26 Şubat 2021 Cuma

Başaramadılar, başaramayacaklar!

Bugün açıkça görülüyor ki, parti, öncü politik savaşım tarzıyla, mücadelenin bütün biçimlerini etkili ve ahenkli kullanma kapasitesiyle, devrimci ve demokratik cepheleşme anlayışıyla, emekçilerin ve ezilenlerin kitlesel hareketlerine önderlik etme hazırlığıyla, ideolojik ve örgütsel olarak kendini yeniden üretme yeteneğiyle, fiili meşru mücadele cephesindeki siyasal ve örgütsel dinamizmiyle, faşist şeflik rejimi nezdinde kesinkes alt edilmesi gereken başlıca bir tehdit odağı. Faşist karşıdevrimin kesintisiz ateşi altında devrimci yürüyüşümüzü hızlandıracağız. “Faşizmi yıkacağız, özgürlüğü kazanacağız”. Mutlaka kazanacağız!

Faşist şeflik rejimi, toplu gözaltı ve tutuklama saldırısıyla, bir kez daha komünist öncüyü hedef aldı. Onun art arda gerçekleştirdiği saldırıların bu sonuncusu da, yine, bir yandan komünist öncünün bedelleri göğüsleme kararlılığına ve politik mücadeleyi büyütme iradesine, diğer yandan antifaşist güçlerin birleşik dayanışma ve karşı durma pratiğine çarptı. Bu komplocu gözaltı ve tutuklama saldırısını boşa çıkarmanın onurunu ise elbette en başta, faşist polis karargahlarında başları dik duran, bu duruşla emekçilere ve ezilenlere antifaşist direniş cesareti ve azmi aşılayan devrimciler taşıdı.

20 Temmuz 2015 faşist saray darbesinden bugüne, beş yılı aşkın bir süre boyunca, Türkiye ve Kürdistan’da sayısı binleri bulan ölümsüzün, on bini geçen politik tutsağın, demokratik veya özgür alanda direnen sayısız devrimcinin ve antifaşistin omuzlarında yükselen mücadele, işçilerin ya da Kürtlerin, kadınların ya da öğrencilerin belirli anlarda sahneye çıkan kitlesel sokak hareketlerini de içererek, faşist şef Erdoğan’ın politik programını uygulamasını frenledi. Öyle ki, saray iktidarı, emekçileri ve ezilenleri tam bir korku, umutsuzluk, yılgınlık zindanına kapatmaktan, daha doğrudan ifade edersek, faşist devlet terörünü toplumsal ve siyasal hayatın her boyutunda gitgide tırmandırmaktan başka çare bulamaz oldu. Faşizmin tarihsel karakteri olan bu “çare”, öncelikle, mücadelenin ön siperlerinde dövüşenleri, komünistleri ve devrimcileri, Kürt ulusal demokratik mevzilerini karşıdevrimci yaylım ateşi altına almakta cisimleşti.

Bugün açıkça görülüyor ki, parti, öncü politik savaşım tarzıyla, mücadelenin bütün biçimlerini etkili ve ahenkli kullanma kapasitesiyle, devrimci ve demokratik cepheleşme anlayışıyla, emekçilerin ve ezilenlerin kitlesel hareketlerine önderlik etme hazırlığıyla, ideolojik ve örgütsel olarak kendini yeniden üretme yeteneğiyle, fiili meşru mücadele cephesindeki siyasal ve örgütsel dinamizmiyle, faşist şeflik rejimi nezdinde kesinkes alt edilmesi gereken başlıca bir tehdit odağı. Sarayın gözü dönük faşist İçişleri Bakanının komünist öncüye özel ilgisi bu yüzden. Faşist devlet aygıtının, ideolojik-politik tasfiye ablukasından sonuç alamadıkça, ümidini gitgide örgütsel tasfiye hamlelerine bağlaması bu yüzden. Alelacele kurulmuş aşağılık kovuşturma tezgahlarıyla toplu gözaltı ve tutuklama saldırılarının adeta aylık faşist rutine dönüştürülmesi bu yüzden. Gözaltında devrimcilere fiziki veya manevi işkence yapmakla kalmayan, polis baskınında yasal partinin tabelasını parçalayan, yasal basın kuruluşunun bilgisayarını kıran, ölümsüz devrimcilerin duvara asılı resimlerini yırtan kudurganlık bu yüzden. Ezilenlerin gazabından kurtulamayacak olan işbirlikçi ve itirafçı birkaç düşkünden böylesine medet ummaları da bu yüzden. Onca saldırıya rağmen komünist öncünün belini kırmayı ve aklını rehin almayı, politik bakımdan etkisizleşmesini sağlamayı, işçilerle ve ezilenlerle bağını koparmayı, kadro rezervini kurutup tüketmeyi başaramadıkça, adeta öfkeden deliye dönüyorlar.

