16 Ocak 2021 Cumartesi

Arzu Demir yazdı | AKP-DAİŞ ortaklığı: Baş keserek infaz

"Baş keserek infaz etme", 2014 yılının Ağustos ayında Şengal'de Ezidi halkına yönelik soykırım saldırısı başlatarak halkları uzun süreli bir karanlığa mahkum eden DAİŞ çetelerinin kullandığı bir yöntemdi. Binlerce insanı bu şekilde katlettiler. Amaçları, dehşet şokuyla, işgal ettikleri alanlardaki tüm halkı korkuya teslim etmekti. Öyle ki, infazlarını kaydedip, yayınlayarak propaganda yaptılar. DAİŞ'in büyük ortağı AKP'nin şimdi aynı yöntemi, Dersim bölgesinde gerillalara karşı kullandığı görülüyor.

Türk devleti, intikamcı bir devlet. Bu intikamcı düşmanlığın yakın tarihten de sayısız örneği mevcut. 2019 yılının Mayıs ayında Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan'ın avukatları ile görüştürülerek İmralı tecridinin kısa bir süre de olsa kırılmasını sağlayan açlık grevi direnişine öncülük eden DTK Eşbaşkanı ve HDP Milletvekili Leyla Güven, 22 yıllık ağır hapis cezası verilerek rehin alındı. Türk devletinin hukuk sisteminde de herhangi bir yeri olmayan bu yargılama ve rehin almanın bir intikam saldırısı olduğu ortada. Kobanê sınırında, "Sırtımızı Rojava'ya, Kobanê'ye, IŞİD vahşetine karşı direnen halklara, insanlık mücadelesi yürüten YPG/YPJ'ye dayıyoruz" sözüyle aldığı tutumun, HDP'nin önceki dönem Eş Genel Başkanı Figen Yüksekdağ'ın Saray faşizmi tarafından rehin alınmasının önemli gerekçelerinden biri olduğu da sır değil.

Bu intikam ve düşmanlık, hapsetmenin, ağır hapis cezaları vermenin dışında, çok vahşi biçimler de aldı. Özyönetim direnişi günlerinde Silopi'de Taybet İnan'ın cansız bedeninin günlerce sokak ortasında kalmasından Cizre bodrumlarına… Yaz yaz bitmeyecek bir barbarlık listesi bu.

Çok yakın bir zamanda, Dersim'in Ovacık bölgesindeki hava saldırısında iki TKP/ML-TİKKO gerillasına yönelik intikamcı düşmanlık da bu listeye girdi. 1-4 Ekim günlerindeki hava saldırısında gerillalar Gökçe Kurban ve Ali Kemal Yılmaz şehit düştü. Aileleri ve yoldaşlarının verdiği bilgiye göre, her iki gerillanın, başları bedenlerinden ayrılmıştı. Başlarının nerede olduğu bilinmezken, iki gerillanın bedenlerinde herhangi bir kurşun, yanık ya da yara izi bulunmuyordu. Bu durum, başları kesilerek katledilmiş olmalarını güçlü bir ihtimal olarak gündeme getiriyor. Soruşturmada gizlilik yasağı olduğu gerekçesiyle, otopsi ya da ön otopsi raporunu avukatlar da henüz görmüş değil.

"Baş keserek infaz etme", 2014 yılının Ağustos ayında Şengal'de Ezidi halkına yönelik soykırım saldırısı başlatarak halkları uzun süreli bir karanlığa mahkum eden DAİŞ çetelerinin kullandığı bir yöntemdi. Binlerce insanı bu şekilde katlettiler. Amaçları, dehşet şokuyla, işgal ettikleri alanlardaki tüm halkı korkuya teslim etmekti. Öyle ki, infazlarını kaydedip, yayınlayarak propaganda yaptılar. DAİŞ'in büyük ortağı AKP'nin şimdi aynı yöntemi, Dersim bölgesinde gerillalara karşı kullandığı görülüyor.

