6 Aralık 2021 Pazartesi

Kitabını yazdıkları ekonomide emekçiye insanca yaşam hakkı yok

Faşist şefin kitabını yazdığını söylediği, muhteşem bir büyüme hızı atfettiği bu kapitalist ekonomi, saray zevatına daha fazla vurgun ve sömürgen sermayedara daha fazla kar getiriyor ama işçi ve emekçi için sadece daha fazla işsizlik ve pahalılık üretiyor. Böyle olduğu için de işçiler ve emekçiler arasında faşist saray iktidarına karşı hoşnutsuzluk ve tepki birikimi ivme kazanıyor.

Faşist şef Erdoğan, burjuva muhalefeti karalarken, "Biz ekonominin kitabını yazdık" diye küstahça böbürleniyor. Ona göre, faiz lobisi püskürtülmüş ve fiyatlar dizginlenmiş, ihracat artmış ve ekonomi büyümüş durumda. Ve hamdolsun ki memlekette bolluk bereket hüküm sürüyor!

Asla yanılmama miti ve her konunun en doğrusunu bilme imajı, üstelik en yalın gerçekleri bile bir çırpıda baş aşağı çevirme hilebazlığı, tarihteki bütün faşist şeflerin ortak özellikleri arasındadır. Diktatör Erdoğan, ekonominin kitabını yazmaktan bahsettiği söylevlerinde, bu özelliklerin damga vurduğu yalan ve demagoji zincirine yeni halkalar eklemekte duraksamıyor. Bizse burada, güncel gerçekler ışığında, faşist şefin bin odalı sarayında kitabını yazmakla böbürlendiği ekonominin zengin ve yoksul açısından, patron ve işçi açısından nasıl farklı anlamlar taşıdığına biraz daha yakından bakalım.

En yüzeysel bakış bile faşist şefin sarayı ve protokolündeki arsızca ihtişamı, saray siyasetçilerinin burjuva devlet arpalığında son sürat semirişini, saray bürokratlarının üç-beş maaşı birden cebe indirişini, bakan çocuklarının şirket üstüne şirket kuruşunu, kayırmacılık, yolsuzluk ve rüşvet çarkının gitgide hızlanan dönüşünü hemen görebiliyor. Devlet bütçesi, saraylının, zenginin, ihalecinin, finansörün, spekülatörün bütçesi. Devletin mali kaynakları tepeden tırnağa sermayedarların hizmetinde, düşük faizli devasa kredi dilimlerini ve iktisadi-mali teşvik paketlerini patronlar sınıfı art arda yutuyor. Faşist saray iktidarı, patronlara, kayıtdışı ve güvencesiz, sendikasız ve grevsiz, düşük ücretli ve kölece işçi çalıştırma ayrıcalığını altın tepside sunuyor. Danışıklı kamu ihalelerinde milyarlarca dolarlık vurgun yapan saraylı müteahhitlerin ve tacirlerin vergi cenneti ülkelerdeki offshore şirketleri aracılığıyla kaçırdıkları verginin haddi hesabı yok. Sırtını faşist AKP-MHP blokuna yaslayan mafya ağaları hazine arazilerine, otel ve marinalara çöküyor. Para ve mevki, mal ve mülk, lüks ve sefahat düşkünlüğü, işçinin ve emekçinin alınterine el koymanın doyumsuz iştahı hepsinin karakteristik özelliği. Faşist şef ve şürekası için ekonominin kitabını yazmak, bu sömürü ve yağma katarını rayında tutmaktan başka bir anlama gelmiyor. O kitap baştan sona zenginin kitabı!

Buna karşılık, hayat pahalılığı ve işsizlik, işçilerin ve emekçilerin güncel kabusu olmuş durumda. Diktatör Erdoğan'ın kitabını yazdığı ekonomi, onlar için yoksulluk çekmek, işsiz kalmak, geçinememek demek.

Ekmeğe zam, benzine zam, kiraya zam! Zam olmayınca da şeker kıtlığı, ilaç kıtlığı! Son iki yılda haneler için elektrik ve doğalgaz fiyatlarındaki artış yüzde 50'yi buluyor, her benzin zammı benzin istasyonlarında uzayan araç kuyrukları getiriyor. Saray istatistikçilerinin çarpıttıkları yıllık enflasyon bile yüzde 20, emekçiler için gerçek enflasyon oranı yüzde 40'a dayanıyor. Sokakta, pazarda, markette, yaşlısından gencine, emekçiler pahalılıktan feryat ediyorlar. Ücretler, ekonomi büyürken dahi düşmeye devam ediyor. Açlık sınırının altında yaşayanların sayısı 16 milyona varıyor, nüfusun neredeyse üçte biri hayati ihtiyaçlarını karşılayamaz halde.

