17 Haziran 2024 Pazartesi

Şeflik rejiminin yeni anayasasına karşı devrimci iktidar politikası

Rosa'nın vurguladığı gibi anayasal sorunlar bir hukuk sorunu değil, dosdoğru siyasal iktidar sorunudur. Verili politik koşullar, anayasa politikası konusunda emekçi sol harekete gerçek bir iktidar mücadelesine girişmesini buyuruyor. Bir burjuva anayasal düzen yerine egemen sınıfın bir başka düzenini koyan politika kesinlikle bir iktidar mücadelesi değildir. Bu anayasacılık, düzen içilik ve burjuva düzen tamiratçılığıdır. Kuşkusuz ne devrimcidir ne de işçi sınıfı ve halklarımızın yararınadır.

AYM Genel Kurulunun TİP Milletvekili Can Atalay'ın serbest bırakılması kararına karşı ağır ceza mahkemesinden Yargıtay 3. Ceza Dairesine kadar hiyerarşik bir direniş gösterildi. AYM ile Yargıtay arasında öteden beri gelen sürtünme açık bir çatışma düzeyine vardı. Yargıtay 3. Ceza Dairesinin Can Atalay lehinde karar veren AYM'nin 9 üyesi hakkında Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunması ise devlet tarihinde olmasa da yargı tarihinde bir ilk olay olarak kayıtlara geçti. "Yargı krizi" olarak yansıyan ve esasında bir devlet krizinden başka bir şey olamayan bu olay, işbirlikçi Türk egemen sınıflarının yeni politik saflaşma ve anayasal politika konusu haline geldi.

Çiçeği burnunda CHP Genel Başkanı Özgür Özel, durumu anayasaya darbe olarak niteledi. Darbeye karşı sahte, kontrollü ve demagojik sokak çağrısı yaptı. AKP-MHP blokuna karşı CHP ekseninde bir politik saflaşma inisiyatifi örgütlemeye girişti. Ancak bunu yaparken faşist şeflik rejiminin devlet krizini yeni anayasa yapımıyla çözme gündemine ve zeminine katkı sundu. Emekçi sol hareketin önemli bir bölüğü yine CHP'nin kuyruğuna takılarak anayasa ve düzen savunuculuğuna savruldu. Bir kez daha anlaşıldı ki, emekçi sol hareketin CHP'ye angaje bölükleri cehenneme giden iyi niyet taşlarını kendi elleriyle döşemeye devam ediyor.

Yargıtay 3. Ceza Dairesinin tavrının faşist saray rejimi tarafından örgütlendiği kuşkusuzdur. Adalet Bakanı Yılmaz Tunç'un mütemadiyen Can Atalay dosyasıyla ilgili yön tayin eden telkin konuşmaları, cumhurbaşkanı başdanışmanı Mehmet Uçum'un açıklamaları, ortaya çıkan kriz ve kavga manzarasını toparlamada son sözü söyleyen faşist şef Erdoğan'ın değerlendirmeleri, bu sürecin özel örgütlendiğinin somut verileridir. Hedefte olan AYM'nin de saray yargısının kılıcı ve majestelerinin yargısı haline getirilmesini amaçlayan bu hamle, gelinen aşamada daha köklü bir politikaya bağlanmış bulunuyor. Faşist şef bütün bu krizlerin çözüm adresi olarak yeni anayasa yapılmasını gösteriyor. Zira, rejim krizinin asıl kaynağı da buradadır. 2017 Nisan referandumunda siyasal kapkaç ve gasp yoluyla tesis edilen faşist şeflik sistemiyle ancien rejim yani kurulu düzenin anayasal kurumları arasında bir uyum ve bütünlük sağlanamıyor. Bu durum, eski anayasal erklerle yeni şeflik rejiminin yönetsel uyumunu bozuyor. Faşist şeflik rejimi mevcut yönetim mekaniğiyle bile yönetmede zorlanıyor.

