6 Mart 2021 Cumartesi

Birleşik devrimin ihtiyacı: Birleşik devrimci eylem

Elbette ki politik mücadelenin ihtiyaçları değiştikçe ve geliştikçe, birleşik mücadelenin örgütsel-politik ihtiyaçları değişiklik gösterebilir. Bu hususta kesin kurallara bağlanmış ve devrimci mücadelenin kollarını bağlayan bir görüş açısı olmaz. Bugün ise birleşik mücadeleyi devrimci savaş örgütlerinden fiili meşru mücadele alanlarına kadar yürütebilecek örgütlülüklerimiz mevcuttur. Devrimci enerjinin bu örgütlerin kuvvetlendirilmesi için harcanması, birleşik mücadelenin geleceğine birlik demekten çok daha fazla katkı sunacaktır.

Son zamanlarda görülüyor ki, devrimci demokratik kuvvetler, emekçi sol örgütler ve antifaşist kuvvetler "birleşik mücadele" tartışmalarını yoğunlaştırmış durumda. Öyle ki, hemen hemen bütün değerlendirme ve analizler son kertede "birlik sorununa" çıkıyor.

Bir telaş ifadesi olarak ortaya çıkan birlik çağrıları bir yana -ki bunlar mezarlıktan geçerken ıslık çalmaya benzer- temel bir anlayış olarak kabul edilmeli ki, "birleşik mücadele" ısrarı daha etkin bir mücadele düzeyi yaratma isteğinin sonucudur. İçeriğinden ve hangi amaçla dile getirildiğinden bağımsız olarak söylenmelidir ki bu arayış faşist şeflik rejimine karşı mücadelenin kuvvetlendirilmesi için olumluluk arz eden bir arayış ve niyet beyanıdır. 

Birlik isteği ve arayışı, yalnızca devrimci öncülerin ya da emekçi soldan antifaşist örgütlerin talebiyle sınırlı değildir. Geniş halk yığınları ve devrimci demokratik kitleler de faşist saray rejiminin resmi ve sivil güçleri aracılığıyla yaratılan faşist baskıların altındadır. Bu baskıların artması, faşizmin tüm toplumsal yapıyı kontrol altına almak isteği ve faşist şeflik rejiminin kurumsallaşmış varlığı, toplumun en geniş kesimlerinde savunma ve birlik ihtiyacının doğup gelişmesine neden olmaktadır.

Ancak devrimci demokratik hareketin saflarında yürütülen tartışmaların önemli bir kesimi, bu konuda çözüme götürebilecek bir yolu takip etmenin uzağındadır. Söylenenlere bakılınca doğru görüşler ile yanlış görüşler bir arada bulunduğu görülüyor.

Oysa her konuda olduğu gibi bu konuda da doğru çözümlere ve doğru sonuçlara ancak konuyla ilgili doğru soruların sorulması ile ulaşılabilinir. Tartışmanın bir yararının olabilmesi ve benzerlerini aşarak devrimci çözümler sunabilmesi, bu temel sorularla ilgili olmak zorundadır. Aksi her çabanın, subjektif teorik ve politik değerlendirmelerden öteye gidemediği açık. Bu yüzdendir ki olması gereken yöntem siyasi pratiğin somut sorunlarını daima öne çıkarmaktır. Faşizme karşı mücadele hangi siyasi hedefe yönelmelidir? Nasıl bir antifaşist iktidar alternatifi hedeflenmelidir?

BİRLİK VE FAŞİZME KARŞI MÜCADELE
Birleşik mücadele gündeminin, faşizme karşı mücadele içerisinde daha fazla öne çıktığı biliniyor. Ancak burada bir hatırlatma yapmak gerekli. Faşizme karşı mücadele, asla ve asla burjuva demokrasisini talep etmek ya da nispi demokratik hak ve özgürlüklerin kullanımı ile yetinmek değildir. Hele ki, faşist diktatörlüğün rejimin genel karakteri olduğu Türkiye-Kürdistan'da, faşizme karşı mücadele aynı zamanda devrimci iktidar mücadelesinin en önemli parçası olmuştur. Mevcut rejim faşist karakterini burjuva demokrasisi yönünde değiştiremeyeceği için, antifaşist mücadele demokratik halk devriminin kazanılması demektir. '74-'80 devrimci yükseliş döneminde devrimci hareketlerin çokça söylediği gibi "faşizme karşı mücadele" bir devrim sorunudur ve mevcut devlet yapısını hedeflemelidir.