Fakat öfkeden deliye dönmek hiç de bir siyasi güç göstergesi değil. Bunu görmek için, faşist AKP-MHP blokunun 2021’in bu ilk ayında hemen akla gelen siyasi yönelimlerine şöyle bir bakmak yeterli.

Derneklere ve vakıflara da kayyumla el koymalarının önünü açan kanunu çıkardılar. Polisi ağır silah kullanma yetkisiyle donattılar. Burjuva muhalefetin parti yöneticilerine ve gazetecilerine faşist güruhlar eliyle gözdağı saldırıları düzenlediler. Medya Savunma Alanları, Mahmur ve Şengal’in işgali için Bağdat’ta ve Hewler’de yeni görüşmeler yaptılar. “HDP kapatılsın” naralarını yükselttiler. Türkiye kentlerindeki gözaltı ve tutuklama terörüne, Kuzey Kürdistan’daki askeri saldırılara ve sömürgeci zulme son sürat devam ettiler.

Öte yandan, ABD ve AB’ye diplomatik uzlaşı mesajları vererek, ekonomi ve hukuk reformları sakızını çiğnemeyi sürdürerek, Batılı emperyalizmle taşımakta zorlandıkları gerilimli ilişkileri dengeleme denemelerine soyundular. Saadet Partisi’nin eski siyaset esnafıyla temas ederek, AKP uzantısı sahte bir Kürt partisi kurmak için nabız yoklayarak, Sarayın ciddi bir aşınmaya uğrayan yığın desteğini tekrar genişletme, burjuva iktidar meşruiyetinin biçimsel hukuki dayanağı işlevini henüz tümden yitirmemiş olan seçimlerde oy çoğunluğunu tekrar sağlama çabasına girdiler.

Erdoğan diktatörlüğü siyaseten sağlam bir durumda değil. Politik İslamcı faşist şeflik rejiminin toplumsal ve siyasal temelleri pekiştirilmiş değil. Her şeyden önemlisi, faşist saray iktidarının en çok korktuğu “düşman”, emekçilerin ve ezilenlerin devrimci ve demokratik mücadelesi, bütün o dizginsiz polis-mahkeme-hapishane terörüne, bütün o zalim katliamcı saldırganlığa, bütün o pervasız psikolojik savaşa rağmen, bastırılabilmiş değil. Demek oluyor ki, Erdoğan’dan Bahçeli’ye uzanan faşist iktidar zevatının, Boğaziçi Üniversitesi’ndeki kayyum rektöre karşı direnişte yeni bir Gezi-Haziran ayaklanması kabusuna tutulması yersiz ve nedensiz değil.

Evet, faşist şeflik rejimi aralıksız saldırmasına karşın, o karşıdevrimci gayesine, Türkiye ve Kürdistan topraklarında bir mezarlık sessizliğini hakim kılma hedefine erişemiyor. Emekçilerin ve ezilenlerin mücadeleci güçlerine boyun eğdiremiyor, komünist öncüyü fiili meşru mücadele sahasındaki antifaşist direniş eylemleri kümesinin odağındaki yerinden söküp atamıyor.

