Okan Pehlivan yazdı / Almanya'da antimilitarist hareketin potansiyeli ve görevleri
Zorunlu askerliğe karşı mücadele tek başına, izole bir mücadele hâline gelirse başarısızlığa mahkûmdur. Militarizm, kâr hırsı ve baskı üzerine inşa edilmiş bir toplumun mantıksal sonucudur. Okul grevi hareketi, ancak şu anda sokağa çıkanların, mevcut gençlik örgütleri veya grev komiteleri fark etmeksizin bir örgütlenmenin parçası olarak, zorunlu askerliğe karşı geliştirdikleri ilk bilinci, kapitalizm ve militarizme karşı daha geniş bir bilince büründürmeleriyle büyüyebilir. Bu nedenle ihtiyaç, örgütsel yapılardır.
Almanya'da zorunlu askerliğin yeniden yürürlüğe girmesine karşı geniş bir hareket gelişiyor. 5 Mart'ta yaklaşık 50 bin öğrenci, ikinci kez gerçekleşen okul grevinde sokakları zapt ederek, gençliğin egemenlerin savaş planları uğruna "feda edilmeye" çalışılmasını protesto etti.
Zorunlu askerliğe karşı ilk okul grevi, geçtiğimiz yıl 5 Aralık'ta gerçekleşti. Grevin gerçekleştiği gün, zorunlu askerliğin adım adım yeniden uygulanmasını öngören "Yeni Zorunlu Askerlik Yasası" Alman parlamentosu tarafından kabul edildi. Yasaya göre, ilk etapta 1 Ocak 2026'dan itibaren 18 yaşına giren tüm gençlere Alman ordusu tarafından anket gönderilecek. 1 Temmuz 2027'den itibaren ise 2008 doğumlu erkekler başta olmak üzere tüm erkekler, askerlik muayenesine katılmakla yükümlü olacak. Bu önlemlerle 2035 yılına kadar yaklaşık 90 bin ek askerin gönüllü olarak Alman ordusuna katılması hedefleniyor. Bu hedefe ulaşılamaması durumunda, düzenlemenin zorunlu askerlik hizmeti biçimine bürünmesi ön görülüyor. Ancak bu tarihler ve rakamlar yanıltıcı olmamalı, zira dünya genelinde hızla değişen koşullar ve ani gelişmeler, zorunlu askerliğin daha erken yürürlüğe girmesini de oldukça olası kılıyor. Almanya'da egemenlerin, hakkında şimdiden tartışmaların yürütüldüğü gibi bir "olağanüstü hal" ilan etmeleri halinde, zorunlu askerlik her an yeniden yürürlüğe konabilir.
5 Mart'ta greve çıkan öğrenci sayısı yaklaşık 50 bin iken, üç ay önce 5 Aralık'ta Almanya genelinde greve çıkan öğrenci sayısı 55 bindi, yani toplam sayıda bir azalma söz konusu. Okul grevinin öğrencilerin daha geniş kesimlerine ulaştırılması ise pek başarılı olmuş gibi görünmüyor. Bunun nedenleri şehirden şehre farklılık gösterecektir. Her ne kadar okul grevini yaygınlaştırmak henüz mümkün olmadıysa da birçok eylemin daha militan ve güçlü geçtiği de başka bir gerçek. "Gençlik gelecek, gelecek sosyalizm" sloganı, gerçekleşen eylemlerde birçok şehirde en sık atılan sloganlardan biri oldu. Bu hareketi yönlendiren ve en ön saflarda yer alanların sosyalistler olduğu, tekrar gözler önüne serilmiş oldu.
Şu ana kadar genç kitleler, zorunlu askerliği doğrudan kendi hayatlarında hissetmiş değiller. Şimdilik yalnızca anketler gönderiliyor; henüz zorunlu askerlik muayeneleri yapılmıyor ve gençlik Alman ordusunda hizmet etmeye zorlanmıyor. Zorunlu askerliğin yürürlüğe girmesi ve genel olarak Almanya'da askerileşme, henüz ilk adımlarını atmış bulunuyor, bu bağlamda okul grevi de daha büyük bir antimilitarist hareketin henüz başlangıcı. Zorunlu askerlik somutlaştıkça, gençliğin greve gitme isteği de o kadar gelişecektir.
