26 Kasım 2020 Perşembe

25 Kasım'a giderken

Kadın hareketi ve kadın kitleleri, erkek şiddetinden mağdur olan değil hesap soran, özsavunma ile yaşamını savunan, kadın örgütü ile kendi özgücüne yaslanan, kadın devrimi programı ile erkek egemen sistemi yerle bir etme iradesini büyüten kadın cinsi gerçeği ile yüzleşti. Sokağa çıkarken bize eşlik edecek olan sadece öfkemiz değil. Kadın irademiz, örgütlü gücümüz, her bir kadının eylemi ile büyüyen mücadelemiz ve kadın dayanışmasının sıcaklığı da bize eşlik edecek.

Salgın koşullarında 25 Kasım'a hazırlanıyoruz. Artan kadına yönelik şiddet ve yargının cezasızlık politikası dışında hayatımızda değişen pek bir şey yok. Virüs hızla yayılıyor, yoksulluk ve ekonomik kriz ile erkek-devlet şiddeti artıyor. Şiddete ses çıkaran, erkek şiddetini devletin politikalarından ayrı tutmayan, özsavunma hakkını kullanan, özgürlüğün sokaktan ve kadın dayanışmasından geçtiğini bilince çıkaran bir kadın cinsi gerçeği bu tabloda umudun ve geleceğin nerede olduğunu gösteriyor.

Her gün hayatın olağan seyrindeki her türlü gelişme karşısında egemenler ile ezilenler yeniden yeniden karşı karşıya dizilir. Bu, bitmeyen sınıf savaşımının ve kadın özgürlük mücadelesinin güncelliğinin zeminidir. Ancak bazı takvimsel günler vardır ki, bu dizilişin seyrini değiştirir, yeni bir toplumsal veya kolektif bilinç ortaya çıkarır ve tarihin dönemeci olur. 25 Kasım'ı yaratan faşist erkek politikaları ile kadınların devrimci eylemindeki güç dizilişi bunlardan biridir. Ve biz kadınlar her 25 Kasım'a hazırlanırken bu dizilişin kadın tarafındaki iradeden güç alır ve güncel kadın öfkemizin ve mücadelemizin kaldıracı yaparız. Mirabel kardeşlerin katledilişine ve erkek egemen sisteme öfkemiz, tek tek erkeklere duyduğumuz öfkeden daha az olmaz elbette. Kaldı ki 2020 25 Kasım'ına hazırlandığımız bu süreç; faşizmin kadın düşmanlığı, erkek-devlet işbirliği, kadına yönelik şiddetin cins kırımına dönüşmesi gibi birçok bakımdan tarihin en azgın zamanları arasında yerini alıyor bile. Öte taraftan kadınların isyana, ayaklanmaya, devrime duran cins bilinci ve yeni bir dünya kurma mücadelesi engellenemiyor. 

25 Kasım'da sokağa çıkarken heybemizdeki haklı sebeplerimizi ve öfkemizi alacağız yanımıza yine. Vahşice katledilen Pınar Gültekin, Aleyna Çakır, Melek ve adını sayamadığımız binlerce kadının acısı ve öfkesi yüreğimizde; katledilen kadınlar için adalet ve hesap sorma bilinci sıkılı yumruklarımızda olacak. Özsavunma hakkını kullandığı için tutuklanan Fikriye, Aylin, Havva için atacağız sloganlarımızı. İçişleri Bakanı'na seslenen, uzman çavuş olduğu için tutuklanmayan tecavüzcü Musa Orhan'ı koruyan AKP'nin yargısına, medyasına, bakanlarına, polisine "Buradayız, gitmiyoruz ve hesap soruyoruz" diyeceğiz. Nadira, Yeldana ve göçmen kadınların adını ve adalet çığlığını sokağa taşıyacağız. Vekil olduğu için korunan AKP'li Şirin Ünal'ın suçunu ve meclis zırhının sökülüp atılmasını cesaretle haykıracağız. Politik kadınlara yönelik devletin cinsel işkencesini; Rojbin Çetin'e yapılan polisin köpekli cinsel işkencesine duyduğumuz öfke ve 90'lı yıllarda "Gözaltında Taciz ve Tecavüz İşkencesine Hayır" kampanyası ile boşa düşüren kararlılıkla teşhir edeceğiz. "Korkmuyoruz, susmuyoruz, itaat etmiyoruz" diyen irademiz, büyüyen kadın gücünü ve mücadelesini yansıtacak. 

Kadın hareketi ve kadın kitleleri, 21. yüzyıla cins bilinci sıçraması yaparak girdi. Bu yüzyıl kitlesel cins isyanına, kadınların hayatı durduran kadın grevine ve kadın devrimine tanık oldu. Erkek şiddetinden mağdur olan değil hesap soran, özsavunma ile yaşamını savunan, kadın örgütü ile kendi özgücüne yaslanan, kadın devrimi programı ile erkek egemen sistemi yerle bir etme iradesini büyüten kadın cinsi gerçeği ile yüzleşti. Sokağa çıkarken bize eşlik edecek olan sadece öfkemiz değil. Kadın irademiz, örgütlü gücümüz, her bir kadının eylemi ile büyüyen mücadelemiz ve kadın dayanışmasının sıcaklığı da bize eşlik edecek. Eyleme katılan her bir kadının erkek egemen sistemin bir tuğlasını çektiği, attığımız her sloganın bir kadına cesaret verdiği, yan yana geldiğimiz her durumda dünyayı yerinden oynatmanın güveni ve coşkusu ile sokağa çıkacağız. 

Faşist şeflik rejimi, her fırsatta bizim örgütlü ve kolektif gücümüzü kıracak politikalar denemekten vazgeçmiyor. OHAL, salgın derken her koşulu kadın hareketini ve kadınları ezmenin avantajına dönüştürmeye çalışıyor. Yıllardır mücadele ederek özgürleştirdiğimiz her alanı yasaklayarak bizi geriye düşürme hesapları yapıyor. Yargıyı, medyayı, polisi, yasaları erkeğin hizmetine sunup, erkekleri kadının ezilmişliğinin garantörü haline getiriyor. Biz kadınlar, örgütlü erkek gücüne karşı örgütlü kadın gücünü ve kadın dayanışmasını büyüterek karşı durabiliriz. Bu nedenle 25 Kasım'a sadece kendimiz değil; komşumuzu, arkadaşımızı, annemizi, teyzemizi, tanıdığımız ve tanımadığımız her bir kadını yanımıza katarak gitmeliyiz. Bunun bir yolu kadınlara 25 Kasım çağrısı yapmak, alanlara gelmesi için bir adım atmasını sağlamak, yasaklı alanları kadın iradesi ile özgürleştirmektir. Şimdi bir adım atıp kadın gücünü büyütmenin tam zamanı...

* Atılım Gazetesi'nin 20 Kasım tarihli 453. sayı Özgür Kadın köşesi.