23 Şubat 2024 Cuma

Koray Can yazdı | Siyasi analistin 'gözden kaçırdıkları'

KDP'nin, iradesini ABD emperyalistlerine teslim ettiğini, sömürgeci faşist Türk devletiyle Kürt özgürlük hareketini tasfiye etme konusunda her türlü karanlık ve alçak ilişki içerisine girdiğini bilmeyen mi var? KYB'nin, Türkiye'den çok İran'la daha yakın bir ilişki içerisinde olduğu doğrudur. Aso Haji'ye sormak gerekir: İran'da, Jîna Amini'nin katledilmesiyle birlikte, faşist molla rejimine karşı gelişen isyan sonrasında molla rejiminin Kürtleri toplu halde katletmesine karşı KDP ya da Haji'nin ifadesiyle Hewlêr hükümeti ne yaptı?

Yazar ve gazeteci İrfan Aktan, Kürdistanlı araştırmacı, yazar ve siyasi analist Aso Haji ile yapmış olduğu söyleyişi 22 Ocak 2024 tarihinde Gazete Duvar'da yayınladı. Aso Haji'nin, İrfan Aktan'ın sorularına verdiği yanıtlardan yola çıkarak şunu söyleyebiliriz: Ya Aso Haji bazı konuları iyi araştırmamış ve bundan dolayı yanlış siyasi analizler yapıyor ya da KDP yanlısı biri olduğundan olsa gerek KDP'yi ve sömürgeci faşist Türk burjuva devletini aklamaya çalışıyor.

İrfan Aktan'ın, "İran'ın 15 Ocak'taki Erbil saldırısının arkasında nasıl bir hedef yatıyor?", "İran neden Kürt iş insanlarını hedef alıyor?", "İran rejiminin gerek Kürdistan, gerekse genel olarak Ortadoğu için asli, nihai hedefi ne?" sorularına Aso Haji şu yanıtları veriyor: "İran'ın Irak'ta hakimiyet kuramadığı tek bölge Kürdistan ve esas olarak da Erbil. Buna mukabil Basra'dan tutun da Süleymaniye'ye kadar Irak'ın tüm bölgeleri İran'ın doğrudan tesiri altında. Buralarda nihai kararlar İran'ın elinde. Dolayısıyla İran, bu tür saldırılarla Erbil'i de etkisi altına almayı amaçlıyor." Bu sözlerinin ardından bir başka soruyla birlikte esas değerlendirmesini yapıyor: "(...) Çünkü Erbil bütün iktisadi sorunlara, merkezi hükümetle yaşadığı hadiselere rağmen ekonomik olarak gelişmeye, ilerlemeye açık bir bölge ve İran bu potansiyeli de ortadan kaldırmak istiyor. Nitekim 2014 yılından beri İran'ın baskıları neticesinde Irak hükümeti Kürdistan bölgesi üzerinde ekonomik yaptırım uyguladığı halde Erbil ayakta kalmayı başardı. Kürt iş insanlarına yönelik suikast ve korkutma politikalarının arkasında bu da yatıyor. Kürt iş insanlarını Kürdistan'dan kaçırmak, yatırım alanlarını Irak'ın İran kontrolündeki bölgelerine taşıtmak ve Kürdistan'ı ekonomik olarak yoksul, yoksun, sermayesiz kılmak istiyor. (...) Öte yandan Humeyni'den beri İran'ın temel hedeflerinden biri İslam devrimini sınırlarının dışına yaymak. Fakat bunu da fikirle, felsefeyle değil, silahla yapabileceğini düşünüyor. 1980'lerden beri yurtdışı operasyonlarda kullanılan ve İran Devrim Muhafızları Ordusu'na bağlı on binlerce elemandan oluşan Kudüs Gücü'nün varlık sebebi bu. (...) İran rejiminin aktörleri Pers İmparatorluğu'nu diriltme hayalinin peşinde. Kuzeyden güneye, Umman Denizi'ne kadar uzanan bir Şii Hilali'nde Fars egemenliği kurmak nihai hedef. İran şu anda Kürdistan bölgesini, Erbil'i bu hedefin önünde bir düğüm olarak görüyor ve bu düğümü çözmek istiyor. İran rejimine göre Kürdistan düğümü çözüldüğünde bahsettiğim hat kendisi açısından bir otobana dönüşecek. (...) Bir kere İran bu tür saldırılarla hem ABD'ye, hem İsrail'e ama hem de bölgede tesiri altına almak istediği veya rakip olarak gördüğü devletlere operasyon gücünü göstermek, dilediği yere askeri saldırılar gerçekleştirebildiğini kanıtlamak istiyor. Nitekim İran buraya (Erbil) yaptığı saldırıyla eşzamanlı olarak Türkiye'nin kontrolündeki silahlı grupların bulunduğu İdlib'e de saldırdı. Üstelik bu füzelerin İran'ın güneyinden, Hoy kenti civarından İdlib'e atılması, yani takriben 1400 kilometre uzaktan bu saldırının gerçekleştirilmesi açık bir güç gösterisiydi."