AYM ve parlamento faşist şeflik rejiminin mutlak otoriter yönetme düzeneğinde kaçak yapan ve mutlak denetimde olmayan iki temel anayasal kurum olarak öne çıkıyor. Hal böyle olunca, AKP-MHP faşist iktidarı AYM ve parlamentoyu öncelikle denetime alarak, bu güç alanlarını da kendi iktidar keyfiliğinin etkili bir enstrümanı haline getirmeyi ve fütursuzca kullanmayı amaçlıyor. 2023 seçimlerinde devlet dümenini elde tutarak zaferle çıkan politik islamcı faşist şef Edoğan, lehine olan koşullardan ve imkanlardan en verimli şekilde yararlanmak, muktedir konumunu ilerletmek istiyor.
Devlet ya da rejim krizi kaynağını verili iki gerçeklikten alıyor. Faşist şeflik rejimi için sürekli kriz üreten ve meşruluğunu sorgulatan gerçeklik, anayasal düzenin yönetsel bakımdan düzenlenmiş olmasıyla, cari anayasa arasındaki çelişki ve uyumsuzluktur. Başka bir deyişle, faşist şeflik rejimi vardır ama şeflik anayasası yoktur. Bu nedenle politik islamcı faşist şeflik rejimi cari anayasayı mütemadiyen askıya alıyor ve fiilen anayasayı çiğneyerek yürüyor. Ancak bu durum sürdürülebilir değildir. Bu, birinci gerçeklik düzlemidir. İkinci gerçeklik zemini, yine bir anayasal handikaptır. Faşist şeflik rejiminin varlığını sürdürebilmesi yüzde elli anayasal seçim barajı koşuluna bağlıdır. İktidarın anayasal ve siyasal meşruiyetinin teşekkülünü sağlayan yüzde elli seçim barajı da gerçek bir meydan okumayla karşı karşıyadır. 2023 seçim sonuçları, faşist şeflik rejiminin yüzde elli barajı koşulunu değiştirmeksizin varlığını sürdürmesinin riskli ve mümkün olmadığını ortaya koyuyor.

Bu bağlamda, devlet ya da rejim krizinin yeni bir anayasaya bağlanması tümüyle gerçek bir durumun bir ifadesidir, fiili güç ilişkilerine dayanmaktadır. AKP-MHP iktidar blokunda cisimleşen politik islamcı faşist şeflik rejiminin krizden çıkış için başka bir yolu da bulunmuyor. Devlet kurumları arasında ortaya çıkan kavga, sürtünme ve krizlerin politik islamcı faşist şeflik rejimine uygun bir anayasal düzene kavuşturularak çözülmesi, AKP-MHP faşist iktidar blokunun temel politikası olarak edimselleşecektir. AKP-MHP yeni anayasanın koşullarını hazırlayıp mutlak otoriter ve monokratik bir yönetim sistemine uygun bir anayasal mimari kotarmak için tüm imkanlarını seferber edecektir. Politik islamcı faşist şeflik rejimi son sekiz yılda darbeler ve kurucu şiddetle elde ettiği tüm kazanımlarını yeni anayasaya geçirip kurumsallaştırmayı hedefleyecektir.