Borçlanmak, yaşam savaşı veren emekçiler için çaresizliğin çaresi. Yalnızca 2021 yılı içinde, kredi kartı harcamalarının yaklaşık üçte bir oranında arttığı görülüyor. Kredi borçlularının toplam sayısı 25 milyon. Kredi kullananların yüzde 22'si ise kredi borcunu ödeyemiyor. Bu derinleşen borç bataklığı sayısız emekçiyi intihara sürüklüyor.

İşsizlik oranı, yine saray istatistikçilerince verilen rakamlarda dahi yüzde 12 civarında seyrediyor. 4 milyona yakın insan mutlak olarak işsiz. Gerçek işsizlik ise bunun iki mislinden fazla. Kadınlarda ve gençlerde işsizlik oranı daha da yükseliyor. İşsizlik, ekonomi büyüdüğünde de azalmıyor. Sendikalaştıkları için ya da maliyetleri düşürmek için her ay on binlerce işçi işten atılıyor. Kod-29 türevlerinin her biri, faşist şefin patronların eline tutuşturduğu bir işçi kıyım aleti olarak kullanılıyor. Bankaların ve tefecilerin ağına düşüp iflasa itilen küçük esnaf ve küçük köylü, işsizler ordusunu günden güne büyütüyor.

Faşist şefin kitabını yazdığını söylediği, muhteşem bir büyüme hızı atfettiği bu kapitalist ekonomi, saray zevatına daha fazla vurgun ve sömürgen sermayedara daha fazla kar getiriyor ama işçi ve emekçi için sadece daha fazla işsizlik ve pahalılık üretiyor. Böyle olduğu için de işçiler ve emekçiler arasında faşist saray iktidarına karşı hoşnutsuzluk ve tepki birikimi ivme kazanıyor. Seçmen desteğindeki aşınma öyle ciddi boyutlarda ki, Erdoğan artık yüzde 50+1 oyla seçilme kuralının isabetsizliğinden bahsediyor ve seçim oyununda kazanmayı garantilemek uğruna seçim yasasına her türlü garabeti sokabileceğinin sinyalini veriyor. Tekçi saray iktidarına angaje olmuş faşist Bahçeli ise aynı hoşnutsuzluk ve tepki birikiminin baskısı altında, AKP ile blok kurmuş haldeki MHP'nin iktidarda olmadığı ve muhalefet misyonu taşıdığı sözlerini geveliyor.

Zengin-yoksul ve devlet-halk çelişkilerindeki bu olağanüstü keskinleşmede yansıyan toplumsal gerçeklik, kürsülerden yaptığı konuşmalarda ekonominin tıkırında olduğu yalanını biteviye tekrarlayan faşist şefi, sarayındaki zulüm karargahında bu kez yığınsal tabanındaki erimeyi durdurmak, işçilerin ve emekçilerin muhtemel isyanlarının önünü almak amacıyla bazı manevralar tasarlamaya mecbur bırakıyor. Zira darphanede durmadan para basmak ya da şatafatlı köprü açılışları yapmak, emekçi on milyonların çoğalan homurdanmalarını yatıştırmaya yetmiyor. Faşist şef, fiyat artışıyla baş etmek adına, büyük marketlere ceza kesiyor, tanzim marketleri gündeme getiriyor. Döviz tırmanışını frenleme arayışıyla, döviz bürolarına kısıtlamalar getiriyor, Arap emirlerine finansal kaynak soruyor, lirayla yıkanıp aklanmak isteyen kara paraya kapıları aralıyor. Faşist şefin aşağılık dalkavuklarıysa, asgari ücreti yükseltmek, devlete yeni personel alımları yapmak, 3600 ek gösterge sorununu çözmek, emeklilikte yaşa takılanların hakkını tanımak gibi bol keseden seçim vaatleri dillendirmeye başlıyorlar. Böylesi vaatleri, bir yandan oy karşılığında cennetten yer ayırtan din bezirganlığıyla ve diğer yandan sömürgeci işgal hazırlığıyla höpürdetilen milliyetçi kışkırtmayla iç içe pazarladıklarında, dahası devrimci ve antifaşist güçleri fütursuz faşist devlet terörü cenderesinde tuttukça, hatta burjuva muhalefetin CHP ve İYİP gibi başlıca iki partisini de dozajı artan tehditlerle yıldırdıkça, işçilerin ve ezilenlerin saflarında yeşeren insanca ve onurlu yaşam özlemini gemleyebileceklerini sanıyorlar.

