Metin Botan yazdı | Kürt halkına dayatılan soykırım ve direniş
Rojava'da, Suriye'de, Ortadoğu'da emperyalist, gerici, cihadist, ırkçı savaşlar sürecek, direnenler de olacak direnişler de sürecek. Bugün Rojava'da, Rojhilat'ta ve İran'da Kürtlerin, kadınların, ulusal ve inançsal toplulukların, işçilerin, ezilenlerin direnişi asla teslim alınamamıştır. Her renkten karşı devrimci güçler ezilenlerin direnişini kıramamaktadır. İşte Rojava'da, Rojhilat'ta İran'da yaşanılan budur. Teslim alamadığı için katlıma ve soykırım dayatılmaktadır direnlere.
Rojava devrimi tam bir kuşatma altına alındı. Rojava devrimi toptan yok edilmek isteniyor. Kürt halkının Rojava devrimiyle birlikte elde ettiği kazanımlar ortadan kaldırılmak isteniyor. Rojava toprakları bir bütün olarak Kürtsüzleştirilmek isteniyor. Dün Efrîn'de, Serêkaniyê'de, Girê Spî'de, Halep'in Kürt mahallelerinde yaptıklarını bugün Rojava'nın bir bütününde yapmak istiyorlar. Devrimin kalbi olan Kobanê'yi düşürmek, DAİŞ-HTŞ'ye yer vermek istiyorlar. Hesekê'yi, Dirbêsiyê'yi, Qamişlo'yu, Dêrik'i, Rumeylan'ı yok etmek istiyorlar. Kürt halkının varlığına Rojava Kürdistanı'nda son vermek istiyorlar.
Emperyalist ABD'nin başını çektiği blok dünyayı yeniden paylaşmak, bölmek, işgal etmek, sömürmek istiyor. Emperyalist kapitalist sistemin merkezinde duran ABD, kapitalizmin varoluşsal krizini ancak dünya ölçeğinde yürüteceği savaşlarla aşabileceğini düşünüyor. Ortadoğu ve Kürdistan'da emperyalist ve bölgesel sömürgeci güçlerin yürüttüğü savaşların merkezlerinden birisinde yer alıyor. Sömürgeci işgalci Türk ve siyonist İsrail devleti en saldırgan ve en katliamcı soykırımcı politikalar yürüterek emperyalist ABD ile birlikte Suriye'yi paylaşmak istiyorlar.
Emperyalist ABD'nin cihadist HTŞ ve onun faşist şefi Golani ile anlaştığı çok açık. Golani'nin de emperyalist ABD ve onun tekelci sermayesinin hizmetine girdiği de çok açık. Siyonist İsrail ve soykırımcı Türk devletinin Suriye'yi ve Rojava'yı yeniden paylaştıkları da çok açık. ABD, Suriye ve İsrail'in 6 Ocak'ta Paris'te yaptıkları toplantı ile yürütecekleri sömürgeci, işgalci savaşın son halini vermiş oldular. Avrupalı emperyalist İngiltere ve Almanya da bu planın işbirlikçisi ve destekçi oldu. Karşı devrimci bütün güçler Rojava devrimini yıkmak, Kürtleri soykırıma uğratmak ve Suriye'yi paylaşmak için birleşti.
6 Ocak ve sonrası Kürtlere karşı büyük bir saldırı başlatıldı. Halep'in Şêxmeqsûd ve Eşrefiyê mahallelerindeki 200 bine yakın Kürt sürüldü. Yüzlercesi yaralandı ve öldürüldü. Kürt kadınlarına her türlü hakaret yapıldı. Türk devletinin doğrudan yönetiminde, HTŞ-DAİŞ çeteleri ile birlikte yapılan katliamları ABD ve Avrupalı emperyalistler destekledi. Halep'te Kürtler katledilirken Şam yönetiminde olan HTŞ-DAİŞ çetesiyle anlaşmalar yapıldı. Böylece, saldırıların Rojava devimini ve Özerk Yönetimi'ni hedefleyecek tarzda ilerleyeceği belli olmuş oldu. Plan belli: Kürtler, Rojava'da, ulusal, toplumsal, siyasal ve askeri olarak ezilecekler; burası Türk devletinin denetimine ve yönetimine verilecek, beka sorunları ortadan kalkacak. Güney Suriye İsrail'e kalacak emperyalist ABD de Şam'daki HTŞ-DAİŞ çetesiyle Hizbullah'a, Hamas'a, Haşdi Şabi'ye ve İran'a karşı savaştırılacak, tetikçilik yapacak. HTŞ-DAİŞ'e verilen rol bu. Akdeniz'den İran'a uzanan bu koridor, emperyalist ABD'nin çıkarları doğrultusunda hizaya getirilecek ve Rusya yalnızlaştırılacak; Çin'in kuşatılması için bir adım daha atılmış olacak. Siyonist İsrail ve sömürgeci soykırımcı Türk devleti bu plan doğrultusunda anlaştı ve Suriye'deki DAİŞ artığı HTŞ çetesi de bu planın parçası haline getirildi. Önümüzdeki süreç emperyalist ABD'nin belirlediği bu stratejik plan doğrultusunda ilerletilmek istenecektir. Kürtler bu planın parçası olmadıkları için Kürtlere katliam ve soykırım dayatılıyor.