Bu yüzdendir ki, faşizme karşı mücadelede birlik sorununu tartışmak, olağan bir zamandaki eylem birlikteliği tartışması değil, temel bir stratejik aracın yaratılması ve ona uygun bir hareket tarzının inşa edilmesi meselesidir. Birlik ihtiyacının konuşulduğu her yerde, devrimci mücadelenin hangi yollarla, hangi araçlarla ve nasıl bir örgütle yürütüleceği de tartışılmak zorundadır. Bu anlamda birleşik mücadeleden anlaşılması gereken, mücadelenin somut ihtiyaçlarını yanıtlamak olmalıdır. Somut bir mücadele içermeyen, somut bir eylemi ve işi kendine konu etmemiş olan faşizme karşı soyut birlik çağrıları, bir niyet beyanı olmaktan öte herhangi bir sonuç doğuramaz.

O zaman soru şudur: Günün mücadele ihtiyacı nedir, hangi politik gereklilikler birleşik mücadelenin kaldıracı ve itilim kaynağı olacaktır? Elbette ki bu soruya birkaç temel yanıt verebilmek mümkün. Ancak bu temel yanıtı vermeden önce, meselenin bam telini tutmakta yarar var. Çünkü bam teli tutulmadan diğer tellere vurmak ancak gürültü çıkarılmasına sebep oluyor.

Bu bağlamda söylemek gerekirse, faşizme karşı birleşik mücadele ve birleşik devrim esprisi öz itibariyle Türkiye ve Kürdistan devrimlerinin birlikteliğini yaratma meselesidir. Öyle ki bu iki devrimi ve onun öncülerini birleştirmeyi hedeflemeyen bir anlayışın birleşik mücadeleyi tartışmasına dahi gerek yoktur. Kürdistan devrimi ve onun öncüleriyle mesafelenmeye çalışmak, devrimimizin başladığını ve dahası neredeyse sonuç alma aşamasına yaklaştığını görememek demektir. İki devrim arasına eşitsiz büyüme ilişkisinin sonucu olarak, Kürdistan devriminin Türkiye devrimine gölge edeceğini düşünmek en hafif deyimle apolitizm olur. Kürdistan devrimi yakalamış olduğu düzey itibariyle tüm devrimlere etki edebilecek, politik askeri savaşımını büyütecek, faşist rejimle daha güçlü çarpışmasının koşullarını yaratacak büyük bir devrimci motordur. Kürdistan devriminin birkaç adım uzağına geçmeye çalışmak, yürüyen ve ilerleyen devrimimize ve onun büyük devrimci olanaklarına gözlerini kapatmak kadar, niyetlerden bağımsız olarak Kürdistan devriminin dışında kalan "güvenli sularda" kalmak isteği ile eş anlama gelecektir. 

Bu temel görüş açısına bağlı kalarak, Türkiye devriminin içerisinde yer alacak devrimci, antifaşist ve emekçi soldan kuvvetlerin de birlikteliğini yaratmak, birleşik devrimimizin ilerleyeceği bir diğer mücadele zeminidir. İki devrim arasındaki eşitsiz güç ilişkisini hafifletmek, Türkiye'de biriken devrimci-demokratik kitle potansiyelini örgütlü bir güce dönüştürebilmek ve faşizme karşı mücadelenin güncel ihtiyaçlarını yanıtlamak için antifaşist birlikler yaratmak, kimsenin itiraz edemeyeceği devrimci sorumluluklardır. Tam da burada birlik çağrılarının değil devrimci eylemin somut gereklilikleri öne çıkmaktadır.