TKP/ML-TİKKO gerillaları Gökçe Kurban ile Ali Kemal Yılmaz'a yapılan bu intikamcı saldırganlığı gündeme getiren Yeni Demokrat Kadın da, "baş keserek infaz etme" barbarlığına yönelen Türk devletinin, tıpkı DAİŞ çeteleri gibi korku ve dehşet saçarak, direnen halklara bir gözdağı vermeyi amaçladığını belirtiyor.

DAİŞ çeteleri ile Saray faşizminin işbirliği ve ortaklığı, kadın düşmanlığında da güçlü. DAİŞ'in Şengal ile Rakka'da kadınlara yönelik, "örtünme zorunluluğu, tecavüz ve seks kölesi haline getirme" gibi sistemli saldırıları, bugün Efrin'de Türk devleti ve bağlı çeteleri hayata geçiriyor. Sadece Kasım ayında, 11 kadın kaçırıldı. Sadece biri serbest bırakıldı. Diğer 10 kadının, tıpkı DAİŞ çetelerinin Şengal'den kaçırdıkları 3 bin kadın gibi akıbeti belirsiz. Elbette kaçırılan bu kadınların büyük bir kısmının katledilmiş olduklarını ve cansız bedenlerinin bir yerlerde toplu mezarlarda olduğunu tahmin etmek zor değil. Arap basınına yansıyan bir habere göre de, en son Efrin'de hastaneye giden bir Kürt kadınını öldürüp organlarını çaldılar.

Şengal'den Muş'a gelelim… Bu kez, 2015 yılının Ağustos ayında sömürgeci devletin polisleri, infaz ettikleri YJA Star gerillası Ekin Wan'ın cansız bedenini soyarak görüntülerini yayınladı. Böylece Kürt kadınları başta olmak üzere tüm kadın direnişçilere gözdağı vermek ve sindirmek istediler. İstanbul'da 22 Aralık 2015 tarihinde MLKP FESK gerillaları Yeliz Erbay ve Şirin Öter'i ev baskını sırasında katleden polislerin, Şirin'in cinsel organına özellikle ateş ettiği otopsi raporuyla ortaya çıkmıştı.

Kadın gerilla ve kadın direnişçilere karşı bu barbarlık yeni değil elbette. Bu yazıyı hazırlarken görüştüğüm Yeni Demokrat Kadın da, 1982 yılında Çukurova'da gözaltındayken tecavüz işkencesine maruz kalan Kamile Öztürk'ü hatırlatarak şu değerlendirmeyi yapıyor: "Kamile yoldaş, işkencelerden başı dik çıkmış, mahkemelerde karşılaştığı saldırıları açıkça teşhir ederek düşmanı yargılamıştır. Sonrasında dağların yolunu tutan Kamile Öztürk 1986 yılında savaşarak ölümsüzleşmiştir. İlk kadın şehidimiz Meral Yakar'dan Gökçe Kurban'a tüm şehit yoldaşlarımız sınıf kini ve düşman bilinciyle saldırıları göğüslemiş, Kamile yoldaşın şiirlere, marşlara konu olan işkence karşısındaki duruşu, tüm yoldaşlarımız için kadına yönelik en aşağılık cinsel saldırılar karşısında da tarihsel bir bilinç oluşturmuştur."

Kadın direnişçilerin bedenlerini, "işgal ve ilhak edilecek bir toprak" gibi gören bu düşmanlık, özellikle 1990'lı yıllarda Kürdistan'da bir devlet politikası olarak uygulamadaydı. O yıllardan bugünlere geldiğimizde aynı düşmanlık ve barbarlığı Saray faşizmi güncelledi. DAİŞ gibi dinci faşist çetenin "baş kesme" barbarlığını devreye soktu.

Devlet, barbarlıkta sınırsızlaştıkça, kadınlar dün ve bugün olduğu gibi yarın da direnişi kuşanacak. Kimi zaman elinde silahıyla çatışmada, kimi zaman polis barikatına attığı tekmesiyle bir sokak gösterisinde, kimi zaman şarkı ve zılgıtları ile bir şenlikte var olarak, irade ve ruhlarını faşist erkek devlete teslim etmeyecekler.