Sezin Uçar yazdı / 8 Mart'ın ardından: Fiili meşru mücadele hattı örme zamanı
Emperyalist işgal politikalarının arttığı, cinsel ve sınıfsal çelişkinin derinleştiği toplumsal koşullar içinde kadınlar, politik özgürlük mücadelesinin en önemli kuvveti olarak eşit ve özgür bir yaşam talebi için sokaktaydılar. Toplumsal özgürlük mücadelesinin diğer kesimleri bu 8 Mart'ta kadınların açtığı işgal ve sömürgecilik karşıtı mücadele hattını örnek almalı ve geliştirmelidir. Şimdi, faşizmin yenilmesi politik özgürlüğün kazanılması için bu güçlü zemin üzerinde tüm ezilenlerle birlikte iddialı ve fiili meşru mücadele hattını örme zamanı.
ABD ve İsrail'in İran'a dönük saldırılarının devam ettiği, ataerkil faşist rejiminin "aile yılı" kapsamında kadınları eve ve aileye bağımlı kılma politikasının ve gittikçe kıyıcı hale gelen yoksulluğun hız kesmediği günlerde karşıladık Mart ayını. Erkek egemen faşist rejimin tüm baskı ve yasaklarına karşı kadınlar, politik özgürlük mücadelesinin büyük bir kuvveti olarak 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü'nde meydanlardaydılar.
Rojava'dan Avrupa'ya, İstanbul'dan Amed'e, Ortadoğu'da ve dünyanın pek çok kentinde kadınlar, kitlesel ve yaygın bir şekilde sokakta ve eylemdeydi. Bu yılki şiarların içinde; savaş, işgal ve sömürgeci politikalara dair tepkiler öne çıktı. ABD ve İsrail'in İran'a saldırıları, İsrail'in Filistin işgali ve İsrail hapishanelerinde Filistinli kadınların gördüğü işkence, Türkiye'nin NATO üslerini açarak İran'a dönük saldırıya ortak olması, HTŞ'nin ABD desteğiyle Alevi, Dürzi, Kürt ve Arap kadınlara dönük saldırıları temel protesto başlığıydı. Ve elbette Trump... Epstein adasında çürümüşlüğü bir kez daha ortaya çıkan, Irak ve Afganistan işgalinden çok iyi bildiğimiz, başka bir ülkeye saldırmak istediğinde kadınların özgürlüğünü dert eden faşist Trump da gerek açıklama içeriklerinde gerekse de dövizlerde kendisinden bolca söz ettirdi.
İstanbul'da 24. feminist gece yürüyüşünün adresi yine Taksim olurken, pek çok kentte de bir süredir yapılagelen gece yürüyüşleri bu yıl da gerçekleşmiş oldu. Gelenek olduğu üzere Taksim'e toplu ulaşım yolları kapatılırken, Beyoğlu Kaymakamlığı tarafından tüm ilçe sınırları içinde yürüyüş, basın açıklaması, bildiri dağıtımı ve oturma eylemi gibi etkinliklerin tamamının yasaklandığı açıklandı. Ancak kadınlar yasağa ve tüm engellemelere rağmen gece yürüyüşü için buluşmada kararlıydılar. Taksim Meydanı olamadıysa da Sıraselviler'de buluşulup Cihangir'e yüründü. Kadınlar önlerine barikat kurulurken de "Kadınlar katledilirken polisler neredeydi?" diyerek Fatmanur'un, Hifa'nın ve koruma kararına rağmen katledilen kadınların öfkesiyle sordular. Gülistan'dan Rojin'e devletin cezasızlık politikasının bir sonucu olarak artan şüpheli kadın ölümlerine dönük yürütülen sistematik mücadele kadın katliamlarına dair biriken öfkeyi ataerkil rejime hesap sorma kararlılığına dönüştürdü.
Rojava'da katledilen kadın savaşçının saç örgüsü yine alanda önemli bir direniş sembolü olarak yer aldı. Rojava'da, Filistin'de ve İran'da direnen kadınlar sıkça selamlandı. 8 Mart eylemlerinin en güçlü yanlarından biri kadın özgürlük mücadelesinin hafızasının alanlara yansımasıydı. Katledilen, tutsak edilen, intihara sürüklenen kadınlar fotoğraflarıyla alandaydı. "Gidenlerin kalanlara borcudur mücadele" sözü her anlamda alana taşındı. Uzun yıllardır hapishanede olan Gezi ve Kobanê davasından tutsak kadın siyasetçilerin, tutsak kadın gazetecilerin fotoğrafları taşındı, Şubat ayının başında tutsak edilen sosyalist kadınların mesajları da miting kürsülerinden kadınlarla buluştu.
Ucuz işçi gücü için üretimi Mısır'a taşıyan ve bu nedenle hakları ödenmeden işten çıkarılan ve 5 ayı aşkın süredir direnişte olan Şık makas işçisi kadınlar, Dudullu OSB'de bulunan Dardanel fabrikasında işten atılan ve henüz yeni direnişe başlayan Dardanel işçisi kadınlar Kadıköy mitingindeydi. Emperyalist küreselleşmenin yarattığı yoksulluk, sermayenin ucuz iş gücü arayışıyla derinleşen güvencesiz çalışma ve bunun tüm sonuçlarını yaşayan kadınlar sınıfsal talepleri ile 8 Mart alanlarındaydılar.