Bugünün birlik ihtiyacı, antifaşist mücadelenin savunma çizgisini aktif bir savunma olarak kavrayan; bu aktif savunmayı; faşist güçleri yıpratarak gerileten, faşist güçlerin moralini bozan, saflarını dağıtan; antifaşist güçlerin ise moralini yükselten ve halk kitlelerini mücadele etrafında örgütleyen ve giderek devrimci güçleri geliştiren bir eylem çizgisiyle sürdürecek olan; aynı zamanda doğru eylem çizgisini hayata geçirecek örgütleri yaratan ya da mevcut örgütleri büyüten zeminler üzerinde oluşturulacaktır. Söylemek gerekir ki, sorun birlik çağrılarında dile getirilen düzeyde karmaşık değildir. İsteyen herkes için somut görevler ortadadır. 

Bunun anlamı yani faşist şeflik rejimine karşı birleşik mücadelenin; a) politik askeri mücadelede, b) fiili meşru ve militan sokak mücadelesinde, c) kitle hareketi ve toplumsal hareketlerin içerisinde var edilmesi demektir.

BİRLEŞİK MÜCADELENİN DEVRİMCİ SAVAŞ CEPHESİ
Tarih boyunca faşizme karşı birleşik mücadele sorunu aynı zamanda faşizme karşı devrimci savaş gücünün yaratılması sorunuyla eş güdümlü ele alınmıştır. Çünkü bir terör rejimi olan faşizme karşı mücadele sorunu aynı zamanda onu alt edebilecek yegane biçim olan devrimci savaş gücünün örgütlenmesi demektir. Bu yüzden yüzü devrimci savaşa ve politik askeri mücadeleye dönük olmayan antifaşist birlik çağrıları stratejik hedeften yoksun, devrim iddiasından uzak demektir. Faşizme karşı mücadeleyi bir devrim sorunu olarak gören her özne bunun temel stratejik aracının büyütülmesi görevini de omuzlamak durumundadır

Türkiye-Kürdistan birleşik devrimi bugün bu stratejik aracı yaratmış ve azımsanmayacak bir savaş düzeyi oluşturmuştur. Hiç ikircimsiz söylemek gerekir ki birleşik devrim hareketi dışında, herhangi bir antifaşist politik-askeri kuvvet oluşturmak düşüncesi ancak beyhude bir çaba olacaktır. Bu örgüt, bir devrimin tarihsel anlamdaki politik askeri deneyimini omuzladığı kadar, Türkiye'de yürütülen ve azımsanmayacak ölçekli silahlı mücadele birikiminin üzerinde kurulmuştur. Ve halihazırda kırlardan kentlere kadar savaş büyütmeye çalışmaktadır. Bu yüzdendir ki "sıfırdan başlanıyormuş" gibi davranmak gereksizdir. Devrimci savaş cephesinden yürütülen birlik tartışmaları birleşik devrim hareketine işaret etmek ve bu cepheyi büyütmek durumundadır. Görev, bu cephenin somut ihtiyaçlarına yanıt üretmektir. Eğer birlik çağrısı yapılıyorsa da bu birleşik devrim hareketine çağrı biçiminde olmalıdır. Devrimci savaşı önermeyen herhangi bir birlik çağrısı ise o daha en baştan gökkubbede hoş bir seda olarak kalacaktır.

BİRLEŞTİRİCİ GÜÇ DEVRİMCİ EYLEMDİR
Antifaşist mücadelenin bir diğer ihtiyacı da fiili meşru militan mücadelenin yükseltilmesidir. Sokakların teslim alındığı, devrimci politikanın tasfiye edilmek istendiği, hak alıcılık yerine muhalefetçiliğin öne çıktığı, devrimci demokratik kitle hareketinin göreli olarak geri çekildiği koşullarda öncü çıkışların ve sokakta dövüşmenin önemi her zamankinden fazladır. Mevcut durumun aşılması için sokağı zorlayan ve militanca dövüşen bir eylem düzeyinin yaratılması gerektiği herkesin kabulüdür. Ve bunun bir yolunun da devrimci eylem birlikteliklerinden geçtiği açıktır. 