Aso Haji'nin, İran'daki sömürgeci faşist molla rejiminin kuzeyden güneye, Umman Denizi'ne kadar uzanan bir Şii hilalinde Fars egemenliği kurmak isteği yeni bir şey değil. İran'ın büyük düşman olarak tanımladığı Amerika'ya ve İsrail'e geçmişten beri gözdağı vermek istediği de, tıpkı sömürgeci faşist Türk devleti gibi sömürgeci bir devlet olan -Rojhilat Kürdistan'ını sömürgeleştiren- İran'ın da Kürt halkının her türlü kazanımını ortadan kaldırmak ve Kürdistan'ın mevcut statüsünün korunmasını istediği de biliniyor. Yani Aso Haji, kimsenin bilmediği bir şeyi söylemiş olmuyor.

Aso Haji'nin yanlışa düştüğü esas konuya gelelim.

İrfan Aktan, soruyor: "İran'ın, Kürdistan'ın Süleymaniye bölgesinde nasıl bir etki gücü var?" Aso Haji, "İran'ın Süleymaniye'yle işbirliğinden ziyade bir hakimiyet ilişkisi var. (...) Özellikle Mam Celal'in (Celal Talabani) vefatından sonra Kürdistan Yurtseverler Birliği de İran'ın etkisi altına girdi" diyerek, YNK'nin iradesini İran'a teslim ettiğini ifade ediyor. Fakat KDP ve Barzani ailesinin iradesini kime teslim ettiğine dair bir şey söylemiyor. Aktan; "(...) sizin YNK-İran ilişkileri için söylediklerinizi KDP-Türkiye ilişkileri için söyleyenler, KDP'nin tamamen Türkiye'nin tesiri altında olduğunu ifade edenler de var" dediğinde ise; Haji, "Herkes gönlüne göre dilediğini söyleyebilir elbette, ama belgeler üzerinden konuşmak daha doğru olur. Bağımsızlık Referandumu'na karşı Erdoğan hükümeti çok sert açıklamalarda, tehditlerde bulundu. Erdoğan'ın sarf etmediği tehdit kalmadı. Peki Kürdistan yönetimi bu tehditler karşısında referandumdan vazgeçti mi? (...) Öte yandan Kürdistan-Türkiye ilişkileri parti bazlı, yani KDP-Türkiye üzerinden değil, hükümetler düzeyinde gerçekleşiyor. Dahası bu ilişki de genel çerçeveye bakıldığında daha ziyade iktisadi, ticari ilişkiler. Bu ilişkiler de sömürüye değil, karşılıklı faydaya dayanıyor. Fakat Süleymaniye-İran, daha doğrusu YNK-İran ilişkilerinin mahiyeti böyle değil. Peki YNK İran'la ilişkilerinden ne elde ediyor? YNK'yi suçlamak için söylemiyorum ama İran rejimi Süleymaniye'yi Kürdistan'ın içinde konumlanabildiği bir kervansaray olarak görüyor" şeklinde yanıtlıyor. Şayet saflığından ya da 'derin' analistliğindeki derinlik eksikliğinden kaynaklı bir durum değilse Aso Haji'nin, KDP ve Barzani ailesinin emperyalistlerle ve işgalci faşist Türk devletiyle girdiği karanlık ilişkileri örtbas etmeye çalıştığını rahatlıkla söyleyebiliriz.

Aktan'ın aklına gelmemiş olacak ki (!), bazı can alıcı soruları Haji'ye sormayı unutmuş. Aktan'ın sormayı unuttuğu soruları biz Aso Haji'ye sormuş olalım.