Qamışlo'da 8 Mart kutlamaları, Şam hükümetinin elinde esir tutulan savaşçı ve sivillerin teslim edilmesine dönük bir eyleme dönüştü. Yine Avrupa'nın da pek çok kentinde Rakka'da 18 Ocak'tan bu yana kendisinden haber alınamayan kadın gazeteci Eva Maria Michelmann'ın akıbetinin açıklanması istendi.
Avrupa'daki 8 Mart eylemleri oldukça kitlesel olmakla birlikte emperyalist işgale karşı tepkiler ve faşist partilerin cinsel politikalarına dönük tepkiler öne çıktı. Fransa'da ulusalcı ve göçmen karşıtı politikalarıyla bilinen sağcı Collectif Némésis'e tepkiler öndeydi. "Némésis Defol" ve "Aşırı sağ hiçbir zaman feminist olmadı" şeklinde dövizler tüm alanda taşındı. "Utanç artık taraf değiştirsin" diyerek duruşmaların açık yapılmasını talep eden ve yaşadığı tecavüzü tüm dünyaya duyuran Giséle Pelicot'un eylem alanına kızıyla birlikte katılması da kitlede büyük bir coşku ve heyecan yarattı. Almanya'da hafta içine denk gelen 9 Mart günü grev çağrısı yapılırken, Alman devletinin savaş hazırlıkları ve kadınların eğitim ve sağlık bütçelerinden yapılan kesintiler temel protesto konusuydu. Tüm Avrupa mitinglerinde Filistin ve gökkuşağı bayraklarının yaygınlığı da hareketin politik düzeyini gösteren bir diğer konuydu.
ABD'nin pek çok eyaletinde ve Latin Amerika'nın pek çok ülkesinde de Gazze, İran ve Venezuela'ya dönük işgal politikası protesto edildi ve emperyalist savaşın özgürlük getirmeyeceğine dair vurgular hem açıklama içeriklerinde hem de döviz ve pankartlarda yer aldı.
Türkiye'de pek çok kentteki eylemlerden sonra LGBTİ+'lara ve LGBTİ+ sembollerine dönük saldırılar oldu. Ataerkil rejim cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği konusundaki heteroseksist ve baskıcı tutumunu bir kez daha göstermiş oldu. Sermayenin ihtiyacı için aile kurumunu bir beka sorunu, ailenin güçlendirilmesinin önündeki en büyük engeli de LGBTİ+'lar olarak gören ataerkil rejim "Cinsiyetine uygun olmayan davranışlar" gibi bir kategori oluşturarak heteroseksist politikalarını derinleştiriyor. 25 Kasım eylemlerinde çantalarından gökkuşağı bayrağı çıkanlar, gözaltına alınmıştı, bu 8 Mart eylemlerinde LGBTİ+'lar gözaltına alındı.
Kadın özgürlük mücadelesinin kitleselliği ve öne çıkan taleplerin politik içeriği elbette rejimi rahatsız edecekti. Özellikle Kürt kadınları ile Türkiyeli emekçi kadınların "Jin, jiyan, azadî" sloganında birleşmeleri, cins mücadelesini bölmek, parçalamak ve açığa çıkan cins eksenli mücadeleyi ulusalcı argümanlarla istismar etmek isteyenleri harekete geçirdi. "İstiklal kadın hareketi" olarak kendisini isimlendiren; Atatürk, Türkan Saylan ve Sabiha Gökçen fotoğraflarıyla alana gelen kontra bir grup, pek çok kentte eylemlerde kendini göstermek istedi. Ancak bu grubun provokatif tutumları "Jin, jiyan, azadî" sloganının daha güçlü atılması ile karşılık buldu. Tüm dünya kadınlarının faşizme, milliyetçiliğe ve ırkçılığa karşı enternasyonal dayanışmasının sembolü haline gelen bu slogan, Türkiye'deki eylemlerde de kadın hareketinin öyle kolay dağıtılamayacağını da ataerkil rejime göstermiş oldu.
Emperyalist işgal politikalarının arttığı, cinsel ve sınıfsal çelişkinin derinleştiği toplumsal koşullar içinde kadınlar, politik özgürlük mücadelesinin en önemli kuvveti olarak eşit ve özgür bir yaşam talebi için sokaktaydılar. Toplumsal özgürlük mücadelesinin diğer kesimleri bu 8 Mart'ta kadınların açtığı işgal ve sömürgecilik karşıtı mücadele hattını örnek almalı ve geliştirmelidir. Önümüzdeki Newroz, 1 Mayıs ve Temmuz ayında Türkiye'de gerçekleştirilecek NATO toplantısına karşı hazırlıklarda, kadınların 8 Mart'ta sokağa yansıyan birleşik ve güçlü mücadelesi önemli bir zemin oluşturdu. Şimdi, faşizmin yenilmesi politik özgürlüğün kazanılması için bu güçlü zemin üzerinde tüm ezilenlerle birlikte iddialı ve fiili meşru mücadele hattını örme zamanı.