4 Aralık 2022 Pazar

Umut Erbay yazdı | Soylu'dan iki sahneli tek şov...

Türkiye'de sözde deprem tatbikatı yapılırken, Suriye'de yaşanan savaşın yıkıntılarının üzerine çeteler için inşa edilen briket sömürge evlerinin açılış töreni vardı. Aynı gün Taksim'de yaşanan patlama sonrası çete koordinatörü Süleyman Soylu yaptığı konuşmada, Kobanê'den Qamişlo'dan ve Kuzey ve Doğu Suriye kentlerinden bahsetmektedir. Çetelerine yeni sömürge ganimetleri için fırsat kolluyoruz, rahat olun demeye getirmektedir. Faşist şefin rejimi, İdlib'de inşa ettiği briket sömürge evleri misali temelden çürük ve yıkılmaya mahkumdur. Faşist şeflik rejimini ve simgesi olan bin odalı sarayını; işçi, emekçi ve ezilen halkların isyan ve ayaklanmalarının şiddetiyle yaratacağı depreme karşı, hiçbir hazırlık tatbikatı kurtaramayacaktır.

Geçtiğimiz hafta eli kanlı savaş bakanı Süleyman Soylu, iki ayrı mekanda, faşist şeflik rejiminin rant ve sömürgecilik suretini resmettiği iki şov yaptı. İlk sahne Türkiye'de kurulurken, ikincisi Suriye'nin Halep ve İdlib kentlerindeydi. Türkiye'de sözde deprem tatbikatı yapılırken, Suriye'de yaşanan savaşın yıkıntılarının üzerine çeteler için inşa edilen briket sömürge evlerinin açılış töreni vardı. Soylu iki şovunda da faşist şefine metiyeler dizerek, insana, yaşama ve yaşatmaya ne denli önem verdikleri yalanlarını sıraladı. Soylu gerçeği ise, konuşmalarının satır aralarına sıkıştırdı. Türkiye'de deprem bahanesiyle rantsal dönüşüme, Suriye'de çetelere sonsuz destekle sömürgeci işgal saldırılarına devam.

12 Kasım günü saatler 18.57'i gösterdiğinde tüm saray medyası ekranlarından aynı şov sahnelendi. AFAD Başkanlık Afet Koordinasyon Merkezi'nin organizasyonuyla yapılan, cuma hutbeleriyle duyurulan söz konusu deprem tatbikatına konulan isim, faşist şeflik rejiminin ruhuyla tam bir uyum içinde "çök- kapan- tutun"du. Bu isimlendirme, tüm topluma yaşamda kalmanın şartı olarak, diz çökerek, tapınma ritüellerinden olan kapanmayı dayatan faşist şeflik rejiminin zihni kodlarının yansıması da denilebilir. Her yerinden yalan ve sahtelik akan, iliklerine kadar çürümüş faşist şeflik rejiminin, deprem tatbikatı kötü hazırlanmış bir televizyon şovu olmanın ötesine geçemedi.

Faşist şef Erdoğan, bahsi geçen tatbikata dakikalar kala "Yaptığımız hazırlıklarla, hamdolsun artık hiçbir afette vatandaşlarımızın nerede bu devlet çığlıklarını duymuyoruz. Afet bilgisi hayat bilgisi diyerek sizleri çök kapan tutun diyerek hayata tutunmaya çağırıyorum" duyurusunda bulundu. Faşist şefin kastettiği gerçek vatandaşları bir yana, işçiler, emekçiler, kadınlar, LGBTİ+'lar ve ezilen halklar uzun zamandır devlet neredeyse orada talan, rant ve katliam politikalarının devrede olduğunu biliyor. Talan ve katliam politikalarının garantörü ve yürütücüsü Süleyman Soylu, şovuyla tatbikat canlandırması yapanlardandı. Soylu, şovu öncesi yaptığı konuşmanın satır aralarında, sermayeye rantsal dönüşüme devam edecekleri mesajını vermeyi de ihmal etmedi.

Faşist şefin yıllardır, doğayı talan politikalarıyla sermayeyi palazlandırdığı, tüm afetlere davetiye çıkaran sermaye yatırımlarının önemli bir kısmını devlet bütçesinden sağladığı ayan beyan ortada. Yaşanan depremleri, TOKİ başta olmak üzere inşaat sermayesinin karlı yatırımlarının aracı kıldığı ise sır değil. 17 Ağustos 1999 Marmara depreminden bugüne toplanan deprem vergilerinin tek kuruşunun dahi, deprem önlemleri için ya da sonrasında oluşan depremler için harcanmadığı biliniyor. Alt yapıdan yoksun, sermaye tekellerinin ihtiyaçlarına göre şekillendirilen ve olası afetlerde insanların toplanabilecekleri boş alanların dahi imara açılarak ortadan kaldırıldığı kentler ise; şimdiden olası depremlerde yaşanacak katliamlara davetiye çıkarıyor.