Sömürgeci faşist Türk burjuva devletinin, Güney Kürdistan'ı işgale girişmesinin, Güney Kürdistan'da onlarca askeri üs kurmasının, Güney Kürdistan köylerini yakıp yıkmasının, köylüleri katletmesinin, Kerkük ve Irak'ın birçok yerinde Türkmen cephesi denilen kontracı çeteleri askeri, siyasi ve ekonomik olarak beslemesinin, Rojava Kürdistan'ını işgal etmesinin, yerüstü ve yeraltı tesislerini yok etmesinin, Hewlêr'de, Süleymaniye'de ve Kerkük'te Kürt yurtseverlerini katletmesi de Türkiye ve Hewlêr hükümeti arasındaki tamamen 'ekonomik ve ticari ilişkilerin' kapsamına mı giriyor? Haji bu soruyu, "Sömürgecilerin ve işbirlikçilerinin yaptığı her şey sınıfsal çıkarları içindir ve de bunun temelinde ekonomi yatar" diyerek yanıtlayabilir. Fakat her şeyin bununla sınırlı olmadığını Aso Haji de çok iyi biliyor. İran'ın, kuzeyden güneye, Umman Denizi'ne kadar uzanan bir Şii hilalinde Fars egemenliği kurmak isteğinden haberdar olan Haji'nin, sömürgeci faşist Türk devletinin Adriyatik'den Çin Seddi'ne kadar olan topraklarda gözü olduğundan, 'Yeni Osmanlıcılık' adı altında sömürgeci yayılma politikası izlediğinden, Musul ve Kerkük üzerinde hak iddia ettiğinden, kızıl elma ülküsünden habersiz olduğunu söylemek mümkün mü? Değilse sömürgeci faşist Türk burjuva devletinin Güney Kürdistan'a yönelik politikasını tamamen iyi niyetli, karşılıklı ekonomik ve ticari ilişkilerle açıklamasını nasıl yorumlamak gerekir. Aso Haji'nin iyi niyetli olduğunu düşünmüyoruz. Bizim böyle düşünmemize neden olan ise Aso Haji'nin KDP ve şürekasının alçaklıklarına dair tek laf etmemiş olmasıdır.

KDP'nin, iradesini ABD emperyalistlerine teslim ettiğini, sömürgeci faşist Türk devletiyle Kürt özgürlük hareketini tasfiye etme konusunda her türlü karanlık ve alçak ilişki içerisine girdiğini bilmeyen mi var? KYB'nin, Türkiye'den çok İran'la daha yakın bir ilişki içerisinde olduğu doğrudur. Aso Haji'ye sormak gerekir: "İran'da, Jîna Amini'nin katledilmesiyle birlikte, faşist molla rejimine karşı gelişen isyan sonrasında molla rejiminin Kürtleri toplu halde katletmesine karşı KDP ya da Haji'nin ifadesiyle Hewlêr hükümeti ne yaptı? Molla rejiminin 15 Ocak 2024'de Hewlêr'e yönelik saldırısına gösterdiği tepkiyi mi gösterdi? Sahi ne yaptı?" En az KYB kadar Barzaniler'de İran'la karşı karşıya gelmemek, ilişkileri sıcak tutmak için elinden geleni yaptığını; sadece ailesel çıkarları tehlikeye girdiğinde bir iki ucuz sitemle yetindiğini bilmeyen mi var? Neymiş, İran'ın Güney Kürdistan'la kurduğu ilişkiler sömürüye dayanıyormuş, sömürgeci faşist Türk devletinin ilişkileri ise sömürüye dayanmayan tamamen ekonomik ve ticariymiş! 'Derin' analist ve 'araştırmacı' olmak böyle bir şey olsa gerek. AKP-MHP televizyonlarında her gün boy gösteren derin analistçiler gibi... Tesadüfe bakın ki, onlarda aynen buna benzer açıklamalar yapıyor.

Aso Haji, "İran kendisiyle aynı çizgide olmayanları içeride de, dışarıda da, çocuklarıyla, bebekleriyle birlikte öldürmeye her daim hazır bir rejim. İran'da her gün onlarca kişi tutuklanıyor, idam mangaları sürekli mesai yapıyor. İdam edilenlerin çoğu Kürt. Kürt olmayanlar da rejimin siyasi muhalifleri. Bu rejime göre kendisiyle aynı fikirde olmayanların öldürülmesi helal" diyor. KDP ve Barzani ailesinin işbirliği yaptığı faşist Türk burjuva devleti farklı mı? Aso Haji'nin, İşgalci faşist Türk burjuva devletinin, faşist molla rejiminden çok daha fazla katliamcı, soykırımcı, inkarcı ve faşist olduğunu bilmemesi mümkün mü?!

Neymiş, sömürgeci faşist Türk devleti Güney Kürdistan'daki bağımsızlık referandumuna karşı çıkmış, buna rağmen Barzani ve KDP (Hewlêr yönetimi) referandumu yapmış. Peki sonra ne olmuş. Aso Haji buna hiç değinmemiş. Başta sömürgeci faşist Türk devleti olmak üzere bütün sömürgeci devletler açıktan karşı çıkmasına rağmen Güney Kürdistan halkı o referandumda yüzde 92 oranında bağımsızlıktan yana oy kullandı. Fakat KDP ve Barzani ailesi bu karara uygun hareket etmedi. Aso Haji bu durumu, "Bağımsızlık veya kaderini tayin her milletin doğal hakkıdır. Ama belirleyici olan koşullar ve olanaklardır" şekilde izah ediyor.

