21 Temmuz 2024 Pazar

Buldan: 21. yüzyıl kadın mücadelesinin ve kadınların zafer yüzyılı olacaktır

Parlamento Kadın Grubu toplantısında konuşan HDP Eş Genel Başkanı Pervin Buldan, "21. yüzyıl kadın mücadelesinin yüzyılıdır ve yine kadınların zafer yüzyılı olacaktır" dedi.

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Pervin Buldan, partisinin Parlamento Kadın Grubu toplantısında konuştu. Kadın milletvekilleri, Kürt Milli Kıyafet Bayramı dolayısıyla toplantıya ulusal kıyafetleriyle katıldı. Toplantıya çeşitli kentlerden gelen HDP'nin il ve ilçe örgütlerinden kadın yöneticileri, SKM, Barış Anneleri Meclisi üyeleri ile sendika ve meslek örgütlerinin kadın temsilcileri katıldı. Tutuklu kadın siyasetçilerin fotoğraflarının taşındığı toplantıda, kadınlar "Jin jiyan azadî" sloganları attı.

'GAZETECİLERİN TUTUKLANMASINI KINIYORUZ'
Buldan, Yeni Yaşam Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Ferhat Çelik ve gazetenin Sorumlu Yazı İşleri Müdürü Aydın Keser'in tutuklanmasına tepki gösterdi. Buldan, "Bu ülkede gazetecilere yönelik hukuk dışı tutuklamalar devam ediyor. Geçen hafta gazeteciler, yazarlar tutuklandı. AKP yargısı eliyle gerçekleştirilen bu hukuk dışı tutuklamaları HDP olarak kınıyoruz. Biliyoruz ki, iktidar ne yaparsa yapsın hakikatin sesini kesemeyecektir, gerçekler asla karanlıkta asla kalmayacaktır" dedi.

'HALKIN İRADESİNE KELEPÇE VURAMAZSINIZ'
Hakkında 9 yıl 4 ay hapis cezası verilen Diyarbakır Büyükşehir Belediye Eşbaşkanı Selçuk Mızraklı'ya verilen cezanın siyasi olduğunu belirten Buldan, "Selçuk Başkan kayyum yolsuzlukları ve hırsızlıklarını ortaya çıkardığı için özellikle hedef alınan bir belediye eşbaşkanımızdı. Halk iradesine kelepçe vuranlar elbet gerçek adalet önünde tüm bu hukuksuzlukların hesabını teker teker verecekler. Adaletten kaçamayacaklar. Buradan bir kez daha hem Selçuk Başkana hem de tutuklanan gazetecilere selamlarımızı ve dayanışma duygularımızı gönderiyoruz" diye konuştu.

'21. YÜZYIL KADIN MÜCADELESİNİN YÜZYILIDIR'
Tutuklu kadın siyasetçileri ve dünya çapında gelişen kadın hareketlerinin öncülerini selamlayan Buldan, kadınların 8 Mart'ta her yerde alanlara çıktığını söyledi. Buldan, "Hep birlikte özgürlüğü haykırdık, eşitliği haykırdık. Hep beraber 'Biz buradayız. Umut ve cesaret biziz. Örgütlü gücümüzle birlikte olacağız' dedik. Hep söyledik yine söylüyoruz: 21. yüzyıl kadın mücadelesinin yüzyılıdır ve yine kadınların zafer yüzyılı olacaktır" diye belirtti.

Kadınlar için yaşamın sadece Türkiye'de değil, tüm dünyada zorlu bir dönemeçten geçtiğini ifade eden Buldan, "Erkek rejimler ve faşizm dünyanın neresinde olursa olsun aynıdır ve kadın düşmanıdır. Kadınların iki asırdır yürüttükleri mücadeleler ve verdikleri ağır bedeller sonucu elde ettikleri haklar, kazanımlar sadece Türkiye'de değil birçok coğrafyada bugün büyük tehlikeler altındadır. Kadınların yerel ve uluslararası sözleşmelerce güvence altına alınmış, yasalaşmış birçok hak bugün belli tehlikelerle karşı karşıyadır. Ancak, kadınlar bulundukları her yerde eş zamanlı olarak savaşa, erkek şiddetine, doğa talanına, sömürüye ve ayrımcılığa karşı toplumu savunmak ve doğayı korumak için ayaktadır. Latin Amerika'da, Afrika'da, Avrupa'da, Türkiye'de ve Ortadoğu'da kadınlar şiddete karşı çıkmak için, güvence altına alınan haklarına sahip çıkmak için ayaktadır" diye kaydetti.