Bu hususta, devrimci eylem birlikteliğinin zemini masa başı tarifler değil, somut eyleme odaklanmış, merkezinde sokak olan bir hareket tarzıdır. Bugün kimi politik gündemler etrafında devrimci eylem birlikteliği geliştirmenin önünde hiçbir engel yoktur. Elbette ki bu amaca uygun örgütler de inşa edilebilir ve bunun önünde kategorik bir itiraz olamaz. Ancak faşizme karşı mücadelemizin tarihi gösteriyor ki, bunun ilk adımı da sokakta gerçekleştirilen ve antifaşist mücadele içinde pişen devrimci eylem birliklerinden geçiyor. İlgilileri için basit bir google taraması dahi, hiçbir eylem gerçekleştirmeyen ancak kendisini birleşik mücadelenin yeni adresi olarak tanımlayan sayısız örnek çıkaracaktır. Tabandan gelişen ve sürekli bir direniş çizgisini benimsemek ise vakit kaybetmeksizin faşist şeflik rejiminin kolluk kuvvetleriyle çarpışmayı, tutuklanmayı da içeren militan bir çizgide tutum almak ve bu iddiadaki devrimci demokratik kuvvetlerle yan yana gelmektir. 

Halk özsavunmasının örgütlenmesi için de kararı çoktan alınmış, şekli ve içeriği belirlenmiş bileşik mücadele örgütleri mevcuttur. Devrimci kitle şiddetinin üretilmesi için birleşik mücadele zemini ihtiyaçsa hali hazırda öngörülen birleşik devrimin direniş komiteleri harekete geçirilmeyi bekliyor. Devrimci öncülerdeki enerji, birlik çağrılarını yinelemek yerine bu örgütlerin işlevli kılınması için harcansa çok daha hayırlı sonuçlar yaratacağı açıktır.  

Benzer bir sorun toplumsal kitle hareketinin örgütlenebileceği birleşik mücadele örgütleri ile ilgili tartışma için de geçerlidir. Öyle ki halihazırda belki de onlarca platform, cephe, inisiyatif ya da devrimci güç birlikteliği örgütü mevcuttur. Peki öyleyse bugüne kadar olmayanı bundan böyle olduracak olan nedir? Görülüyor ki sorun, eylem ve hareketin noksanlığıdır. Hangi yeni birleşik mücadele örgütü inşa edilirse edilsin sokağa çıkmadan, devrimci kitle politikası yürütmeden ve örgütlü yapısıyla bu birleşik mücadelenin öznesi olmadan sonuç aynı olacaktır. Bu görüş açısı, değişmediği müddetçe yeniler de çok kısa sürede eskisine benzeyecektir.

Birleşik mücadelenin, devrimin stratejik örgütlenmesi olan parti düzeyinde inşası ise çok daha kapsamlı ve derinlemesine ele alınmayı gereken başka bir konudur. Görülüyor ki, bu gündem sol hareket içerisinde epeyce yer edinmiştir. Lakin bu toprakların başarılı olan tek birlik deneyimi gösteriyor ki, bunu başarmak bir süreç işi olduğu kadar ideolojik-politik-teorik ve örgütsel harmanlanma meselesidir. Böylesi stratejik konuların üzerinden atlayarak, ya da bir anlamda "oldu-bitti" biçiminde düşünerek birlik çağrısı yapmak, sonucu hüsranla bitecek acı bir tecrübe olacaktır. Devrimci hareket, çokça yaşadığı bu acı tecrübeyi -ne yazık ki- yakın tarihinde bir kez daha görmüştür.

Peki, ne yapılmalı? Elbette ki politik mücadelenin ihtiyaçları değiştikçe ve geliştikçe birleşik mücadelenin örgütsel-politik ihtiyaçları değişiklik gösterebilir. Bu hususta kesin kurallara bağlanmış ve devrimci mücadelenin kollarını bağlayan bir görüş açısı olmaz. Bugün ise birleşik mücadeleyi devrimci savaş örgütlerinden fiili meşru mücadele alanlarına kadar yürütebilecek örgütlülüklerimiz mevcuttur. Devrimci enerjinin bu örgütlerin kuvvetlendirilmesi için harcanması, birleşik mücadelenin geleceğine birlik demekten çok daha fazla katkı sunacaktır.