Barzani ailesi ve şürekası referandumu gündeme koyduklarında koşulların ve olanakların uygun olmadığını bilmiyor muydu? Başta faşist Türk burjuva devleti olmak üzere Kürdistan'ı dört parçaya bölüp parçalayanların, sömürgeleştirenlerin buna izin vermeyeceklerini bilmiyor muydu? KDP, sömürgecilerin Rojava devrimini boğmaya çalışmalarından da mı bir sonuç çıkarmadı? Kuzey Kürdistan halkının demokrasi ve özgürlük mücadelesini emperyalistlerin ve işbirlikçilerinin kanla boğmaya çalıştığını da mı görmedi? Yoksa KDP ve Barzani ailesi, "Biz emperyalistlerin işbirlikçileriyiz, bu yüzden bize ses çıkarmazlar, izin verirler" diye mi düşündüler?

Elbette her ulus kendi kaderini kendisi belirlemelidir. Güney Kürdistan'da yapılan referandum meşruydu ve desteklenmesi gerekiyordu. MLKP'nin, KDP'nin işbirlikçi sınıfsal karakterini bilmesine rağmen bu referandumu, ulusların kendi kaderini tayin hakkı kapsamında amasız, fakatsız desteklediğini biliyoruz. Fakat KDP ve Barzani ailesi Güney Kürdistan halkının iradesine sonuna kadar sahip çıkmamış, ailesel çıkarları uğruna Kürt halkının iradesini satmıştır. Birde soruyu şuradan sormak gerekir. Barzani ailesi ve şürekası bu referandumu sınıfsal çıkarlarını garantiye almak amacıyla bir koz olarak kullanmak için yapmış olabilir mi? Emperyalistlere, Irak, İran ve Türkiye'ye, "Eğer çıkarlarımı gözetmezseniz, bende sizin planlarınızı tehlikeye sokarım" demek istemiş olabilir mi? Kesin böyledir demiyoruz. Fakat KDP ve şürekasının referandumda ortaya çıkan iradenin arkasında durmadığını, Barzani ailesi ve şürekasının sınıfsal çıkarlarına öncelik verdiğini ve Kürdistan davasına ihanet ettiğini rahatlıkla söyleyebiliriz. Referandum sonrasında sömürgeci faşist Türk devletiyle aynı safta yer alarak KDP bunu bir kez daha tescillemiştir.

Aso Haji, 2017'de Kerkük Haşdi Şabi tarafından işgal edildiğinde KYB'nin Kerkük'ü bırakıp kaçtığını söylüyor. KDP'nin ne yaptığını ise söylemiyor. KDP'de Kerkük'ten, Şengal'den kaçmadı mı? Hewlêr'i bırakıp kaçmaya hazırlandığını ise bilmeyen yok. Aktan'ın bunu hatırlatmasını isterdik.

Aso Haji'nin özyönetim ve özsavunma direnişlerinin hangi koşullarda gündeme geldiğinden de haberi yok gibi. Sanki 'çözüm süreci'nde her şey yolunda gidiyormuş da, Kürt özgürlük hareketinin 'hendek savaşlarını' başlatarak bu sürece zarar verdiğini söylüyor. Sömürgeci faşist Türk burjuva devletinin adına 'Çöktürme Planı' dediği faşist soykırım politikasını 2015 yılında 20 Temmuz Pirsus (Suruç) katliamı ve 24 Temmuz Medya Savunma Alanları'na saldırılarla başlattığını Aso Haji bilmiyor mu? Özyönetim-özsavunma direnişlerinin bu tarihten sonra gerçekleştiğini Aso Haji 'unutmuş' olabilir mi?

Son olarak Aso Haji'ye, sömürgeci faşist Türk devleti ile KDP ve şürekasının ilişkilerini, yine ENKS'nin Rojava Kürdistan'ında oynadığı rolü, Saddam sonrası emperyalistler tarafından KDP'ye biçilen rolü daha derinlikli araştırmasını öneriyoruz. Ayrıca KDP'nin Kürt sorununun çözümünün önündeki en büyük engellerden biri olduğunu da hatırlatmak istiyoruz.

Aso Haji, "Nihai çözüm bizzat Kürtlerin elindedir" diyerek, bunun yolunun da Kürtlerin partileri aşan bir birlik içinde hareket etmeleri olduğunu söylüyor. Evet Kürdistan'ın özgürlüğü esasen Kürtlerin kendi öz gücüne ve ezilen halkların desteğine dayanmalıdır. Kürt halkının ve Kürdistan'ın özgürlüğü elbette partiler üstü bir sorundur. Fakat şunu da biliyoruz ki, "nasıl bir özgürlük" sorusuna yanıt verecek olan da öncünün sınıfsal karakteridir.