'MÜCADELE ZAFERE GÖTÜRECEKTİR'
Irkçı, tekçi ve cinsiyetçi yönetimlere alternatif siyasal sistemler ortaya koyma iddiasında olan birçok mücadelenin merkezinde kadınların yer aldığını söyleyen Buldan, "Bu yeni eylem ve mücadele hak ve eşitlik talep eden herkese cesaret ve ilham vermektedir. Kesintisiz bir mücadele sonucu kürtaj hakkını kazanan İrlandalı kadınların mücadelesi ile kadın düşmanı IŞİD karanlığını durduran Rojavalı kadınların bize gösterdiği gibi uzun soluklu ve sürekli mücadele bizi zafere götürecektir. Türkiye'de de kadın mücadelesi yeni bir direniş dalgası ortaya koymaktadır. Artan kadın kırımına karşı kadınlar her yerde faşizme karşı direnmektedir, direnmeye devam etmektedir. Çünkü kadınların bedeni ve kadın kazanımları ağır saldırı altındadır. 18 yıllık AKP erkek iktidarı kadınların haklarını ve kazanımlarını ortadan kaldırmak için kadın karşıtı politikalarına olanca gücüyle ağırlık vermektedir. Günde neredeyse 3 kadının katledildiği, şiddetin erkek devlet-erkek iktidar-erkek yargı eliyle teşvik edildiği ağır bir süreç yaşıyoruz" diye konuştu.

'KADINLARA İŞKENCE YAPTILAR'
Bunun en son örneğini İstanbul Taksim'de gördüklerini kaydeden Buldan, "Kadınlar her şeye ama her şeye rağmen, tüm engellemelere rağmen Feminist Gece Yürüyüşünü gerçekleştirdi. Yürüyüş sonrası polis gaz bombalarıyla, plastik mermiyle saldırdı. Kadınlar şiddet uygulanarak gözaltına alındı. Hem de 8 Mart Dünya Kadınlar Günü'nde bunu yaptılar. 8 Mart'ta kadınlara işkence yaptılar. Hem gözaltına alınırken hem otobüste hem de götürüldükleri yerlerde kadınlar şiddete uğradılar. Mültecilere gaz bombası atan Yunanistan'a 'Savunmasız insanlara gaz sıkmak barbarlıktır' diyen AKP İktidarının sözcülerine bunu hatırlatıyorum. 8 Mart'ta Taksim'de kadınlara yaptığınızın bundan bir farkı var mı? Hiçbir fark yok. Kadınlara saldırılırken AKP Genel Başkanı pişkin bir şekilde 'Kadınların özgürlük alanını genişlettik' diye bir açıklama yapıyor. Siz özgürlüğü değil kadın düşmanlığını genişletiyorsunuz. Kadınlar bunu görmüyor mu sanıyorsunuz? Siz kadın düşmanısınız. Bu sabittir. Tarihe de böyle geçtiniz. Bundan sonra kadınlar bunun bilinciyle hareket edecekler. Bunların bir bakanı da var ya ismini söylemeyeceğim: Kültürel terörizmden söz ediyor: 'Sözde kadın hakları, kadın özgürleştirmesi, kültürel terörizmin parçasıdır' diyor. Kadınların hak arayışını 'terörizm' olarak nitelendiren bu kafa kadın düşmanıdır. İşte bu kafanın yönetimde olduğu bir ülkede her gün kadınlar katlediliyor" diye belirtti.

'UCU AKP'YE DOKUNUYOR'
Buldan konuşmasının devamında şu ifadelere yer verdi:
"Rabia Naz, Emine Bulut, Nadira Kadirova, Şule Çet… Bu isimleri biz biliyoruz ancak bu isimleri unutturmaya çalışanlar var, onları da biz iyi tanıyoruz. Öyle bir yargı düşünün ki Nadira Kadirova davası çok kısa sürede takipsizlikle sonuçlandı. Çünkü ucu AKP'ye dokunuyordu. Elazığ'da Kırgızistan uyruklu kadın gazeteci Yeldana Kaharman şüpheli bir biçimde öldü ve intihar olarak kayıtlara geçirildi. Ama yine burada da işin ucu yine bunlara AKP'ye dayanınca olayın üzeri kapatıldı. Munzur Üniversitesi öğrencisi Gülistan Doku iki aydır kayıp. İktidar, Doku'nun bulunmaması için özel bir çaba göstermektedir. Öyle ki milletvekili arkadaşlarımızın verdiği soru önergesinde Doku'nun kaybolmasından sorumlu kişinin ismi kayıtlara geçmesin diye TBMM Kanunlar Kararlar Dairesi tarafından sansürlenerek bu önergeler kayıt altına alınıyor. Yine; Dersim'de kadın öğrencilerin güvenlik görevlilerinin yoğun takip ve tacizine maruz kalması, Dersim'de iktidarın sürdürdüğü özel bir politikanın varlığını bize göstermektedir. Hayatın her alanında olduğu gibi yargıda da erkekleri koruyan zihniyet karşımıza çıkmaktadır. Hele ki şiddeti uygulayan bir kamu personeli ise, polis veya asker ise yandaş ise üstü daha çabuk kapatılıyor.