Türk devleti başından itibaren Rojava devrimini asla kabullenmedi. Kobanê'yi düşürmek için DAİŞ de dahil her türlü cihadist faşist çetelerle birlikte Kobanê'ye saldırdı, başaramadı. Faşist Bahçeli ve faşist şef Erdoğan birçok kez Kürt halkının, ulusal kolektif varlığı, toplumsal örgütlülüğü ve askeri gücü yok edilmeden Türkiye'nin beka sorununun çözülmeyeceğini bilerek hareket etti. Gerilla bunun bir ayağıydı, Rojava devrimi ve Özerk Yönetim diğer ayağı.
Türk devletinin beka sorununun ortadan kalkması demek, Kürtlere karşı soykırım da dahil olmak üzere her türlü yol ve yöntem kullanılarak -ki Türk devletinin kuruluş ve daha sonraki yılları Kürt halkı için katliam ve soykırım tarihidir; bu politikası hiç değişmedi-. Bakur ve Rojava'da Kürt ulusal demokratik mücadelesini ezmek. Türk devleti Kürtleri yok etmeden beka sorununun ortadan kalacağını asla düşünmüyor. O yüzden hiçbir zaman Kürtleri gerçek anlamda tanıyan, muhatap alan bir politika geliştirmedi. Yürüttüğü bütün politikaların özü Kürtleri teslim almaya yönelik oldu hep. Şimdi Rojava devrimi Türk devletinin katliam ve soykırımıyla karşı karşıya bulunuyor.
Her savaşta, her ulusal demokratik özgürlük ve sosyalizm mücadelesinde yenilgiler, geri çekilmeler, ağır kayıplar olabilir. Önemli olan bunun nasıl ele alındığıdır. Rojava devrimi kendini var edişinden beri en ağır saldırı ile karşı karşıya kalmış bulunuyor. Bu gerçek bir durum. Öyleyse bu durumun devrimci tarzda çözümünü yapmak ve yenilgi, başarısızlık psikolojisine kapılmamak, güçleri, olanakları hızlıca toplamak, dayanışma ağlarını güçlendirmek ve moral motivasyon üstünlüğünü yeniden ele geçirecek atılımlara girişmektir. Devrimlerin ağır kayıplar verdiği, yenildiği ne ilktir ne de son olacaktır. Doğrudur devrim çok büyük bir darbe almıştır. Topraklarının büyük bölümü işgalcilerin, sömürgecilerin eline geçmiştir. Ama unutmamak gerekir ki hala askeri gücünü, toplumsal örgütlülüğünü, direniş ruhunu ve iradesini koruyan, kuşanan ve her geçen gün daha da yükselten bir Kürt halk geçekliği var. Son söz daha söylenmedi.
Rojava'da, Suriye'de, Ortadoğu'da emperyalist, gerici, cihadist, ırkçı savaşlar sürecek, direnenler de olacak direnişler de sürecek. Bugün Rojava'da, Rojhilat'ta ve İran'da Kürtlerin, kadınların, ulusal ve inançsal toplulukların, işçilerin, ezilenlerin direnişi asla teslim alınamamıştır. Her renkten karşı devrimci güçler ezilenlerin direnişini kıramamaktadır. İşte Rojava'da, Rojhilat'ta İran'da yaşanılan budur. Teslim alamadığı için katlıma ve soykırım dayatılmaktadır direnlere.
KAPİTALİST BARBARLIĞA KARŞI DEVRİM VE SOSYALİZM
Rojava devimi dünkü gibi uluslararası "destek"ten muaf durumda. Emperyalistler çok önceleri Kürtlerle geliştirdikleri ilişkinin taktiksel ve askeri olduğunu defalarca açıkladılar. Özerk Yönetim'le siyasi ilişki asla geliştirmediler. Onlar için önemli olan stratejik planlarını kimin uygulayacağıdır. Emperyalist ABD için DAİŞ olmuş, HTŞ olmuş, el Kaide olmuş; monarşi olmuş, demokrasi olmuş, diktatörlük olmuş, şeriat olmuş hiç fark etmez. Yeter ki stratejilerinin önünde engel olmasınlar, ona hizmet etsinler, işbirliği yapsınlar. Dün Taliban'ın yaptığı bugün HTŞ-DAİŞ'in yaptığı gibi… Kapitalizm neye ihtiyaç duyarsa öyle hareket eder. Bu tercihsel bir durum değil zorunluluktur. Bu yüzden kapitalizmden demokrasi beklemek, uyum içerisinde olunacağını düşünmek ham hayalden başka bir şey değildir. Kapitalizmin tarihsel olarak sonu gelmiştir. Sonunu geciktirmek için katliam ve soykırım politikası uyguluyor. Haydutluk yapıyor. Artık şunu iyi bilmeliyiz. Barbarlık dönemi her şeyiyle yaşanılır olmuştur. Kapitalizmin ve onun burjuva ideolojisinin bir atımlık barutu bile kalmamıştır. Ezilenler için nihai kurtuluşu için onun varlığına son vermek kaçınılmaz bir zorunluk halini almıştır. Her türlü düzen içi, kapitalizmin sınırları içerisindeki arayışların sonu gelmiştir. Ezilenler bütün gücü ve olanaklarıyla birleşmeli ve bu erkek egemen kapitalist sistemin varlığına son vermelidir. Kürt halkının da kadınların da işçilerin ve emekçilerin de önündeki tek seçenek bu kalmıştır.
