14 Ağustos 2020 Cuma

Berçem Öter yazdı: Faşist şef Erdoğan'ı Ayasofya 'fetih'i kurtaramayacak

Erdoğan'ın Ayasofya kararının mottosu, milliyetçilik, gerici Sünni-İslam histerisi ve şovenizmdir. Yeni tipte başkanlık sisteminin bir ürünüdür. Erdoğan, sadece kendi tabanını değil, fetihçi zihniyeti de kucaklama yoluna gidiyor. Henüz kararın resmi gazetede yayınlandığı günün akşamı Ayasofya önünde namaz kılmak üzere örgütlenen kitle yoluyla, tüm kesimlere faşist şefin liderliği etrafında birleşme çağrısı bir orta oyunu misali sergilenmiş oldu. 

Danıştay'ın 2 Temmuz 2020 tarihli kararıyla 24 Kasım 1934 yılından bu yana müze statüsünde bulunan ve insanlığın ortak kültürel mirası kabul edilen Ayasofya, artık cami olarak kullanılacak. 24 Temmuz'da ibadete açılacağı duyurulan Ayasofya Müzesi'nin ismi Ayasofya-i Kebir Camii olarak değiştirildi. Faşist şefin yangından mal kaçırırcasına cami ilan ettiği Ayasofya bir müze olmanın ötesindedir. Hıristiyan Ortadoks mezhebi için kutsal sayılan ve kültürler açısında bir simge olan Ayasofya üzerinden siyasi rant savaşımı elbette yeni değildir. Osmanlı'dan günümüze Ayasofya fetihçi zihniyetlerin fetih alanı kılınmıştır. Osmanlı İmparatorluğu döneminde İstanbul'a egemenliğin, emperyalist işgal için İstanbul'un fethinin, Kemalizm için laik cumhuriyetin, Erdoğan içinse İslam-Türk sentezinin liderlik simgesi kılınmak istenmektedir.

Erdoğan, 18 Mart 2019'da "Ayasofya'nın belirli bir bölümünde namaz kılınıyor. Ayasofya'nın yeniden cami olarak ibadete açılmasının getirisi götürüsü var. Bu kararın faturası bizim için çok daha ağırdır. Bizim dünyada binlerce camimiz var. Bunların hesabını yapmıyorlar. Ben bir siyasi lider olarak bu oyuna gelecek kadar istikametimi kaybetmedim" derken; "Ayasofya'yı haklı kararlılığımız sonucu olarak ibadete açtık. Kimin ne dediğine değil, milletimizin ne istediğine bakarak bu kararı aldık" sözleriyle yeni kararını savundu. Tekçi zihniyetini her zeminde milletle temellendirme yoluna giden Erdoğan'ın kararının milletle ilgisi olmadığı kesin.

Erdoğan'ın Ayasofya kararı yeni tipte başkanlık sisteminin bir ürünüdür. Faşist şeflik rejiminin ideolojik dayanağının Necip Fazıl Kısakürek'in "Başyücelik" kuramı olduğu bilinmektedir. Ayasofya kararını gelecek tahayyülü olarak Necip Fazıl 55 yıl öncesinden buyurmaktadır: "Ayasofya açılmalıdır!/ Türk'ün kapanık bahtiyle beraber açılmalıdır./ Ayasofya'yı kapalı tutmak, mânada bütün camileri ve cami mefhumunu kapalı tutmaktır./ Bu gün mü, yarın mı bilemem!/ Fakat Ayasofya açılacak!/ Türkün bu vatanda kalıp kalmayacağından şüphesi olanlar, Ayasofya'nın da açılıp açılmayacağından şüphe edebilirler./ Allah tarafından mühürlenmiş kalplerin kapısını mühürlediği Ayasofya, yine onların ayni şekilde mühürlemeye yeltenip de hiç bir şey yapamadığı, günden güne kabaran akınını durduramadığı ve çığlaşacağı günü dehşetle beklediğim mukaddesatçı Türk Gençliği'nin kalbine eş açılacak..." 

Erdoğan, Ayasofya'yı cami yaparak Necip Fazıl'ın beklenen Başyücesi olduğunu bir kez daha ilan ediyor. Yine Ayasofya'nın müze olması kararını alan M. Kemal'in kararına karşı kararla, Kemalizmi yeni bir zeminde daha dönüşüme uğratarak politik İslam lehine toplumsal restorasyonu güçlendirmek istiyor. Bu yolla kendini Sünni-Türk sentezinin lideri ilan ediyor. Hal böyleyken Ayasofya'da ilk ibadet tarihinin Lozan Anlaşması'nın imza tarihi olan 24 Temmuz olarak belirlenmesi tesadüfi değildir. Siyaseten kendini üretemeyen Erdoğan, uzun zamandır sembollerle savaşıyor ve semboller yoluyla yeni bir tarih yazımı yapma yoluna gidiyor. Osmanlı ile kendi dönemi arasında doğrudan tarihsel bağ kurmanın önünde engel gördüğü tüm tarihsel bilgi, belge ve simgeleri manipüle etme pahasına yeniden tanımlıyor ya da yokmuş gibi davranıyor. Geleceğinin olmadığını ve Necip ustasının 'Başyücesi' olma vasfı ve imkanı bulunmadığını bilmenin hırs ve öfke histerisiyle her gün daha fazla çirkinleşiyor.