Devletin okul grevine gösterdiği tepki, ortaya çıkan bu direnişin tam da doğru yere yöneldiğini kanıtlar nitelikte oldu. Berlin'de bir liseli, Başbakan Merz'e "hakaret" suçlamasıyla göz altına alındı ve hakkında soruşturma başlatıldı. Kassel'de okula gelmeyenlere "hasta raporu alma zorunluluğu" dayatıldı. Frankfurt'ta liselilerin greve katılmasını engellemek için bazı okulların kapıları idare tarafından içeriden kilitlendi. Cottbus'ta ise öğrencilere, yanlarında "grev materyalleri" olup olmadığını görmek için çanta araması yapıldı. Zorunlu askerliğe karşı direniş, egemenlerin savaş hazırlıklarını ciddi biçimde hedef alıyor. Ve önümüzdeki dönemde bu tarz baskıların azalması değil, aksine artması daha olası görünüyor. Bu nedenle gençlik arasında militan bir tutumu örgütlemek, bugünün görevi olarak önümüzde duruyor. Çünkü sadece uğruna mücadele ettiği şeyin doğru olduğuna gerçekten inananlar, bütün baskılara rağmen greve gidecektir.
Zorunlu askerliğin yeniden yürürlüğe girmesi, Avrupa'da askerileşme yönünde atılan adımların sadece biri. Hastanelerin savaş durumuna hazırlanmasından ortak bir Avrupa ordusu tartışmaları ve nükleer silahlara kadar her taraftan savaşa hazırlık sürüyor. Yine de zorunlu askerlik, militarizme karşı kitlesel bir direnişin gerçekleşebileceği en muhtemel mesele olarak öne çıkıyor. Yıllardır hayat pahalılığına tanık olan, bir iş bulma olasılığının sürekli azaldığı ve anne babalarından daha azına sahip olacaklarının şimdiden bilincinde olan gençlik, şimdi de savaş için "mayın eşeği" olmaya zorlanıyor.
Bu hareketin gelişiminin önündeki temel soru, örgütlenme sorusudur. Zorunlu askerliğe karşı mücadele tek başına, izole bir mücadele hâline gelirse başarısızlığa mahkûmdur. Özellikle sosyalistler için, böyle bir anda bu mücadelenin, mevcut gelişmelerin kökenlerine odaklanmasını sağlamak bir görevdir. Sorun, kapitalist sistemin kriziyle ilgilidir. Militarizm, kâr hırsı ve baskı üzerine inşa edilmiş bir toplumun mantıksal sonucudur. Okul grevi hareketi, ancak şu anda sokağa çıkanların, mevcut gençlik örgütleri veya grev komiteleri fark etmeksizin bir örgütlenmenin parçası olarak, zorunlu askerliğe karşı geliştirdikleri ilk bilinci, kapitalizm ve militarizme karşı daha geniş bir bilince büründürmeleriyle büyüyebilir. Bu nedenle ihtiyaç, örgütsel yapılardır.
Özellikle sosyalist ve ilerici örgütler, aynı kulvarda birleşerek okul grevlerine daha geniş bir perspektif sağlamalı. Fridays For Future hareketi, geniş bir kitle hareketinin, burjuva güçler tarafından yönlendirilmeye başladığında nasıl da boşa düşeceğini ve sönümleneceğini göstermiş oldu. Bayrak yasakları gibi örgüt düşmanı eğilimler en baştan reddedilmeli ve örgütlülük, kolektif mücadelenin bir aracı olarak ön planda tutulmalıdır.
Sonraki okul grevi, Hitler faşizminden kurtuluş günü olan 8 Mayıs'ta gerçekleşecek. Almanya'da Hitler'den bu yana en yoğun askerileşmenin yaşandığı ve Trump'tan Weidel'e kadar faşistlerin güç kazandığı şu dönemde, 8 Mayıs'ın seçilmesi, sadece sembolik bir anlam taşımıyor. Militarizm ve faşizm birlikte gelişiyor; bu nedenle antimilitarist mücadele de açıkça antifaşist olmalı. Tüm sosyalist ve ilerici güçler, bu hareketi ileri taşıma sorumluluğuyla karşı karşıyadır.