'EN AĞIR YÜKÜ KADINLAR YAŞIYOR'
"Saray'da inşa edilen tek adam erkek sistemi evde, sokakta, işyerinde, kamuda, siyasette kurulan erkek iktidarına dayanmaktadır. Ve bu iktidar kadın kazanımlarını sistemli bir biçimde hedef almaktadır. Bu nedenle kazanılmış bir hak olan nafaka hakkı kadınların elinden alınmaya ve kadınlar yoksulluğa mahkûm edilmeye çalışılmaktadır. Erkek şiddetine karşı kadınları koruyan İstanbul Sözleşmesi iktidar eliyle ortadan kaldırılmak istenmektedir. Kadınlar çalışma yaşamının dışında bırakılarak eve mahkûm edilmek istenmektedir. Çalışabilecek durumda olmasına rağmen 20 milyonu aşkın kadın işgücüne dâhil edilmemektedir. Kentlerdeki genç kadın işsizlik oranı yüzde 36'dır. Bölgede ise durum çok daha kötüdür: Kadınların yüzde 87'si işsizdir. KHK'lerle binlerce kadını işsiz ve yoksul bıraktılar. Sosyal yardıma başvuranların yüzde 80'i yine kadınlardır. Ekonomik krizin en ağır yükünü yaşayan biz kadınlarız.

'HDP'NİN KADIN SİYASETİ HEDEF ALINIYOR'
"Biliyorsunuz, bu erkek iktidar kadınların en büyük kazanımı olan HDP'nin kadın siyasetini ve kadın kazanımlarını hedef almaktadır. Çünkü toplumsal cinsiyet eşitliği ve özgürlüğü için HDP'de süren kadın mücadelesi dünya kadın mücadelesinden güç almakta ve dünya kadınlarına da ilham vermektedir. HDP'li kadınların yerel yönetimlerde, parlamentoda ve sokakta verdiği eşit temsiliyet mücadelesi bütün kadınların ortak kazanımıdır. Bu nedenle HDP aynı zamanda bir kadın partisidir. Hayata geçirdiğimiz eşbaşkanlık sistemi yalnızca toplumsal cinsiyet eşitliği açısından değil aynı zamanda demokrasi adına da önemli bir kazanımdır. Bu nedenle bize yönelmekteler. Gaspçı kayyımlar ile eşbaşkanlığa saldırmaktalar. Belediyelerimiz bünyesinde kurulan kadın kurumlarımızı kapatmaktalar. Gözaltılar, tutuklamalar ve fezlekelerle bizleri sindirmeye çalışmaktalar.

"Her yolu denediler. Yasakladılar, tutukladılar, işkence yaptılar, katlettiler. Ama bizler, susmadık. Leyla Güvenler olduk açlık grevleriyle onlara yanıt verdik. Figenler, Sebahatlar, Gültanlar olduk zindanlarda direndik. Cumartesi Anneleri olduk, çeyrek asırlık adalet ve hakikat arayışımızla onlara cevap verdik. Barış anneleri olduk, alanlarda şiddetin her türlüsüne maruz kaldık ama barıştan vazgeçmedik. Eşbaşkanlar olduk. Kayyım zulmüne boyun eğmedik. Karadeniz'de Laz, Ege'de Yörük kadınlar olduk HES'lere, yıkımlara karşı durduk. Feminist kadınlar olduk, Taksim'den Yüksel'e her yerde eylemlerimizle yanıt verdik onlara. Kadın seçilmişler olduk, meclis kürsüsünü hakikat kürsüsüne çevirdik. Gazeteci olduk, gerçekleri yazdık. Roboski'de, Soma'da, Çorlu'da, Ankara Gar'da, Suruç'ta adaleti haykıran kadınlar olduk, hakikatin peşini hiçbir zaman bırakmadık. Erkeklerin tekçi anayasası değil kadınların demokratik anayasası olacaktır.