Dakikalara sığdırılan ve çöküp kapanma görüntüsünün oluşturulmasının şovuna dönüştürülen tatbikatın gerçek yaşamda bir karşılığı olmayacağı biliniyor. Tatbikat faşist şefin tüm kurumları ve kimi bakanları için toplumsal duyarlılık ve insancıllık şovuna dönüştürüldü. Bu sanal şovun karşısında duran esas gerçek ise, söz konusu sermayenin çıkarları ve iktidarın bekası olduğunda, toplum sağlığı ile güvenliğinin teferruat olduğudur. Değil afet ya da katliamların önlenmesi, sonrasında sorumluların hesap vermesi dahi söz konusu değildir. Bunun verilerini saymakla bitirmek mümkün değil. 301 madencinin katledildiği Soma katliam davasında, katiller yargılanmadığı gibi göstermelik olarak yapılan yargılamada davalılar ödüllendirilmiştir. Çorlu tren kazasında yaşanan katliam sonrası, sorumlular yargılanmadığı gibi, katliam mağdurları "nerede devlet" dedikleri için yargılanmaya devam ediliyorlar. Oğlunu kaybeden anne Mısra Öz, adalet istediği için kamu görevlilerine hakaretten para cezasına çarptırıldı. Sakarya havai fişek fabrikasında 7 işçinin katliamı davasında sorumlular ödüllendirildi. 117 kişinin yaşamını yitirdiği 2020 yılı İzmir depreminde, devlet hiçbir sorumluluk üstlenmezken, deprem mağdurlarının ihtiyaçları da henüz karşılanmış değil. 14 Ekim'de Bartın/Amasra'da devlete ait madende yaşanan grizu patlamasında 42 madencinin katledilmesinin üzerinden henüz bir ay bile geçmedi, katliamın gerçek sorumluları ise ortada yok.

Karadeniz'de doğanın talanı üzerine kurulan HES'lerin, JES'lerin yarattığı sel ve heyelanlar sonucu onlarca insan yaşamını yitirmişken, bu talan politikaları aralıksız biçimde devam etmektedir. Ekoloji ve çevre örgütlerinin tüm tepkilerine, verilen mücadelelere rağmen Kaz Dağları'nda yapılan doğa talanında ısrar devam etmektedir. Bakurê Kürdistan'ında binlerce ağacın kesilmesi yoluyla doğanın talanı, tasfiye ve imha savaşımının devamı olarak sistematik biçimde devam ettirilmektedir. İşçi, emekçi ve ezilen halklar, doğa ve çevre için; talan, yıkım, katliam rejimi olan faşist şefliğin, insana, yaşama dair tüm söylemleri göstermelik şovlardır. Deprem tatbikatı da bunlardan yalnızca biridir.

Deprem tatbikatının ertesi soluğu Suriye'de alan, faşist şefin eli kanlı bakanı ve çete koordinatörü Süleyman Soylu, İdlib'de çeteler için Sadaka Taşı Derneği ve MÜSİAD tarafından inşa edilen Briket Evleri Köyü açılışına katıldı. Soylu çetelere hitaben, onları hiç yalnız bırakmayacakları sözünü verdi. Soylu, iki yılda 75 bin briket evi yaptıklarını ve bundan sonra da yapmaya devam edeceklerini, yıl sonuna kadar 100 bin briket evini tamamlayacaklarını duyurdu. Faşist şeflik, Suriye'de DAİŞ başta olmak üzere, tüm çete örgütlerini destekleyip, palazlandırdı. Efrîn, Serêkaniyê, Girê Spî işgalleri sonrası çeteleri buralarda konumlandıran sömürgeci, işgalci faşist şeflik rejiminin işlediği katliamların gölgesinde inşa ettiği briket evleri sömürge evleri adını hak ediyor. Faşist şef sömürge evleriyle, çeteleri eliyle işlediği suç ve katliamlara, her gün Rojava'da devam ettirdiği işgal saldırılarına ve yıkıma insani yardım kılıfı uydurmaya çalışıyor. Aynı sömürgeci işgalci zihniyetiyle Güney Kürdistan'da işgal ve imha savaşında kimyasal silahlarla katliamlarına devam ediyor.

Faşist şeflik rejimi için, işçi, emekçi, ezilen halkların huzur ve güven içinde yaşaması hiçbir zaman öncelikli gündem olmadı, olamaz. Faşist şef için, iktidarını huzurla sürdürmek ve sermayenin güvenliğini sağlamak esastır. İşçi, emekçi ve ezilen halklar içinse muradı, diz çöktürme ve kendisine sonsuz itaatle boyun eğdirmedir. Kürdistan'da adına envai biçimlerde çöktürme denilen operasyonlar, Türkiye'de adına huzur, güven denilen sayısız tipte saldırılar bundandır. Faşist şefliğin varlığını sürdürmesi için, katliam ve saldırı politikalarından başka seçeneği bulunmamaktadır. Faşist şefliğin, İdlib ve işgal bölgelerinde palazlandırdığı, eğittiği çeteleri, Rojava'ya dönük olası işgal saldırılarının paramiliter gücü olduğu kadar, katliam politikalarının da en büyük dayanağıdır. Eli kanlı, çete koordinatörü Süleyman Soylu'nun, tüm dünyaya rağmen çeteleri bundan sonra da yalnız bırakmayacakları mesajının altında yatan gerçeklerden biri budur. Soylu, Suriye'de sömürgeci işgal saldırılarına, katliamlara devam demektedir. Tam da bu nedenle aynı gün Taksim'de yaşanan patlama sonrası yaptığı konuşmada, Kobanê'den Qamişlo'dan ve Kuzey ve Doğu Suriye kentlerinden bahsetmektedir. Çetelerine yeni sömürge ganimetleri için fırsat kolluyoruz, rahat olun demeye getirmektedir.

Faşist şef, çürüyen ve çöküşe geçen rejimi karşısında büyüyen öfkenin elbette farkındadır. Faşist şefin rejimi, İdlib'de inşa ettiği briket sömürge evleri misali temelden çürük ve yıkılmaya mahkumdur. Faşist şeflik rejimini ve simgesi olan bin odalı sarayını; işçi, emekçi ve ezilen halkların isyan ve ayaklanmalarının şiddetiyle yaratacağı depreme karşı, hiçbir hazırlık tatbikatı kurtaramayacaktır.