Distopik bir kurgu olmayan yeni faşist şeflik anayasası düzeninin bir gerçeklik haline gelmesi, işçi sınıfı ve tüm ezilenler için daha ağır politik koşullar altında yaşamak ve sınıf mücadelesi yürütmek anlamına gelecektir. Kürt ulusunun sömürgeci boyunduruk altında tutulması, işgalci savaşın derinleştirilmesi, kayyum düzeninin sürdürülmesi, Kürt demokratik örgütlenmelerinin dağıtılıp ezilmesi, devrimci örgütlenmelerin yok edilmesi vd. tüm verili faşist şeflik rejimi politikalarının en pervasız biçimde devam ettirilmesi ve kimi hakların tümden ortadan kaldırılması yeni faşist anayasa düzeninin hedefinde olacaktır. Nitekim politik islamcı faşist şeflik rejimi kadın özgürlük mücadelesinin kan ve teriyle kazanılmış hak ve mevzilerinin tasfiyesi için daha şimdiden yıkıcı ve saldırgan bir kadın düşmanı politika yürütmektedir. Yeni faşist şeflik anayasasında kadın özgürlük mücadelesinin tüm kazanımlarının ters yüz edilerek kadınların kutsal aile hapishanesine prangalanması ve ev köleliğinin boyutlandırılması kadınları bekleyen büyük tehdittir. İşçi sınıfı ve tüm ezilenler bakımından yeni faşist şeflik anayasası tam bir politik özgürlük yoksunluğu ve faşist rejime biatı zorlayan baskı ve zulüm düzeni anlamına gelecektir.

Aktüel gerçek durum, politik iktidar mücadelesi yürüten tüm politik mücadele güç ve öznelerine anayasal politikayı ideopolitik bakımdan somutlayıp bir süreç/dönem politikası olarak pratikleştirilmesini dayatıyor. Emekçi sol hareketimiz anayasal politika konusunda bir kez daha kritik bir kavşakta duruyor. Bu ideo-politik yol ayrımında bir yol düzene, diğeri işçi sınıfı ve halklarımızın devrimci iktidarına gidiyor. Komünist önder Rosa Luksemburg, siyaset bilimi ve devrimci pratik açıdan anayasal sorunlar ve politikanın arka planını çözümlerken Ferdinand Lassalle'den kısa bir pasaj aktarır: "Anayasal sorunlar köken olarak hukuk sorunu değil, iktidar sorunudur, bir ülkenin gerçek anayasası, yalnızca bir ülkede var olan gerçek fiili güç ilişkilerinde varlık kazanır."

Rosa'nın vurguladığı gibi anayasal sorunlar bir hukuk sorunu değil, dosdoğru siyasal iktidar sorunudur. Verili politik koşullar anayasa politikası konusunda emekçi sol harekete gerçek bir iktidar mücadelesi girişmesini buyuruyor. Bir burjuva anayasal düzen yerine egemen sınıfın bir başka düzenini koyan politika kesinlikle bir iktidar mücadelesi değildir. Bu anayasacılık, düzen içilik ve burjuva düzen tamiratçılığıdır. Kuşkusuz ne devrimcidir ne de işçi sınıfı ve halklarımızın yararınadır. Demokratik anayasa, halk anayasası vs. gibi anayasacı/düzen içi politika kulvarına sapan oyalamalardan uzak durulmalı ve anayasaları kuvveden fiile nakşeden "gerçek fiili güç ilişkileri"nin örgütlenmesine odaklanılmalıdır. Sınıf savaşımında devrimci politika işçi sınıfı ve ezilenleri egemen sınıflar karşısında bağımsız bir siyasal hegemonya gücü haline getirecek olan politikadır. İşçi sınıfı ve halklarımızın faşizme karşı iktidar mücadelesinde bir siyasal ordu ve cephe olarak birleştiren bir mücadele rotasına ihtiyaç var. Emekçi sol hareketimiz işçi sınıfı ve ezilenlerin devrimci iktidarının yolunda yürümelidir, devrimci iktidar bilinciyle mücadeleyi örgütlemeli ve büyütmelidir. AKP-MHP faşist iktidar blokuna karşı CHP'nin düzen cephesi safına dizilmeyi kesinlikle reddetmelidir. İşçi sınıfı ve ezilenleri, politik islamcı faşist şeflik rejimine karşı bir antifaşist özgürlük cephesinde birleşmelidir. Faşist şeflik düzenini yıkacak örgüt, eylem ve mücadele biçimleriyle mücadele yükseltilmelidir.

*İşçi Sınıfı ve Ezilenlerin Sesi ATILIM gazetesinin 15 Kasım tarihli 142. sayılı başyazısı.