşif faaliyeti yaptı, ortamı kokladı, tepkiyi gördü. Güç ilişkilerinin yeterli olgunluğa ulaşmadığını görünce örtük bir savunma pozisyonuna geçti. Ancak bir kural var politikada: Hamle yapan eğer izah etmeye mecbur kalıyorsa, oradan, o şartlarda sonuç alamaz ve karşı hamle başlar. AKP'nin "suç duyurusu" hamlesi bu kapsamda taarruzdur.

AKP böyle davranırken toplumdaki geleneksel faşistlere dönük bütün hafızayı geri çağırıyor, mal ediyor ve çeşitlendiriyor. Bundan vazgeçmeyecek ve istifadeyi azami seviyeye çıkarmaya çalışacaktır. Bu gibi karşıtlık, kutupsallık AKP'ye hareket imkanı sağlar.

Çünkü, AKP'nin karşısında yekpare blok yok. Ergenekoncu cephe dağınık. Önemli bir kesimi Rusya-AKP ilişkisinin devamı için Başbuğ'dan şimdilik uzak tutacak ama AKP'nin kendi hareket zeminlerini yok etmesine de müsaade etmeyecektir. Onlar, bir sonraki evrede hamle yapmaya ve AKP'den o şartlarda kurtulmayı planlıyor. Ancak henüz ona hazır değiller.

AKP açık olarak bir cuntayı zikrediyor, darbe olasılığını menzilde tutuyor ve bastırarak, nefes aldırmayarak engellemeye çalışıyor. Tam bu dönemde ordu içinde albay ve daha alt rütbeli subaylarda AKP'ye yakın generallere tepki olduğu yollu haber ve yorumlar dikkate değerdir ve bir oyun planının bileşenidir.

Her halükarda kriz-çatışma denklemi şiddetlenecek, açık örtük biçimlerde sürecektir. AKP, bir tür hayatta kalma refleksini güçlendiren tecrübelere sahip. Karşıtları da iktidar oyunlarında tecrübelidir. Bağışıklık kazanamadıkları alanlar da çok.

Çığ, deprem, Sabiha Gökçen'deki ölümlü kaza ve bu gibi durumlardan sonraki beceriksizlik, 'ultra devlet olduk' söylemine rağmen halkın mecbur bırakıldığı yoksulluk ve sindirme siyasetinin en katı biçimlerde uygulanırken ortaya çıkan görüntüler kırılganlık ögelerinden kimilerini anlatıyor ki bunlar günden güne artıyor. Maharet bu başlık ve imkanları toplumsal özgürlük mücadelesi üzerinden ele almak, daha somut olarak da toplumsal örgütlenmelerde somutlamaktır.