Peki ya Erdoğan ve AKP muhalifi Millet İttifakı? O da sermayedarların Erdoğan yönetiminden memnuniyetsiz kesiminin siyasi sözcülüğünü, sermayenin genel çıkarlarının en etkin savunuculuğunu üstleniyor. "Erdoğan'dan ancak bize oy vererek kurtulabilirsiniz" bayağılığının enflasyon, pahalılık ve işsizlik karşısında ileri sürdüğü itirazların hepsi piyasa kurallarına bağlılık potasında toplanıyor. CHP'nin güncel ekonomi programı, merkez bankası faizini yükselterek ve emekçinin tüketimini kısarak enflasyonu kontrol altına almaktan, yani IMF standardında o bayatlamış anti-enflasyonist acı ilacı içirmekten başka bir şey değil. Bu acı ilacı 20 yıl önce hazırlayan IMF'ci Kemal Derviş'in ardılı olarak AKP eskisi Ali Babacan, fiilen Millet İttifakı namına, işçiler ve emekçiler için kemer sıkma programının yeni versiyonunu allayıp pullamakla meşgul.

Burjuva muhalefetinin cafcaflı sözlerinin arkasına, icraat sahasına bakıldığında, burjuva siyasi demagojinin içyüzü hemen görülebiliyor. Hayat pahalılığı ve yoksullaşma üzerinden muhalefet yürüten CHP, örneğin yönettiği Bakırköy Belediyesi'nde, yani Türkiye'nin en varlıklı ilçelerinden birinin belediyesinde, toplusözleşme masasında işçilere sıfır zam dayatmaktan geri kalmıyor. Faşist polis güruhu da ücretleri ortalama 1000 dolardan 500 dolara gerilemiş olan belediye işçilerinin bu sıfır zam dayatmasına karşı kurdukları grev çadırını kuşatma altına alıyor, grevle dayanışma gösterilerini engellemek için Bakırköy Özgürlük Meydanı'nı işgal ediyor. CHP'den medet uman sendikacıların İstanbul'un diğer ilçelerinde CHP'li belediyelere sattıkları grevlerin ardında kalmış eğitici hayal kırıklığıysa halen taze.

Sosyalizm, bu yıkıcı işsizliğin ve yoksulluğun, bu katlanılmaz hayat pahalılığının, işçinin ürettiğine el koyan bu asalaklığın yegane çaresi, bütünüyle sona ermesidir. Komünistler, Ekim devriminin 104. yıl dönümünü, bugünkü takvimle 7 Kasım'ı, devrimin emekçi insanlık için nasıl eşitlikçi ve özgürlükçü bir tarihsel çığır açtığını anlatan paneller düzenleyerek, sosyalizmin dünyayı nasıl kurtaracağını anlatarak karşıladılar. Şimdi yine, bunca işsizliğe, yoksulluğa ve pahalılığa karşı insanca ve onurlu bir yaşamın ancak sosyalizmde mümkün olduğunu, büyük sermayedarları ve onların faşist saray devletini yıkmanın tek hakiki çözüm olduğunu işçilere, yoksullara ve ezilenlere göstermeye hizmet edecek hummalı bir politik çalışmanın eşiğindeler.

Bu politik kitle çalışması, elbette ki, zamların ve pahalılığın, işsizliğin ve yoksulluğun derin acısını çeken emekçileri en acil talepleri ekseninde faşist şeflik rejimine karşı saflaştırma amacında. Komünistler, ev toplantılarında, işçi buluşmalarında, emekçi kadın kahvaltılarında, işçi ve işsiz gençler için mini konserlerde ya da sendikal haklar konulu söyleşilerde, işçilerin ve emekçilerin bağrında büyüyen hoşnutsuzluk ve tepkiye temas edecekler. Onları parti ve mücadele saflarında örgütlenmeye yöneltecekler. "Zamlara hayır" talebini yükselten kitle gösterilerinin, pahalılığa karşı emekçi mahallelerinde gündemleşen tencere-tava çalma pratiklerinin, elektrik ve doğalgaz şirketleri önünde düzenlenen fatura yakma eylemlerinin, yoksulluğa karşı pazar yerlerinde kurulan halk kürsülerinin ya da işten atmanın yasaklanması istemiyle oluşturulan işçi dayanışmalarının ortasında, insanca ve onurlu bir yaşam için mücadelenin örgütleyicileri olarak öne çıkacaklar.

Faşist şefin kitabını yazdığı ekonomide emekçiye insanca yaşam hakkı yok! Komünistlerin kitabındaki ekonominin ise emekçi insanlığın ihtiyaçlarını karşılamak gibi bir anlamı var!

*İşçi Sınıfı ve Ezilenlerin Sesi ATILIM gazetesinin 19 Kasım tarihli 37. sayı başyazısı.