24 Şubat 2026 Salı

Ankara ve Van'da kadınlar, artan erkek şiddetine karşı sokağa çıktı: Koruma, aklama yargıla 

Bir günde 6 kadının katledilmesinin önlenebilir olduğunu belirten kadınlar, Ankara ve Van'da sokağa çıktı. Kadınlara yönelik cins kırımında, resmi kurumların ve devletin ihmaline vurgu yaparak, sorumluluk almaya davet etti.

Son zamanlarda artan kadın katliamlarına ve nefret söylemlerine  kadınlar, Ankara ve Van'dan tepki gösterdi.
 
Ankara Kadın Platformun çağrısıyla  Yüksel Caddesi'nde toplanan kadınlar, katledilen kadınların isimlerinin yazılı olduğu pankartı açtı. Eylemde, sık sık "Bijî berxwedana jînan", "Koruma, aklama, katilleri yargıla" sloganları atıldı. 

Açıklamayı platform adına okuyan Yağmur Alaz Gülveren, kadın katliamlarının tamamının önlenebilir olduğunu belirterek, katliamdan denetleme görevini ihmal eden kurumların sorumlu olduğunu kaydetti.  Gülveren,  "'Aile Yılı' söylemiyle kadınları şiddet gördükleri evlere mahkum eden, boşanmayı zorlaştıran ve arabuluculuğu gündeme getiren politikalar kadın cinayetlerine davetiye çıkarmaktadır" dedi. 

'LGBTİ+'LAR HEDEF HALİNE GETİRLİYOR' 
LGBTİ+'lara yönelik nefret siyasetine dikkat çekti, "Kadınlara yönelen bu ideolojik kuşatma, LGBTİ+'ları da açık hedef haline getirmektedir. 11. Yargı Paketi'nden çıkarıldığı söylenen ayrımcı düzenlemelerin ayrı bir yasa olarak gündeme getirileceğine dair bilgiler, nefret siyasetinin sürdüğünü göstermektedir" diye konuştu.

'BİR KİŞİ DAHA  EKSİLMEYE TAHAMMÜLÜMÜZ YOK'
Gülveren son olarak, bir kişi daha eksilmeye tahammüllerinin kalmadığını vurguladı ve ekledi: "Onlar bu ülkede 6284 sayılı Kanun uygulanmadığı için, devlet görevini yerine getirmediği için yarım bırakılmış hayatlardır. Bu yarım bırakılmış hayatlar, cezasızlıkla beslenen erkek şiddetinin ve siyasi sorumluluğun sonucudur. Katledilen kadınları isyanımızda ve mücadelemizde yaşatacağız."

 
Van'da da adliye önünde açıklama yapıldı. Van Barosu Kadın Hakları Merkezi üyesi Rojin Ataman,  bir gün içinde 6 kadının katledilmesinin, sistematik şiddet ve eşitsizliğin getirdiği cezasızlık politikasının sonucu olduğuna dikkat çekti. Ataman, şunları söyledi:  "Kadınları korumayan, şiddeti önlemeyen, failleri cezasızlıkla ödüllendiren her yaklaşım bu cinayetlerin zeminini hazırlamaktadır. Katledilen bu kadınların büyük çoğunluğunun ortak noktası, şiddet gördüklerini daha önce beyan etmiş, bu kapsamda hem gördükleri şiddeti hem de fail erkeklerin ölüm tehditlerini resmi makamlara bildirmiş, fail hakkında uzaklaştırma ve koruma kararı aldırmış olmalarıdır. Alınan uzaklaştırma ve koruma kararlarına rağmen etkin ve sürekli bir koruma sağlanmamış, katledilen kadınlar adeta ölüme terk edilmiştir."

'CİNAYETLER ÖNLENEBİLİRDİ'
Ataman,  devletin kadınları korumakla yükümlü olduğunu hatırlattı, "Kadın cinayeti haberlerine karşı haykırıyoruz.  Bu kadınlar yaşayabilirdi! Yetkililer tedbir kararlarına uyulmasını, tedbir kararlarını ihlal eden şiddet faillerinin cezalandırılmasını ve bunların kovuşturulmasını sağlayabilseler, bu ölümler engellenebilirdi" dedi.

"Yaşanan kadın cinayetleri, karşımıza bir kez daha 6284 sayılı Kanun'un etkin uygulanmamasının ağır sonuçlarını çıkarmaktadır" diyen Ataman, şunları söyledi: "6284 sayılı Kanun, şiddet tehdidi altındaki kadının beyanı esas alınarak derhal koruma sağlanmasını, failin uzaklaştırılmasını ve ihlaller karşısında caydırıcı yaptırımlar uygulanmasını zorunlu kılar. Buna rağmen uygulamadaki ihmaller ve cezasızlık pratiği, failleri cesaretlendirmekte; kadınları ise göz göre göre savunmasız bırakmaktadır. Bir defa daha hatırlatıyoruz; Kadınların yaşam hakkını korumak devletin anayasal ve yasal yükümlülüğüdür." 

 Ataman, kadın cinayetlerine karşı şu talepleri sıraladı:
"*6284 sayılı Kanun acilen, gecikmeksizin ve etkin biçimde uygulanmalı.
*İstanbul Sözleşmesi yeniden yürürlüğe alınmalı ve eksiksiz yerine getirilmeli.
*Koruma kararları denetlenerek ihlali ağır yaptırıma bağlanmalı.
*Kolluk toplumsal cinsiyet eşitliği perspektifiyle yeniden yapılandırılmalı; "aileyi koruma" gerekçesiyle şiddetin görünmez kılınmasına son verilmeli.
*Cezasızlık algısını besleyen iyi hal ve haksız tahrik indirimleri son bulmalıdır."