İşte Ankara’dan Antalya’ya, Rize’den Adana’ya, Muğla’dan Samsun’a, Mersin’den Dersim’e, Amed’den Van’a uzanan, Avrupa kentlerinde yankılanan, faşist gözaltı ve tutuklama saldırısının hedefindeki komünistler ve devrimciler etrafında halka halka örülen politik dayanışma pratikleri…

İşte komünist öncünün politik mücadeleyi büyütmeye kilitlenmiş dipdiri devrimci iradesi, önüne çekmiş olduğu birleşik politik kitle kampanyası görevlerini omuzlamanın güncel planda bu faşist saldırganlığı püskürtmekle ilişkisini derhal kavrayan devrimci bilinci…

İşte tutsaklıklarla boşalan nöbet yerlerini doldurmak için öne atılan, darbelenen örgütlerini vakit kaybetmeksizin yeniden kurmaya girişen, emekçi ve ezilen kitlelerle ilişkilerini durmaksızın tazeleme ve genişletme kararlılıklarını bileyen, basındaki, sanat kurumundaki, mahalledeki ya da havzadaki devrimci görevlerine daha sıkı sarılan devrimci sosyalistler...

İşte Boğaziçi direnişinde faşist polis duvarını yıkan antifaşist öfkenin ön saflarında ışıldamış sosyalist gençler, faşizmin erkek tahakkümünü altüst etme mücadelesini örgütledikleri için saray güdümlü psikolojik savaş medyasının manşetlerine girmiş genç kadınlar…

İşte antifaşist cephenin genişlemesini sağlamak için kesintisiz bir devrimci çaba gösterme sorumluluğu yüklenmiş, faşist şeflik rejiminin saldırganlığını bir kez daha devrimci birleştiricilik ve cepheleşme çizgisiyle yanıtlamış komünist öncü duruş…

Bütün bu gerçekliğiyle komünist öncünün yanmakta olan direniş odaklarıyla bütünleşmesini ve onları devrim potasında birleştirmesini faşizmin hiçbir saldırısı engelleyemeyecek. Bugün, inkarcı ve işgalci sömürgeciliği direnişle karşılayan Kürtlere, faşist ataerkil şiddete karşı direnen kadınlara, Boğaziçi direnişinde gençlere, Ekmekçioğulları’ndan Kayı İnşaat’a ve Kalyon’dan PTT’ye kadar direnişe geçmiş işçilere, hakları için direnen sağlık emekçilerine, Kazdağları Dayanışması’yla direnmeye devam eden ekolojistlere, hapishanelerde iki aydır açlık grevi direnişini sürdüren politik tutsaklara, antifaşist direnişlere güncel soluk katan akademisyenlere, sanatçılara ve gazetecilere bakalım. Bu direniş ocaklarından her birinin kendine özgü ufkunun ve yolunun politik özgürlük özlemi ve isteminde kesiştiği kritik kavşak noktasını temsil ediyor komünist öncü. Tüm bu ocaklarda yanan direniş ateşlerini, faşist şeflik rejimine karşı ezilenlerin birleşik direnişi düzeyine sıçratmaya, büyük bir devrim yangınına dönüştürmeye adanmış politik mücadele pratiğinde her gün gerçekleştiriyor bunu. Buradaki adanmış mücadele pratiğini faşizmin hiçbir saldırısı ortadan kaldıramayacak.

Faşist karşıdevrimin kesintisiz ateşi altında bu devrimci yürüyüşümüzü hızlandıracağız. Birleşik devrimci cephenin sürmekte olan politik hamlesine atıfla söylersek, “Faşizmi yıkacağız, özgürlüğü kazanacağız”. Mutlaka kazanacağız!

* Atılım Gazetesi'nin 22 Ocak tarihli 462. sayı başyazısı.