Erdoğan'ın Ayasofya kararının mottosu, milliyetçilik, gerici Sünni-İslam histerisi ve şovenizmdir. Kararla, 'devlet büyüğümüz Sünni alemin ve Türklerin lideridir' mesajı verilmek isteniyor. Bu ilan fetihi de sembolize eden Ayasofya üzerinden yapılıyor. Erdoğan'ın Ayasofya kararını savunurken sıklıkla Fatih Sultan Mehmet'e göndermeler yapması da bundandır. Uluslararası ilişkiler açısından da sarsılan vizyonu düşünüldüğünde Erdoğan, simge semboller yoluyla kendisini Sünni-İslam'ın liderliğiyle ne olursa olsun vazgeçilmez göstermek istiyor. 

M. Kemal'in 86 yıl önce uluslararası ilişkilerin gereği ve laik cumhuriyetinin simgesi olarak müze statüsü verdiği Ayasofya'yı, Erdoğan cami yaparak Sünni-İslam rejiminin simgesel yapısını oluşturuyor. Çamlıca ve Taksim camilerinin inşası sonrasında Ayasofya Erdogan'ın cami üçlemesini tamamlıyor. 

Erdoğan, sadece kendi tabanını değil, fetihçi zihniyeti de kucaklama yoluna gidiyor. Henüz kararın resmi gazetede yayınlandığı günün akşamı Ayasofya önünde namaz kılmak üzere örgütlenen kitle yoluyla, tüm kesimlere faşist şefin liderliği etrafında birleşme çağrısı bir orta oyunu misali sergilenmiş oldu. MHP, CHP, İYİP, VP, BBP, SP'si dini, milli ve fetihçi ruhlarıyla alkış kuyruğuna girdiler. Ne de olsa Peygamber'in "kutsal" saydığı kentin kutsal mekanının camiye dönüştürülmesinin rantı mevzu bahis olan. Damat Albayrak "Bekleyin gençler! Ama bugün ama yarın Ayasofya açılacak" sözleriyle küçük fatih olduğunu peşinen ilan telaşına kapılırken, CHP'li Muharrem İnce ise davet olması halinde Ayasofya'da ilk namaza duracaklar arasında olacağını ilan edip, bunun da M.Kemal'in yüzü suyu hürmetine mümkün olduğunu söyleyerek kemiksiz siyasetine kılıf uyduranlardan oldu. Tarihin ironisine bakın ki Muharrem İnce, düne kadar hararetle savunduğu Lozan Antlaşması'nın imzalandığı 24 Temmuz'da Ayasofya'da namaza davet bekliyor. Muharrem İnce'nin faşist şef karşısında aldığı pozisyon Cumhurbaşkanlığı seçimlerindeki adaylığında zaten tescillenmişti. 

Faşist şef, uzun zamandır aşınan imajını ve eriyen kitle tabanını hamaset siyaseti ile milliyetçi, dinci ve fetihçi histeriyle tazelemek istese de, yaşadığı kriz bu yolla çözemeyeceği kadar derindir. Ekonomik krizin yarattığı toplumsal çöküntü ve Erdoğan'ın kendini yeniden üretme kriz, çözümsüzlük girdabındadır. Şimdilerde yarattığı sanal düşman kilise çanları karşısına koyduğu cami minarelerinden yükselteceği ezan sesleriyle sanal fetih liderliğini tescillediğine inanıyor. Toplumsal olarak biriken tüm sorunları bu yolla yönetebileceğine ve görünür olmaktan çıkarabileceğine inanma gafletini de yaşıyor mu bilinmez, ama Erdoğan için bir fetih tarihi yazımı ufukta görünmüyor. Toplumsal ve kültürel olarak insanlığın mirası olan ve bu güne kadar bir bölümü zaten ibadete açık olan Ayasofya'nın bütününde kılınacak namaz toplumun eşitlik, adalet, özgürlük istemlerini karşılamayacak ve Erdoğan ne yaparsa yapsın faşist, tekçi iktidarını korumayı başaramayacak. Erdoğan adını ne koyarsa koysun Ayasofya tüm insanlık için kültürel ve inançsal bir simge olarak toplumsal hafızada kalacak.