"Savaşların en ağır bedelini her zaman kadınlar ve çocuklar ödedi. Bunun en somut örneği çok uzak geçmişte değil, 2014 Ağustos'unda Şengal'de yaşandı. 5 binden fazla Êzidî kadın DAİŞ çetelerinin eline esir olarak düştü, pazarlarda satıldı. Hala binlerce kadın kayıptır. Benzer bir durum yine çok önce değil, Afrin'de yaşanmıştı. Yine, mülteciler bu kirli savaşın bedelini en ağır ödeyenlerdir. Zorla yerinden edilmenin yarattığı travma devam ederken mülteciler bir de cinsiyetçilikle, ırkçılık ve şiddetle karşı karşıyadır. Sığınmak zorunda kaldığı ülkelerde yoksulluğa, istismara mahkûm edilen, çocuklarıyla mülteci kamplarında her türlü kötü muameleye maruz bırakılan daha çok kadınlardır. Onun için biz kadınlar, barışı kurmaya kararlıyız. Savaşın karşısında her koşulda barışı savunanlarız, barışın safında duranlarız.

'SAVAŞ HALKLARIN TERCİHİ DEĞİL'
"Kaybetmeye yüz tutmuş AKP-MHP bloku iktidarlarını sürdürebilmek için savaş, yıkım ve talan politikasını olanca hızıyla sürdürmektedir. İçeride toplumla, kadınlarla mücadele halindeler, dışarıda Suriye'yle savaş içerisindeler. Evet, İdlib'te yaşanan savaş halkların tercihi değildir. Bu, iktidarın ayakta kalma çabasıdır. AKP İktidarı başından beri mezhepçi bir politikayla çeteleri destekleyerek Suriye'de yönetim değişikliğini hedefledi. Uluslararası güçlerin payandası haline gelerek Suriye iç savaşının derinleşmesinde rol oynadı. Amaçları; bir yandan kendi tekçi iktidarlarını ayakta tutmak, diğer yandan da Kürtlerin Suriye'de söz sahibi olmasını ve temsil edilmesini engellemektir.

"YANLIŞ HESAP İDLİB'TEN DÖNDÜ"
"Biz başından beri iktidarı her zaman uyardık. 'Bu savaşa son verin' dedik. 'Halklara daha fazla bedel ödetmeyin' dedik. 'Suriye'nin geleceğine Suriye halkları karar versin' dedik. Tezkerelere 'hayır' oyu verdik. Ancak iktidar HDP'lileri dinlemedi. Yanlış hesap bu kez Bağdat'tan değil İdlib'den geri döndü. Fakat bunu görecek bir göz ve akıl yok. Çıkmaları gereken yerde kalmaya devam ettikçe ülkeyi uçurumun kenarına sürüklemekteler. İdlib'de battıkça soluğu Moskova'da alıyorlar. Moskova'yla, NATO'yla, Waşington'la bugüne değin sayısız görüşme yaptılar. Geçen hafta 30 erkek Moskova'da kafa kafaya vermiş halklar adına kararlar veriyorlar. Savaşı başlatanlar onlar, yani erkekler. Ölüme yol açanlar yine erkekler. Ama ölenler halklarımız yani bizlerin çocukları.

KREMLİN SARAYI'NDAN ÇIKMIYORLAR
"2015'te, o dönemin tanığıyız, Dolmabahçe Sarayı'nda çözüm masasını devirdikleri için bugün Kremlin Sarayı'ndan çıkamıyorlar. Ama bu gerçeğin farkında değiller. Buradan AKP'ye hatırlatmak istiyorum: Suriye'den, İdlib'den size bir iktidar hikâyesi çıkmaz. Suriye'den hikâye değil ancak ve ancak siz çıkarsınız ve çıkmak zorundasınız. Türkiye'nin geleceği adına çocukların geleceği adına oradan çıkmak zorundasınız. Yol yakınken yapmanız gereken tek şey tüm varlığınızla Suriye'den derhal çıkmanızdır. Suriye'den elinizi çektiğiniz gün hem Suriye hem Türkiye hem de Ortadoğu rahatlayacaktır. Kürt düşmanlığından ve Kürtleri Suriye'de statüsüz bırakma politikasından artık vazgeçmelisiniz ve bir an önce demokratik çözümün önünü açmalısınız. Doğru olan yol Suriye'nin Suriye halklarına bırakılmasıdır. Ve eninde sonunda bu noktaya da gelecekler, bunu da biliyoruz. Çözüm ve barış ancak halklar arası diyalogla, toplumsal mutabakatla sağlanabilir. Suriye sorunu Suriye'de kurulacak masayla, Suriyelilerin kendi arasında başlatacağı diyalogla çözülebilir. Halkları dışlayan bir politikayla, Kürt karşıtı tutumla o masada hiç kimse oturamaz.