TEK YOL DİRENİŞ
Kürt halkı gerçek anlamda soykırımla karşı karşıya. Kürt halkının kendisine dayatılan bu soykırıma karşı direnmekten başka yolu yok. Zaten her yaştan Kürt halkı fedai tarzda direniyor, savaşıyor yurdunu onurunu, varlığını, geleceğini korunmak için her şeyiyle savaşıyor.
Bakur Kürdistan uzun yıllar sonra faşist Türk devletine karşı sokakları tutuşturarak, sınırları aşarak, duvarları yıkarak Rojava devriminin yanında, direnişin safında yerini aldı. Başûr Kürdistan hiç olmadığı kadar Rojava'nın yanında yer aldı. Özerk Yönetim'in seferberlik çağrısına en hızlı, en kararlı en coşkulu bir şekilde karşılık verdi. Başûrlu gençler, kadınlar büyük bir yurtseverlik çizgisiyle Rojava devriminin yanında saf tuttu; silahlarını kuşananlar Rojava devrimini savunmak için sınırları geçmede tereddüt etmedi. Gösteriler, dayanışma eylemleri, çağrılar, bağış kampanyaları birbirini izledi. Kürtler arasında hiç olmadığı kadar ulusal birik ruhu ortaya çıktı; gelişiyor ve direniş sürdükçe daha da gelişecek.
Enternasyonal dayanışma Kobanê direniş ruhunu aratmayan bir şekilde Avrupa ve dünyanın en ücra köşesinde bile kendini gösterdi. "Her yer Kobanê her yer direniş" slogandan öte bir eylem haline geldi. Faşist sömürgeci Türk devletine ve onun Hitler kılıklı şefi Erdoğan'a Kobanê'nin bir kez daha düşmeyeceğini gösterecek.
İşgalci soykırımcı Türk devletinin Kürtlere karşı doğrudan yönettiği işgal ve soykırıma karşı, Türkiye halkları, işçiler, emekçiler ve özellikle kadınlar Rojava devrimini, Kürt kadınının geliştirdiği özgürlük mücadelesini sahiplenmeli, savunmalıdır. HTŞ-DAİŞ çetesi Kürt kadınlarına karşı en alçakça saldırılar yapıyor. Binalardan atıyor, saçlarını kesiyor. Her türlü hakareti yapıyor. Türk devletinin ve AKP-MHP iktidarının ideolojik mayası bugün Suriye'de ve Rojava'da, işkenceci, tecavüzcü, katliamcı Türk polisinin Mêrdîn Qoser'de Kürt çocuğunu yere çarpmasında somutlanıyor. Türk devletinin Kürt düşmanlığı bakidir. Kürtler, devrimciler, komünistler, kadınlar direnmeseydi bugün Rojava'da çetelerle birlikte yaptığı katliamların fazlasını Türkiye ve Bakur Kürdistan'ında yapacaktı. Faşist şef Erdoğan, onun değneği faşist katil Bahçeli, savaş ve soykırım bakanı Fidan Kürtlere karşı yürütülen katliam ve soykırımın savunucuları, planlayıcıları, uygulayıcıları ve sorumlularıdırlar. Halkımız bunu unutmayacak.
Ağır kayıplar verilmesine rağmen bir yandan da direniş ateşi büyümekte, yayılmakta, güçlenmekte ve zapt edilememektedir. Devrim, ayaklanma, direniş düz bir çizgi izlemiyor. Zafere giden yol emperyalist kapitalist sistemin egemen olduğu günümüzde barbarlık koridorlarından geçmek zorunda kalıyor. İşte umudun en geri düştüğü sanıldığı anda Kürt ulusal birliği dört parçayı sarıp sarmalıyor. "Yek e, yek e, Kurd yeke", "Bijî berxwedana Rojava", "Bijî Kurd û Kurdistan" "Jin jiyan azadî", "Rojava, Rojhilat Kurdistan yek welat e", "Yek e yek e Kurdistan yek e". Kürtlere katliam ve soykırımın dayatıldığı bir dönemde dört parça Kürdistan'ın ulusal ruhu duvarları yıkıyor. Rojava siperlerinde birleşiyor. Umut da direniş de gün geçtikçe yayılıyor. Direnişin yeni biçimleri, yeni bir ruh ve inançla açığa çıkıyor. Tam düşmanın sevineceği bir anda başka bir yerden daha güçlü bir biçimde filizleniyor ezilenlerin ve Kürt halkının teslim alınamayan direnişi ve özgürlük isteği.