SURİYE'DE MASA ÖNERİSİ
"Kürt düşmanlığından ve Kürtleri Suriye'de statüsüz bırakma politikasından artık vazgeçmelisiniz ve bir an önce demokratik çözümün önünü açmalısınız. Doğru olan yol Suriye'nin Suriye halklarına bırakılmasıdır. Ve eninde sonunda bu noktaya da gelecekler, bunu da biliyoruz. Çözüm ve barış ancak halklar arası diyalogla, toplumsal mutabakatla sağlanabilir. Suriye sorunu Suriye'de kurulacak masayla, Suriyelilerin kendi arasında başlatacağı diyalogla çözülebilir. Halkları dışlayan bir politikayla, Kürt karşıtı tutumla o masada hiç kimse oturamaz. Bunu artık anlamanız ve kavramanız gerekir. O masada Suriye halkları ve temsilcileri olacaktır.

'MÜLTECİLER YAŞADIĞI DRAM SAVAŞ POLİTİKALARININ BİR SONUCUDUR'
"Mültecilerin yaşadığı dram, savaş politikalarının ağır bir sonucudur. Mülteciler zorla, tehditle ülkeden gönderilmekte, Türkiye'den gitmeleri için ırkçı saldırılar organize edilmektedir. Karşı taraftan ateş açılmakta, mülteciler vurulmakta, sınırın bu tarafından da gaz bombası atılmaktadır. Çoluk çocuk, kadın botlarla adeta ölüme gönderilmektedir. Bu yaşananlar tam bir insani krizdir. İnsanlığın ayaklar altına alındığının bir göstergesidir. Yıllarca 'şu kadar mülteciye baktık' diyerek övünen AKP iktidarı, şimdi gidenleri saymaktadır. 'Ne kadar kovduk' diye her gün sayı veriyorlar. İnsanları ölüme göndermekle övünen bir iktidar var karşımızda. Sınırda yaşananlar insanlık değerleriyle ulus devletlerin dayandığı insanlık dışı politika arasındaki uçurumu tüm dünyaya göstermiştir. Ulus devlet faşizmi her yerde aynıdır. Bir de utanmadan Avrupa'dan daha fazla para istiyorlar, mültecileri şantaj olarak kullanıyorlar. Şu an hala Brüksel'de para koparmanın peşindedirler.

'KİRLİ PAZARLIKLARA ALET ETMEYİN'
"Buradan iktidara çağrı yapıyorum; mültecileri zorla, tehditle göndermekten vazgeçin. Mültecileri kirli pazarlıklarınıza alet etmeyin. Avrupa'ya da seslenmek istiyorum: Kapılarınızı insanlığa açın. Mültecilere derhal açın. Mültecilere acil insani yardımı derhal yapın. Yunanistan halkının mültecilerle dayanışmak için yaptığı demokratik gösteriler insanlık adına umut vericidir. Yunan halkının mültecileri sahiplenen bu dayanışmasını biz de buradan selamlıyoruz. Yunanistan'daki bu dayanışma tüm Avrupa'da ve Türkiye'de de yaygınlaşmalıdır. Halklar arası dayanışmayla, birlikte yaşamla bu krizleri hep birlikte çözebiliriz. Dünyanın her yeri tüm insanlığın ortak yaşam alanıdır. Dünya hepimizin ortak evidir. Sınırların bir önemi yoktur. Her yurttaş dünyanın her yerinde yaşama hakkına sahiptir.

'IRKÇILIĞA KARŞI ÇIKMALIYIZ'
"Savaşa karşı toplumsal karşı duruşu daha da güçlendirmemiz gerekmektedir. Yoksulluğun nedeni savaştır. İşsizliğin nedeni savaştır. Gittikçe artan şiddetin nedeni yine savaştır. Çürümenin nedeni savaştır. Toplum kendisine ağır bedel ödeten bu savaş politikalarına karşı çıkmalıdır. İktidardan hesap sormalıdır ve barışı savunmalıdır. Barışa sahip çıkmak ortak geleceğimize sahip çıkmaktır. İşte bunun için 'savaşa hayır' seslerini daha güçlü olarak dillendirmeliyiz. İnsanlık dışı tecride mutlaka karşı çıkmalıyız. Irkçılığa, ayrımcılığa, şiddete, adaletsizliğe karşı çıkmalıyız. Çözümü ve barışı engelleyen tüm politikalara hep birlikte karşı çıkmalıyız."